Ana içeriğe atla

Suudiler Lübnan’a 4 milyar dolarlık yardımı niçin iptal etti?

Lübnan’a söz verdiği milyar dolarlık yardımları iptal eden Suudi Arabistan Lübnan’ı “cezayla terbiye etme” tavrını gözden geçirmeli. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Lebanese Army soldiers on their military vehicles take part in a military parade to celebrate the 70th anniversary of Lebanon's independence, in downtown Beirut November 22, 2013. REUTERS/Mohamed Azakir (LEBANON - Tags: ANNIVERSARY POLITICS MILITARY) - RTX15OH2

Suudi Arabistan’la İran’ın rekabete tutuştuğu, Şii Hizbullah’ın Lübnan’da nüfuzunu artırdığı şu günlerde Suudi Arabistan’la Lübnan arasında alttan alta süren gerilimin patlaması an meselesiydi. Görünen o ki Suudi Arabistan gerçekten de fevri davranıyor. Bu tavır, Lübnan’ı Suudi nüfuz alanına geri çekmek yerine zaten gergin olan ilişkileri iyice bozabilir.

Suudi Arabistan 19 Şubat’ta Lübnan ordusuyla Lübnan güvenlik teşkilatına vermeyi planladığı 3 milyar ve 1 milyar dolarlık yardımları iptal ettiğini açıkladı. Söz konusu para Lübnan’ın Fransa’dan alacağı askeri teçhizat için kullanılacaktı. Yapılan açıklamada iptal kararının Tahran’daki Suudi Büyükelçiliği’ne ocakta yapılan saldırının Lübnan tarafından kınanmaması üzerine yaptırım olarak alındığı belirtildi.

Hizbullah ise Suudi Arabistan’ın Yemen’deki harcamalarına ve düşen petrol fiyatlarına işaret ederek kararın arkasında mali kaygılar olduğunu öne sürdü.

Birkaç gün sonra Suudi Dışişleri Bakanlığı Suudi vatandaşlarına Lübnan’a gitmeme çağrısında bulundu. Çok geçmeden Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Bahreyn bu uygulamaya destek verdiklerini bildirdiler.

Yatırım konularıyla ilgili bir Suudi yetkilisi ise Körfez vatandaşlarının Lübnan’daki mallarını, tatil evlerini satmaya başladığını söyledi. Yetkili ayrıca Körfez devletlerinde inşaat ve otelcilik gibi sektörlerin orta yönetim kademelerinde yaklaşık 300 bin Lübnanlının çalıştığını belirtti.

Suudiler bu radikal kararla sadece Lübnan’ın baskı altında kalacağına inanıyor olsa da Suudi Arabistan’da Lübnanlıların yönettiği ticari ve siyasi yapıların, medya ağlarının sayısı düşünüldüğünde her iki ülke de etkilenecek. Lübnan doğal kaynakları olmayan ufak bir ülke olmasına rağmen Suudi Arabistan için her zaman önemli oldu. 17 yıl süren iç savaştan önce Orta Doğu’nun bankacılık merkezi olan Lübnan, Suudi devletinin kuruluşundan itibaren Suudilerin siyasi menfaatlerine aracılık etti.

Ufak bir ülke olması nedeniyle Lübnan 1960’larda büyük Arap güçleri arasında tampon bölge hâline geldi. Milliyetçi rejimlerle geleneksel monarşileri karşı karşıya getiren Arap Soğuk Savaşı’nda Lübnan gerilimlerin ortasında kaldı. Lübnan, tahrikçi ve boş devrim söylemine karşı Suudi Arabistan’ın siper alabileceği bir yerdi. Beyrut ve Seyda’daki Lübnanlı Sünniler koyu Arap milliyetçisi olsa da Suudi Arabistan’la olan ticari menfaatleri onların Riyad’daki hükümdarlara karşı devrimci tavır alma heveslerini bastırdı. Bu kesimler yaşadıkları toplumda yılmadan Suudi menfaatlerini savundular ve Lübnan’ı Suudi Arabistan’la ilişkilerinde hizmetkâr konumuna soktular.

