Ana içeriğe atla

ABD’yle Suudi Arabistan’ın “özel ilişkisi” sürecek mi?

Birçok gözlemci, ABD-Suudi ilişkilerinde farklı, hatta zıt dış politika çizgileri nedeniyle gerilimden söz etse de iki ülkenin ortak menfaatleri sağlam ve kalıcı bir iş birliği zemini sağlıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
U.S. Secretary of State John Kerry gives a thumbs-up to Saudi Arabia's Foreign Minister Adel al-Jubeir after a check of his translation headset before their remarks to reporters alongside the Gulf Cooperation Council (GCC) ministerial meeting in Manama, Bahrain April 7, 2016. REUTERS/Jonathan Ernst      TPX IMAGES OF THE DAY      - RTSE25F

Bendeniz dâhil bazı gözlemcilerin ABD-Suudi ilişkilerinde tespit ettiği “gerilim” hakkında son aylarda çokça yazılıp çizildi. Bu tespite katılanlar Başkan Barack Obama yönetimi ile Suudi yönetimi arasında felsefi farklara odaklanıyor. ‘Obama doktrini’nin temel direklerinden biri, ABD’nin kendi güvenliğine ciddi ve yakın bir tehdit olmadıkça Orta Doğu’daki çatışmalara askeri olarak ve hatta belki de siyaseten bulaşmaması ilkesine dayanıyor.

Suudi Arabistan ise dış politikada çok farklı, hatta tamamen zıt bir yaklaşım benimsemiş görünüyor. Kimilerinin “Selman doktrini” dediği bu yaklaşım görüldüğü kadarıyla şu düşünceye dayanıyor: Bölgeyi sarsan görülmemiş çalkantı Suudi Arabistan’ın liderlik rolü üstlenmesini gerektiriyor. Buna göre Suudi Arabistan, ABD’nin bıraktığı boşluğu doldurmak ve bölgeyi bir nebze istikrara kavuşturmak için gerektiğinde güç kullanmaktan çekinmeyen, iddialı bir dış politika izlemeli.

İki taraf arasındaki siyasi görüş ayrılıkları yabana atılamaz ancak ABD-Suudi ilişkileri 70 senedir tesadüf eseri sürmüyor. Çok sayıda ortak menfaat iki ülkenin öngörülebilir gelecekte de önemli müttefikler olarak kalmasını sağlayacak. Bu özellikle ikili ilişkileri yıllardır ayakta tutan “petrol karşılığında güvenlik” denklemi için geçerli. ABD’nin kaya petrolü devrimiyle petrol ithalatı bağımlılığını azaltması, Suudi Arabistan ordusunun ise son yıllarda askeri kabiliyetlerini artırmasıyla bu denklem yeniden formüle edildi.

Öncelikle iki ülke yürüttükleri askeri harekâtlarda karşılıklı desteklerini sürdürüyor. Suudi Arabistan İslam Devleti olarak bilinen terör örgütünün Suriye’deki üslerini hedef alan ABD öncülüğündeki hava saldırılarına katılmakla kalmadı, bunu son derece aleni bir şekilde yaptı. Suudi Arabistan’ın bu operasyonlara açıkça destek vermesi, hatta Kral Selman Bin Abdül Aziz El Suud’un oğullarından birinin ilk sortilerden birini bizzat yapması ABD’nin bu girişimine uluslararası meşruiyet anlamında kritik bir unsur kattı. Daha sonra Yemen’de kendi savaşına odaklanan Suudi Arabistan katkısını son aylarda azaltmış olsa da ABD önderliğindeki koalisyona katılarak harekâtın Batı’nın Müslümanlara karşı yürüttüğü bir “haçlı seferi” olarak gösterilmesini zorlaştırdı. Harekâtın tüm insanlığa kasteden İD’e uluslararası toplumun verdiği karşılık olduğu savı da Suudi Arabistan’ın katılımıyla güçlendi. Öte yandan ABD de Yemen’de İran destekli Husi isyancılarla eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih yandaşlarına karşı Suudi öncülüğünde yürütülen harekâta kritik önemde istihbarat ve lojistik destek sağlıyor. ABD Yemen’deki istikrarsızlık ve şiddetten Husileri sorumlu tutan ve Suudilere uluslararası destek sağlayan BM kararını destekledi, ayrıca sivil zayiatın asgari düzeyde olmasını teminen Suudi Arabistan’a danışmanlar gönderdi.

