Ana içeriğe atla

Zarrab’ın tutuklanması Erdoğan için kötü haber

Türkiye’de rafa kaldırılan yolsuzluk ve rüşvet davasının kilit ismi Zarrab’ın 4 farklı suçtan ABD’de tutuklanması Ankara’da alarm zilleri çaldırdı.
Detained Azerbaijani businessman Reza Zarrab (C) is surrounded by journalists as he arrives at a police center in Istanbul on December 17 ,2013. Turkish police detained more than 20 people including the sons of three cabinet ministers and several high-profile businessmen on December 17 in a probe into alleged bribery and corruption, local media reported. Prime Minister Recep Tayyip Erdogan's ruling Justice and Development Party (AKP), which boasts of being pro-business, has pledged to root out corruption, a

ABD’nin İran’a yaptırımlarını baypass etmek için kurulan para transferi ağının merkezinde yer alan işadamı Reza Zarrab’ın Türkiye’de yolsuzluk soruşturması çerçevesinde tutuklanıp hükümetin müdahalesiyle bırakıldıktan aylar sonra ABD’de tutuklanması siyasetin nabzını yükseltti.

Zarrab’ın tutuklanacağını bile bile anlaşma olmadan ABD’ye gitmeyeceği, savcıyla uzlaşıp konuşması halinde soruşturmanın Türkiye’deki yetkililere uzanacağı, bu şekilde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan üzerinde siyasi baskı kurulacağı yönünde iddialar sökün etti.

Zarrab aleyhine iddianameyi hazırlayan New York Güney Bölge Savcısı Preet Bharara bir anda Türk muhalefetinin gözdesi haline geldi. Bharara’nın “Reza Zarrab Manhattan’da bir mahkeme salonunda Amerikan adaletiyle yüzleşecek” mesajının ardından Twitter’da 3 bin olan takipçi sayısı Türklerin hücumuyla roket gibi fırladı. Savcıyı tebrik eden, sevgilerini gönderen, hediye teklif eden, hükümetle bağlantılarını araştırmasını tavsiye eden, Türkiye’deki soruşturmada ortaya çıkan içerikleri paylaşan yüzlerce mesaj bırakıldı.

İktidar kanadı da boş durmadı, kimileri savcıyı Amerikan komplosunun parçası olmakla suçladı. Sabah gazetesi savcının bir plaketle çekilmiş fotoğrafındaki plaketin üzerine Gülen Cemaati’ne ait Kimse Yok Mu Derneği’nin logosunu monte ederek Bharara’yı FETÖ'cü yani “Fethullah Gülen Terör Örgütü” üyesi ilan etti.

Hükümet ise altın ihracatı ödülüne layık görüp taltif ettiği bir işadamının tutuklanması karşısında sessizliğe büründü. Normal koşullarda herhangi bir işadamının yurtdışında tutuklanması olay olurdu. Zarrab’ın iş çevirdiği HalkBank ise soruşturma ile ilgisinin bulunmadığını açıklasa da borsadaki hisseleri bir günde yüzde 8.7 düşüş yaşadı.

Zarrab’ın New York’ta çok çetin dosyaların erbabı bir savcı tarafından tutuklanması, 17-25 Aralık 2014’teki yolsuzluk ve rüşvet dosyalarının kapatılmış olması nedeniyle Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Soruşturmada adı geçen dört bakan dokunulmazlık zırhı sayesinde kurtulmuştu. Hükümet ucu Erdoğan’a kadar varan dosyayı, soruşturmayı yürüten savcı ve polisleri görevden alıp, karşı dava açtırarak savuşturmuştu.

