Ana içeriğe atla

İsrail’le Mısır’ın gizli aşk ilişkisi

37 sene önce imzalanan İsrail-Mısır barış anlaşmasından bu yana iki ülke güvenlik alanında iş birliği yapıyor. Ancak bu iş birliği Sisi rejimiyle görülmemiş bir seviyeye ulaştı. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
467616254.jpg

Mısırlı vekil ve televizyon programcısı Tevfik Okaşa 24 Şubat’taki girişimiyle Pandora’nın kutsunu açtı. Sivri dilli, pervasız Okaşa bir başka vekil olan Kamil Ahmet’in ayakkabılı saldırısına uğrasa da Mısır medyası ve kamuoyunun vahşi taarruzlarına maruz kalsa da istifini bozmadı. Okaşa, İsrail’in Mısır Büyükelçisi Haim Koren’i 24 Şubat akşamı evinde yemeğe davet ederek medyanın “normalleşme suçu” dediği suçu işledi. Hatta daha da ileri giderek büyükelçinin şahsına, İsrail-Mısır iş birliğine, ikili ilişkilerin normalleşmesine övgüler dizdi.

Yukarılardan birinin göz kırpması olmasa Mısırlı vekil büyükelçiyi davet etme cesareti gösteremezdi. Yani Okaşa, cumhurbaşkanından ordu ve istihbarata kadar rejimin üst kademelerinde İsrail’in Mısır için önemli, güçlü bir müttefik olarak görüldüğünü biliyor. Ancak “öteki Mısır” yani alt kademeler bu değişimi henüz sindirmiş değil. Mısır’da siyasetçilerin, kanaat önderlerinin, gazetecilerin, yazarların büyük bölümü gibi geniş halk kitleleri de Yahudi devletine hâlen şeytani bir oluşum, ezeli ve adeta mitolojik bir can düşmanı olarak bakıyor. Bu bakış açılarını değiştirmek için de hâlihazırda bir sebep görmüyorlar.

İsrail-Mısır barış anlaşması 37 sene önce mart 1979’da İsrail Başbakanı Menahem Begin, ABD Başkanı Jimmy Carter ve Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın katılımıyla Beyaz Saray’ın bahçesinde düzenlenen törenle imzalandı. Yıllar içinde birçok çalkantıyı sağ salim atlatan bu anlaşma etkileyici bir istikrar sergiliyor ama Mısır halkının hayatında herhangi bir etki doğurmuyor. Ortada normalleşme yok. Mısır muhaberatı Mısır vatandaşlarının İsrail’e gitmesini yasaklamış durumda. Resmi İsrail mercileriyle iş birliğine dair en ufak bir belirti veya ima, kültürel etkinliklerde, sinema ve edebiyatta İsrail’e dair en ufak bir işaret anında hakaret, sövgü ve şiddetten oluşan dikenli bir duvarla karşılaşıyor.

Mısır ve İsrail olaylı, gizli kapaklı bir aşk ilişkisi yaşıyor. İsrail ordusunun uyguladığı sansür iki devletin derinleşen iş birliğine dair ayrıntı yayımlanmasını yasaklıyor. Oysa Mısır Cumhurbaşkanı Abdül Fettah El Sisi, mart 2015’te Washington Post’a verdiği demeçte Başbakan Benjamin Netanyahu’yla bazen ayda birkaç kez olmak üzere sık sık konuştuğunu söylemişti. Aslında Sisi Netanyahu’yla çok daha sık görüşüyor. Sadece Netanyahu’yla da değil.

Mısır’ın yakın müttefik listesinde İsrail başı çekiyor. İki ülkenin bu kadar çok menfaatinin bu denli örtüştüğü, birbirini bu denli tamamladığı başka bir dönem herhalde olmamıştır. İsrail ve Mısır’ın düşman listeleri bile az çok aynı isimlerden oluşuyor.

Sisi, oldukça kullanışlı bir yöntemle bir yandan İsrail’in istihbarat, deneyim ve gücünden güzel güzel yararlanıyor, diğer yandan ise kitlelerin İsrail’e sövüp saymasına, İsrail’in bir şeytan ve günah keçisi gibi Mısır’ın tüm sosyoekonomik sorunlardan sorumlu tutulup öfkenin kanalize edildiği bir araç olmasına izin veriyor. Tüm bunlara rağmen Sisi’yle İsrail’in tepe kademeleri arasındaki yakınlık yüzeysel bir ilişki değil. Kimliğinin gizli kalması kaydıyla konuşan kıdemli bir İsrail güvenlik kaynağı şöyle diyor: “Sisi durumun farkında. Bölgede kime güvenebileceğini, kime güvenemeyeceğini çok iyi görüyor. Mısır için neyin iyi olduğunu biliyor ki mevcut koşullarda Mısır için iyi olan İsrail için de iyi.”