İki ülke istihbarat toplama ve terörle mücadele alanlarında da çok yakın iş birliği içinde. Suudi İçişleri Bakanı Veliaht Prens Muhammed Bin Nayif’in ABD’ye ilettiği kritik bilgiler sayesinde 2010’da son derece kanlı olabilecek bir terör saldırısının ABD güvenlik güçlerince engellendiği biliniyor. İki ülke teröre finansmanı engellemek için de 2004’ten bu yana uyum içinde çalışarak belli şahısları ve kuruluşları terör destekçileri listesine alıyor.

Suudi Arabistan, silah alımı ve askeri eğitim konularında da tercihini açıkça ABD’den yana kullanmaya devam ediyor. Obama yönetimi 2010’da Suudi Arabistan’a ABD tarihinde bir rekor olan 60 milyar dolarlık silah satışını onayladı, mayıs 2015’teki ABD-Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) zirvesinde ise Körfez ülkelerinin güvenliğine desteğini teyit ederken silah satışlarını hızlandırma sözü verdi. Son haberlere göre Washington o günden bu yana KİK ülkelerine 33 milyar dolar tutarında silah satışlarını onayladı

Kuşku yok ki Selman’ın ocak 2015’te tahta çıkmasından bu yana Suudi Arabistan’la alakalı uluslararası medyanın en çok dikkatini çeken konu Suudilerin Yemen’de önderlik ettiği “Arap koalisyonu” oldu. Yemen harekâtı, Suudi Arabistan’ın yıllardır tercih ettiği sessiz, perde arkası diplomasiden muazzam bir kayışı temsil ediyor. Haberlerin pek çoğu, harekâtın kamuoyundaki yüzü ve muhtemel mimarı olarak görülen İkinci Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’a yoğunlaştı.

Suudi Arabistan’ın dış politikadaki çizgi değişikliği hayli önemli olmakla beraber, Ekonomi ve Kalkınma Konseyi’ne de başkanlık eden İkinci Veliaht Prens’in önerdiği ve hâlihazırda değerlendirdiği ekonomik reformlar Suudi Arabistan’ın ekonomisi ve geleceği bakımından çok daha kalıcı sonuçlar doğurabilir.

Muhammed, Batı basınına son dönemde verdiği demeçlerde Suudi Arabistan’ın petrole bağımlılığını azaltma niyetini ortaya koydu. Hâlihazırda gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 40’ı, hükümet gelirlerinin de yüzde 80’i petrolden geliyor. Prens bazı devlet kuruluşlarını özelleştirmek istediğini, milli petrol şirketi Aramco’nun yaklaşık yüzde 5’inin halka arz edileceğini söylüyor. Ayrıca bu geçiş sürecini teşvik amacıyla yabancı yatırımcıları da çekmek istediğini vurguluyor.

Muhammed eylül 2015’te ABD’li şirketlere Suudi ekonomisinin geleceğine dair vizyonunu anlatırken yüz milyarlarca dolarlık iş olanaklarından söz etti. ABD’deki bu heyete başkanlık eden Selman da ilk resmi ziyareti için ABD’yi özellikle seçtiğini anlattı.

Muhammed, yakın zamanda verdiği bir mülakatta ABD-Suudi ilişkilerinin son durumu sorulduğunda şöyle dedi: “Biz kendimizi ABD için Orta Doğu’da başlıca müttefik olarak görüyoruz, ABD’yi de kendimiz için müttefik telaki ediyoruz.” Şunu da belirtmek gerekir ki son üç haftada Senatörler Lindsey Graham ve Ben Cardin ile Temsilciler Meclisi Başkanı Paul Ryan başkanlığında üç ayrı Kongre heyeti Suudi Arabistan’ı ziyaret etti ve Selman dâhil üst düzey yetkililerle görüştü.

Bir başka önemli nokta olarak binlerce Suudi aile üniversite eğitimi için çocuklarını ABD’ye göndermeye devam ediyor, binlercesi de turistik amaçlarla veya tedavi amaçlı geliyor. Suudilerin yıllardır ABD’ye gitmesi, ABD’li şirketlerin de Suudi ekonomisinin can damarı olan petrol sektörünün geliştirilmesine katkı yapmış olması Amerikalılara karşı küçümsenmemesi gereken bir düzeyde yakınlık, rahatlık ve hatta güven yaratmıştır. Uzun sözün kısası ABD-Suudi ilişkileri “özel” olmaya devam edecektir.

More from Fahad Nazer

Recommended Articles