Kapatılan soruşturmaya göre ticaret ambargoları çerçevesinde Mart 2012’den itibaren döviz transfer sistemi SWIFT’in İran’a kapatılması nedeniyle sıkışan Tahran, Türkiye’de Halkbank üzerinden dönen bir çarkı kullandı. Bu çarkla, SWIFT sorgulamaları delindi. Önce Çin’de paravan firmalar kuruldu. Bu firmalar adına açılan banka hesaplarına, İran’daki bankalardan ihracat ödemesiymiş gibi havale yapıldı ve bu işlemler için sahte evrak düzenlendi. Çin’e gelen paralar hemen Türkiye’de kurulan paravan veya gerçek firmaların hesabına ihracat ödemesi olarak gönderildi. Bu paralarla satın alınan altın Dubai üzerinden İran’a ulaştırılıyordu. Dubai’den 5 bin ton kapasiteli gemilerle 100 bin ton buğday getirilmiş gibi konşimentolar düzenlendi.

Türkiye de satın aldığı petrol ve doğalgaza karşılık İran’a altınla ödeme yapıyordu. Bunun için Türkiye İran’a Halkbank’ta hesap açtı. İran hesaplarda biriken dövizleri altına çeviriyordu. Bu çarkın gerektirdiği altını karşılamak için de yurtdışından ithalat yapılıyordu. İran’a üç yılda 8 milyar dolarlık altın gitti. ABD bu transferi önlemek için Temmuz 2013’te İran’a altın ihracatını da yasakladı. Bu yüzden 13 milyar dolarlık ithal altının önemli bir bölümü Türkiye’de birikti. Türkiye’deki soruşturmanın nedeni bu sistem değil bu transfer çarkında alınan rüşvetlerdi. Türk vatandaşlığına geçtikten sonra Rıza Sarraf ismini alan Zarrab işlerini Türkiye’de bakan ve çocuklarıyla geliştirdiği ilişkiler sayesinde yapıyordu. İddianameye göre Zarrab dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a binde 3-4 oranında komisyon yani rüşvet ödüyordu. İki yılda Çağlayan’a 103 milyon TL, Halk Bank Müdürü Süleyman Aslan’a da 16 milyon TL ödendi. Bütün bu operasyonların o zaman başbakan olan Erdoğan’ın bilgisi dahilinde yürüdüğüne inanılıyor.

ABD’deki soruşturma dosyasında ise suçlamalar daha kapsamlı. Savcı Zarrab ve diğer zanlılar hakkında ABD’yi dolandırmaktan beş yıl, İran’a yönelik yaptırımları düzenleyen Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası’nı ihlal etmekten 20 yıl, bankacılık sahtekârlığından 30 yıl ve karapara aklamaktan 20 yıl hapis cezası istiyor.

Savcı ayrıca Zarrab’ın tüm malvarlığına el konulmasını talep ediyor. Zarrab’ın Türkiye’de aralarında MAPNA Group, Royal Holding, Durak Döviz Exchange, Al Nafees Exchange, Royal Emerald Investments, Asi Kıymetli Madenler Turizm, ECB Kuyumculuk ve Güneş General Trading’in de bulunduğu çok sayıda şirketi var. İddianamedeki delillerden biri Zarrab’ın İran Merkez Bankası Başkanı’na hitaben 3 Aralık 2011’de yazdığı mektup. Mektupta Zarrab yaptırımlara karşı ekonomik cihada hazır olduğunu belirtiyor.

İddianameye göre Zarrab Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde yaptırımları delmek için bir şirketler ağı kurdu. Para transferinde Royal Holding'de çalışan İranlı Kamelya Cemşidi ve Mellat Exchange yöneticisi Hüseyin Necafzade de rol aldı.

İddianameye göre Zarrab ve adamları arasındaki e-posta yazışmalarında para transferlerine dair şu bulgulara ulaşıldı:

  • 26 Ocak 2011’de Al Nafees Exchange’ten Bank Mellat adına uluslararası para transferi yapması talep edildi. MAPNA adına Kanada’da bulunan bir şirkete 953.288 dolar gönderilmesi istendi.

  • 27 Ocak 2011’de Royal Emerald Investments Birleşik Arap Emirlikleri’nden Kanada’ya bir ABD bankası aracılığıyla 953.289 dolar yolladı.