Ancak 2005’te Suudi vatandaşı da olan Lübnan Başbakanı Refik Hariri suikasta kurban gidince ve ardından oğlu Saad zayıf bir başbakanlık ortaya koyunca Lübnan’daki Suudi nüfuzu ciddi ölçüde geriledi. O günlerde Lübnan zaten yavaş ama istikrarlı biçimde Suudi Arabistan’ın baş düşmanları İran ve Suriye lideri Beşar Esad’ın kampına kayıyordu.

2006’da yüzlerce cana mâl olan, Lübnan’ın altyapısını çökerten 34 günlük İsrail-Lübnan Savaşı bardağı taşıran son damla oldu. Hizbullah, Lübnan hükümeti, Fas’tan Irak’a kadar Arapların büyük çoğunluğu bu savaşı bir bütün olarak Lübnan’a yapılmış saldırı olarak görürken Suudi rejimi savaşa mezhep merceğinden, İran’la husumeti bağlamında baktı. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah bu savaşta Arap dünyasında lider konumuna yükselirken Riyad’da oturan İki Kutsal Caminin Hizmetkârı endişeye kapıldı. “Direnişin kahramanı” diye anılan Nasrallah, bu şanlı konumunu Suriye’de Esad lehine müdahil olana kadar korudu. Müdahaleyle birlikte birçok Arap Nasrallah’a olan hayranlığını gözden geçirmeye başladı.

2006 savaşında Hizbullah’ı suçlayan Suudiler, örgütün savaşa giden günlerde İsrail askerlerini kaçırarak İsrail’i tahrik ettiğini savundular. Suudi âlimler, güney Lübnan ve Beyrut’un Dahiye banliyösünde ağır bombardımanlara maruz kalan Lübnanlı Şiilere yardım ve bağış yapılmasını haram kılan yorumlar yayımladılar. Suudi aydın Muhammed El Ahmeri gibi savaşa mezhepçi pencereden bakılmasını kınayan Suudiler ise Selefi Vahhabi çevrelerin saldırısına uğradı. Bu insanlar Nasrallah’ın karizması ve büyüsüne kapılmış, yolunu şaşırmış kişiler olarak yaftalandı.

2006’da Suudi Arabistan’da hâlâ makul, mezhepçi olmayan sesler duyulabiliyordu. Bugün ise konu Lübnan’la ilişkiler olunca meydan sadece hoşgörüsüz fikirlere açık.

Artmakta olan gerilimler Suriye, Irak, Yemen gibi sıcak noktaların yanı sıra başka yerlerde de patlamaya hazır, zaman ayarlı bir jeopolitik bomba olmanın ötesinde Arap devletleri arasında ve bu devletlerin içinde huzursuzluk çıkarma riski taşıyor. Lübnan bu gerilimlerin son kurbanı. Küçük bir ülke olan, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinde çalışan vatandaşlarının gönderdiği dövizlere bel bağlayan Lübnan için bunun yüksek bir maliyeti var.

İkinci Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ın yeni liderlik anlayışıyla Suudi Arabistan’ın Lübnan gibi geleneksel Arap dostlarına karşı bile diplomasiyi terk ettiği ve şahin bir çizgi benimsediği görülüyor. Prens belki de sırf süper güçlere bakarak bazı şeyleri öğrenebilir. Zira süper güçler de birçok zaman yaptırım uygulamak yerine diplomasi yoluna gitmek zorunda kalıyor. Maddi yardımları baskı aracı olarak kullanarak başkalarına boyun eğdirmeye çalışmak yerine zorlu siyasi krizleri yöneterek kontrol altına almak, eski dostların geri kazanılmasında belki daha etkili bir yöntem olabilir.

Bölgesel bir güç olarak mezhepçi siyasetiyle bu denli kutuplaştırıcı olan Suudi Arabistan, Lübnan’a karşı “cezayla terbiye etme” tavrından vazgeçerse kendisi de fayda sağlar. Ümit edelim ki Suudi yönetimi güçlünün her zaman haklı olmadığını iş işten geçmeden idrak eder.