Ana içeriğe atla

Türkiye’nin Musul hamlesi neden duvara çarptı?

Türkiye’nin Musul ile ilgili hamlesi Türkmenlerin bile tepkisini çekiyor. Yanlış hesap bir kez daha Bağdat’tan dönüyor.
Turkish soldiers in a tank and an armored vehicle patrol on the road to the town of Beytussebab in the southeastern Sirnak province, Turkey, September 28, 2015. Five children were wounded on Monday when a bomb tore through a street in the Turkish city of Diyarbakir, hospital officials said, where deadly clashes in recent weeks have followed the collapse of ceasefire by Kurdish militants. A separate blast in the town of Tatvan wounded five soldiers when their vehicle passed over an explosive left in a ditch

Türkiye uçağını düşürdüğü Rusya’nın ardından bir diğer kritik komşusu Irak’la da Musul’a asker gönderdiği için gerilim yaşıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Musul’a 20 kilometre mesafede Başika’da kurulan kampa tanklar eşliğinde asker gönderince Irak Başbakanı Haydar El İbadi Türk askerlerinin çekilmesi için 48 saat süre verdi. İbadi Türkiye askerlerini çekmezse BM Güvenlik Konseyi’ne gitmek dahil mümkün olan her türlü seçenekleri kullanacaklarını duyurdu. Irak Savunma Bakanı Halid El Ubeydi de Bağdat'ın bilgisi dışında gönderilen ve sayısı bini bulan Türk askeri gücünün eğitim misyonu için ‘fazla olduğunu’ belirtti.

Bunun üzerine Başbakan Ahmet Davutoğlu İbadi’ye mektup yazarak “Irak hükümetinin hassasiyetleri giderilinceye kadar Başika'ya kuvvet intikali gerçekleştirilmeyeceğini” belirtti. Ancak mektup fazla işe yaramadı. Irak Dışişleri Bakanı İbrahim El Caferi, sürenin dolmakta olduğunu hatırlatıp Türkiye'nin askerlerini çekmemesi durumunda konuyu BM’ye taşıyacakları uyarısını yineledi. Bunun üzerine TSK, sınırda bekletilen 350 kişilik yeni birliğin sevkinin durdurulduğunu ancak Başika'da bulunan 600 askerin şu aşamada geri çekilmeyeceğini açıkladı.

Krizi tetikleyen şey koordinasyonsuzluk. Irak hükümeti, İslam Devleti’ne (İD) karşı askeri yardımların Bağdat üzerinden yapılmasını ve Savunma Bakanlığı ile koordinasyon yapılmasını şart koşuyor. Irak’la savunma ve iş birliği anlaşması olan ABD yönetimi de bu hassasiyete riayet ediyor. Dönemin Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu bu meseleyi 4 Kasım’da Erbil temasları sırasında Kürt yönetimiyle konuşmuş. Iraklılara göre Davutoğlu’nun 20 Aralık 2014’te Bağdat’a yaptığı ziyarette dile getirilen yardım talebi, yardımların Savunma Bakanlığı aracılığıyla yapılması şartına bağlandı.

Irak, Türkiye’nin en kolay ve dikkatsizce hata yaptığı yer. Birkaç neden sıralanabilir:

  • 1991’den itibaren Irak’ın kuzeyinde oluşan iktidar boşluğu Türkiye’nin buralara nüfuz etmesini kolaylaştırdı.

  • TSK, PKK’ye karşı konuşlandırdığı askerlerle Irak’ın kuzeyinde operasyonel yetenek kazandı.

  • Süleymaniye ve Erbil dahil farklı yerlerdeki Türk askeri varlığı Türkmenleri koruma saikiyle siyasi süreçleri de etkiliyordu.

  • Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin hukuken tesisinden sonra da Türkiye’nin askeri varlığı sürdü.

  • Türkiye, eski Musul Valisi Esil Nüceyfi’nin kurduğu Haşd El Vatani adlı birliği ve Peşmerge’yi eğitmek için Bağdat’ın onayıyla bu kampta bulunduğunu savunuyor. Ancak 1000 kadar asker ve 25 tank eğitim misyonunun aşıldığı ve buranın bir operasyonel üsse dönüştürüldüğü izlenimini veriyor.