Koren, Okaşa’nın sofrasında yemek yedikten sonra Kanal 10’a verdiği demeçte kendisinin de son dönemde Sisi ile birkaç kez yüz yüze görüştüğünü dile getirdi. Bu da örneği görülmemiş bir durum. Sisi dönemine kadar İsrail sefirleri Mısır’da dışlanan paryalar konumundaydı. Bulundukları ülkeden tamamen kopuk şekilde tecrit edilmiş sefaretlerinde öylece otururlardı. Biraz nefes alıp insan içine karışmak için hafta sonlarını İsrail’de geçirirlerdi. Şimdi aniden İsrail büyükelçisi sık sık cumhurbaşkanlığı makamında ağırlanan, sıcak karşılanan bir misafir oldu.

Uzun yıllar orduda general olarak hizmet veren Sisi, İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Gadi Eizenkot’u şahsen ve yakından tanıyor. İkisi bir zamanlar Mısır ve İsrail ordularında mevkidaş konumundaydı. Dolayısıyla aralarındaki iş birliği eskiye dayanıyor. Aynı dili konuşuyorlar, birbirlerine saygı duyuyorlar. Sisi ve generalleri İsrail ordusunun diğer üst kademeleriyle de yakın ilişkilere sahip.

Mısır ve İsrail yıllardır ilk defa ellerindeki istihbaratı neredeyse eksiksiz paylaşıyor. Bu bilgiler çoğunlukla İslam Devleti’nin (İD) Sina Yarımadası’ndaki koluyla ilgili. İki ülke İD ve Hamas’a karşı yürüttükleri ortak mücadelede birbirine güveniyor. Adının açıklanmasını istemeyen kıdemli bir İsrail askeri yetkilisi Al-Monitor’a şöyle diyor: “Mısır için Müslüman Kardeşler Nazilerden farklı değil. Hamas da Müslüman Kardeşler’in bir kolu olarak algılandığı için ortadan kaldırılması gereken bir düşman olarak görülüyor. En son İslam Devleti de bu denkleme katıldı ve o da aynı kategoride yer alıyor.”

İsrail yıllarca Hamas’ın tünellerini kapatması için Mısır’a yalvardı. Bu tüneller sayesinde Gazze adeta bir silah, roket ve füze deposuna dönüşmüştü. Devrik Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve halefi Muhammed Mursi dönemlerinde Mısır parmağını bile oynatmadı sayılır. Atılan adımlar gönülsüzdü ve fiiliyatta fazla etki doğurmadı. Buna karşın Sisi işe dört elle sarıldı ve Mısır tüm tünelleri yıktı. Kimi tünellere deniz suyu basılırken kimisi de doldurularak kapatıldı.

Mısır bunu hiç şüphesiz kendi menfaatleri için yaptı. İsrail’in de katkıda bulunduğu istihbarat bilgilerine göre Sina Yarımadası’nda faaliyet gösteren ve İD’in yerel koluna dönüşen Ensar Beyt El Makdis örgütü ile Hamas arasında sıkı bir eş güdüm var. İD’e topyekûn savaş ilan eden Sisi, İsrail’den pek çok farklı alanda aldığı büyük destekler olmasaydı hiçbir sonuca ulaşamazdı. Adının açıklanmasını istemeyen üst düzey bir İsrail askeri kaynağına göre “Mısır ordusunun İD’le mücadeledeki etkinliği istihbarat, isabet ve süratli tepki bakımından giderek artıyor. Mısırlılar Hamas’ın İD’e askeri uzmanlar sağladığını, Sina’da yaralanan İD militanlarının Gazze’de tedavi edildiğini, iki taraf arasında doğrudan ve yakın bir bağ olduğunu biliyorlar. Bu nedenle Gazze Şeridi ile Sina arasında tüm geçiş yollarını engellemeye çalışıyorlar.”

İsrail ordu yetkililerine göre İD için ölüm çanlarını çaldırmanın, örgütü kesinkes bertaraf etmenin mümkün olduğu bir yer varsa o da Sina Yarımadası’dır. Bir yetkili şöyle konuşuyor: “Burada izole bir yarımada söz konusu. İD dış dünyadan kopuk, Mısır ve İsrail tarafından çevrelenmiş durumda. Gücü sınırlı. Topu topu birkaç yüz militandan söz ediyoruz. Yani her şey bir kararlılık ve irade meselesi. Sisi kalıcı bir irade ortaya koyabilirse Sina’da tarihi bir zafer kazanabilir.”

Gazze Şeridi’ne gelince Mısır ve İsrail’in menfaatleri burada paradoksal bir şekilde ayrışıyor. Hamas’a topyekûn savaş ilan eden Mısır Gazze Şeridi’ni kapattı, kilidi de denize attı. İsrail ise şunu idrak etmiş durumda: Gazze fokurdayan bir düdüklü tencere misali 2014 Koruyucu Hat Harekâtı’nda olduğu gibi yine İsrail’in yüzüne patlayabilir. İsrail’deki siyasal iktidar, Gazze’de bir deniz limanı açılmasını öneren askeri yönetimin taleplerini reddetse de Gazzeli işçilerin İsrail’de çalışabilmesine ilişkin öneriler ve bölgedeki yaşam koşullarını iyileştirme gayretleri İsrail’in durumu çok iyi kavradığını gösteriyor. Mısır ise bu unsurları çok daha az hesaba katıyor. Ne de olsa Gazze patladığında bu, Mısır’ın değil İsrail’in problemi oluyor.

More from Ben Caspit