  • 28 Şubat 2011’de Çin’de bir şirkete 35.900 dolar yollaması istendi.

  • 2 Mart 2011’de Asi Kıymetli Madenler, bir ABD bankası üzerinden Çin’deki bir şirkete 35.900 dolar yolladı.

  • 9 Mart 2011’de Hong Kong’da bir şirkete 9 bin 225 dolar gönderilmesi talep edildi.

  • 24 Mayıs 2011’de 3.711.365 euroluk bir transferin ABD’li bir banka tarafından bloke edildiği bildirildi.

  • 31 Mayıs 2011’de Mellat Exchange’e 30 milyon dolar yollaması talep edildi.

  • 7 Ocak 2013’te ECB Kuyumculuk adına Türkmenistan’da bir enerji şirketine 600 bin dolar yollaması istendi.

  • 16 Ocak 2013’te Güneş General Trading adına BAE’de kurulu bir Türkmenistan şirketine 1 milyon dolar göndermesi istendi.

  • 16 Ocak 2013’te Güneş General Trading bir ABD bankasını kullanarak BAE’deki Türkmenistan şirketine 999.907 dolar gönderdi.

İddialara göre Zarrab İran’daki ortağı Babek Zencani hakkında idam kararı çıkınca İran’da ölmektense peşindeki ABD’ye teslim olup indirimli hapsi tercih etti. Savunma için ünlü avukatlık bürosu Baker&McKenzie'yi tutan Zarrab’ın anlatacaklarıyla kimleri yakacağı merak konusu. Erdoğan’ın ABD, Rusya ve AB ile restleşme içinde olduğu bir dönemde Zarrab’ın Amerikan adaletinin eline düşmesi, “Acaba Erdoğan için düğmeye mi basıldı” sorusunu sordurtuyor. Eski AKP Milletvekili Fevzi İşbaşaran sosyal medyada çok cesur iddialar ortaya attı:

“Zencani idam cezasını alınca Zarrab harekete geçti. Zarrab’ı İstanbul’da ölüm korkusu sarmıştı. Onu koruyan güç onu mafyaya teslim etmişti. Zarrab’ı koruyan güç, izleri silmek için Zarrab’ı ortadan kaldıracaktı. Zarrab’ın yaşaması artık zarar veriyordu. Zarrab yolun sonuna geldiğini gördü, değil Amerika Avrupa’ya gidemiyordu. Büyük ihtimalle Amerika ile irtibata geçti. Çünkü sorun ABD. Zarrab Miami’ye indiğinde FBI’ın kendisini tutuklayacağını bilmemesi imkansız. Belli ki arada CIA-FBI’ın adamları var. Zarrab konuşursa az ceza alır ve servetinin bir kısmını kurtarır. Zarrab karakter olarak zayıf biri. Türkiye’de tutuklandığında hemen dışarıya haber göndermişti. ‘Beni çıkarmazsanız konuşurum’ demişti. Zarrab konuşursa Türkiye’deki 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu uluslararası davaya dönüşür.”

Hürriyet gazetesinin Washington temsilcisi Tolga Tanış da bu işin ucunun Türkiye'ye uzanacağını savundu: “İddianamede 17-25 Aralık soruşturmalarına atıf var."

Eski CHP Milletvekili Dr. Aykan Erdemir ise “Zarrab’ın kendi cezasını hafifletmek için savcılık ile yapacağı pazarlıklar yeni isimler hakkında da tutuklama kararlarına yol açabilir. Bu da pek çok siyasetçi, bürokrat ve iş insanı tutuklanma korkusuyla ABD ziyaretlerinden kaçınabilir” dedi.

ABD daha önce Zarrab’ın çarkıyla ambargoları delen Ankara’yı uyarmıştı. 2011-2015 arası İran’a ambargoları takip eden eski Hazine Bakanlığı Müsteşarı David Cohen CIA Başkan Yardımcılığı koltuğuna oturmadan önce birkaç kez bu konuda Ankara’yı ziyaret etmişti.