Peki, Türkiye’nin bu sevkiyatla murat ettiği şey ne olabilir? Birkaç nokta üzerinde durulabilir:

  • Rusya, uçağının düşürülmesinin ardından Türkiye’nin Suriye planlarını hedef aldı; Halep ile Türkiye sınırı arasında muhaliflerin elindeki bölgede Türkiye’nin operasyonel kapasitesini kısıtladı. Bunun karşısında Ankara Orta Doğu’da oyundan tamamen dışlanmamak için kendi varlığını Musul’da ortaya koymak istiyor. Kısaca “Ben de varım” diyor.

  • Musul’a yapılan çıkarma, Ezidi yurdu Şengal’i (Sincar) kurtarmak için Peşmerge ile birlikte bölgede konuşlanmış olan PKK güçlerine gözdağı vermek istiyor.

  • Ankara’da Misak-ı Milli sınırlarına kavuşmanın hayalini kuran bir anlayış iktidara artan oranda siniyor. Yeni Osmanlılar Musul’u kurtaran güçler arasında yer alıp bölgede kaybettikleri nüfuzlarını yeniden kazanmak istiyor.

  • Ankara, Kürdistan yönetimiyle yapılan petrol anlaşmalarının geleceğini garanti altına almak istiyor.

Bunların dışında irdelenmesi gereken stratejik bir tercih de söz konusu. Ankara, Şiilerin çoğunlukta olduğu ve Türkiye’nin dostluğuna artık güvenmeyen Bağdat yönetiminin maaşa bağladığı Haşd El Şabi güçlerinin Musul’a girmesine karşı. Bunun yerine Sünni Arap yoğunluklu Haşd El Vatani’yi öne sürüyor. Bu konuda çok dikkatsiz ve temelsiz argümanlar da servis ediliyor. Bunların başında “Haşd El Şabi tamamen Şii ve İran’ın güdümünde” iddiası var. Bunu dillendirenler en başta Türkiye’nin koruma uhdesinde olan Türkmenlerin Haşd El Şabi ile birlikte savaştığı gerçeğini gözden kaçırıyor. Evet, Haşd El Şabi Büyük Ayetullah Sistani’nin fetvası üzerine kuruldu ama kısa sürede başbakanlığa bağlanarak yasal güce dönüştürüldü. Şu anda Irak’ın İD’e karşı en etkili saha unsuru olan Haşd El Şabi’nin içinde Sünni birlikler de var. Hatta 1200 kişilik bir Hristiyan birliği de Haşd El Şabi’nin bünyesinde. “Şiiler Musul’a girmemeli” diye bir hassasiyet icat edenler bu ülkenin nüfusunun yüzde 65’inin Şii olduğunu da unutuyor ve mezhepçi bir bölünmeye de davetiye çıkartıyor. İran etkisi ise abartılıyor.

Al-Monitor’un konuştuğu Türkmenlerin bu konuda Türkiye’ye yönelik eleştirileri var:

  • Nuceyfi hükümete karşı düşmanlığı yüzünden İD’e göz yumdu. Türkiye, 2003’ten beri Musul’da yanlış adamlarla çalışıyor. Ne Nuceyfi ne de oluşturduğu birlikle Musul kurtulamaz.

  • Türkmenlerin içinde yer aldığı Haşd El Şabi bir buçuk yıldır İD’le mücadele deneyimi kazandı. Bu gücün dışlanması sadece İD’in işine yarar.

Mesut Barzani yönetimi ise Türkiye’nin askeri varlığından hazzetmese de Türk hükümetiyle geliştirilen ticari ilişkilerin selameti açısından olup bitenlere rıza gösteriyor. Bağdat’ta ilişkiler bozulduğunda gidebilecekleri başka kapıları yok.

Burada Arapların da bakışı son derece kritik. Irak’ta siyasi aktörler içinde artan oranda Musul’un düşmesi dahil İD’in palazlanmasından Türkiye’nin izlediği politikalar sorumlu tutuluyor. Birçok kişinin refleksini özetleyebilecek cümle şu: “Musul’u tüm Iraklılar kurtaracak. Türkiye dahil hiçbir gücün Haşd El Şabi’ye rezerv koymaya hakkı yok.”

Ayrıca Al-Monitor’a konuşan iki Iraklı kaynak Nuceyfi’nin birliğine neden bel bağlanamayacağını anlatırken bu birliğe devlet yardımının kesilmesiyle ilgili şu iddiaları dillendirdi: “Irak yönetimi, Başika’da eğitilenlerin Beyci’deki operasyonlara katılmasını emretti. Nuceyfi’nin emrindeki asker sayısı 2 bini geçmediği halde ‘8-9 bin askerim var’ diyerek hükümetten fazla ödenek istedi. Bu yüzden ödenek kesildi.”

Peki, bu sevkiyatın doğrudan Musul’u kurtarma operasyonuna katılmak gibi bir boyutu var mı?

Al-Monitor’a konuşan Türkiye’nin eski Erbil Başkonsolosu Aydın Selcen’e göre “Komando takviyesiyle asker mevcudiyetin 600’ü bulmasının askeri açıdan sahada kritik bir etki yarattığı söylenemez. Bunun daha ziyade siyasi ve halkla ilişkiler hamlesi olarak görülmesi doğru olur.”

Selcen bu hamleyi “Sevkiyat, Başika’daki üssün geçiciden kalıcıya dönüştüğünü gösterir. Bu, Bağdat, Tahran, Moskova, Washington, Erbil ve Kandil gibi tüm ilgili taraflara siyasi bir mesaj içeriyor ancak askeri açıdan Ankara’nın Musul’un İD’den kurtarılmasına yönelik bir kuvvet projeksiyonu yaptığı ve kısa vadede bu yöndeki bir harekata katılacağı anlamını içermez” diye yorumladı.

Selcen değerlendirmelerine şöyle devam etti: “İD tehdidinin Musul’u ele geçirerek veya daha doğrusu ‘devralarak’ ortaya çıkması ve hemen ardından ilk iş Irak-Suriye sınırını ortadan kaldırmasıyla, iki savaş cephesi birleşmişti. Dolayısıyla Türkiye’nin hamlesini siyaseten birlikte değerlendirmek taraftarıyım. Başika’da olup bitene baktığımızda, bir yıldan fazla bir zamandan bu yana orada Esil Nuceyfi’nin talebi, bölgenin denetimini elinde bulunduran Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi liderliğiyle varılan uzlaşı ve (koalisyon çatısı olmamak kaydıyla) ABD’nin bilgisi dahilinde bir eğitim faaliyeti yürütüldüğü anlaşılıyor. Esasen eğitim verilen milis güçlerini Arap, Kürt, Türkmen diye ayırmak dahi kendi içinde sorunlu.”

Selcen askeri ve siyasi açıdan Ankara’nın sıra dışı ve hayli riskli bir adım attığını belirterek “Buna değer mi? Mevcut koşullar dikkate alındığında gerçekten sonuçlarını iyi hesapladık mı?” sorularını da yöneltti.

Selcen Türkiye’nin Musul’la ilgili olası bir yanlış hesabına da değindi: “Bir dönem şimdi sahadaki yegâne müttefikimiz Mesut Barzani’ye ‘Kerkük’ü kimse size yedirmez, aklınızı başınıza alın’ derken şimdi Kerkük petrolü Kürdistan Bölgesel Yönetimi boru hattından Ceyhan’a akıyor. Bu defa PYD Eş Başkanı Salih Müslim’e ‘aklını başına almasını’ tavsiye ediyoruz. Ya yarın küresel güçler Ankara’ya ‘Ne Halep’i ne Musul’u kimse size yedirmez, aklınızı başınıza alın’ derse? Ayrıca Musul ve Halep Araplarının açık kollarla Türkiye’yi beklediği ne malum? 14 Ekim 2003’te Bağdat Büyükelçiliği’mize yapılan intihar saldırısını ve 17 Aralık 2004’te Musul’da hunharca katledilen özel harekât timimizin akıbetini ne çabuk unuttuk.”

Bağdat’la yüksek gerilimler yüzünden Türkiye’nin Irak’taki askeri varlığı dünden daha fazla tartışmalı hale geliyor. Musul hesabı zora girdiği gibi bundan sonraki gelişmeler Türkiye’nin buralardaki sıradışı askeri kapasitesini de hedef alabilir.