Ana içeriğe atla

Aleviler IŞİD’e karşı uyarıldı ama korumaya alınmadı

Türkiye Emniyeti, İŞİD tarafından Alevi kurumlarına karşı bir saldırı olacağına yönelik istihbarat aldığını açıkladı. Ama Alevi kurumları korumaya alınmadı.
RTX1L8TT.jpg

Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi, 6 Kasım’da, Türkiye’deki Alevileri temsil eden Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Baki Düzgün’ü arayarak, emniyete çağırdı. Baki Düzgün, İstanbul’da olduğu için gidemedi, görüşmeye Federasyon’dan bir heyet gitti. Emniyet yetkilileri, heyete, “IŞİD’in Alevi kurumlarına yönelik saldırıda bulunacağı yönünde istihbarat aldık” uyarısında bulundu ve ekledi: “Güvenliğinizi alın.”

Baki Düzgün, Al-Monitor’a yaptığı açıklamada görüşmeyi böyle anlatırken, “İŞİD tehdidini duyunca ne hissettiniz, şaşırdınız mı?” sorusuna “Hayır hiç şaşırmadım” yanıtını veriyor. Kendisi gibi Alevi toplumunun ve Türkiye kamuoyunun da bu habere şaşırmadığı söylenebilir. Çünkü Türkiye’de son yıllarda Alevi toplumuna yönelik oldukça rahatsız edici olaylar yaşanıyor. Liste uzun ama sadece son 6 ayda neler yaşandığını anımsatmak, Alevi toplumunun neden bu habere şaşırmadığının anlaşılmasına yardımcı olabilir.

Haziran ayından bu yana ardı arkası kesilmeyen olayların başında Alevilerin evlerinin işaretlenmesi olayı geliyor. Evlerin işaretlenmesi, Türkiyeli Alevilere katliamları pekiştiren en önemli işarettir. 1978 yılında Maraş’ta yaşanan Alevi katliamı öncesinde de Alevilerin evleri kırmızı çarpı işaretleri ile işaretlenmişti. 40 yıl aradan sonra Aleviler yine böyle bir işaretlenme olayı ile karşı karşıya kaldı.

Haziran ayında İstanbul’a bağlı Bahçelievler semtinde, bir Alevi ailenin evi işaretlendi. Olaya ilişkin yapılan suç duyurusunda yaşananları anlatan görgü tanığı, asker gömleği giymiş sakallı iki kişinin üst katında yaşayan Alevi ailenin evini işaretlediğini, kendisini görünce de “Bir dahaki gelişimiz daha acı olacak” dediğini anlatıyor. Görgü tanığının anlatımındaki ayrıntı ise bu kişilerin elinde mahallelerindeki Alevilerin isimlerinin yazıldığı bir liste olduğuydu. Eş zamanlı olarak İstanbul’un Ümraniye ve Çamlıca ilçelerinde, Kocaeli ve Malatya illerinde de Alevilerin evleri işaretlendi.

IŞİD’e yüksek katılımlar nedeniyle adı bu örgütle anılmaya başlayan Adıyaman’da da Alevilerin evleri işaretlendi. Olaylar üzerine kente giden eski CHP milletvekili Umut Oran, Adıyamanlı Alevilerin olası bir saldırıya karşı gece gündüz nöbet tuttuğunu söylüyordu.

Bir de Türkiye’nin farklı kentlerindeki Alevi köylerinden gelen “keşif” haberleri var. Erzincan iline bağlı Maksutuşağı adlı Alevi köyünde yaşayanlar, ağustos ayında, iki gün boyunca sakallı ve beyaz cüppeli kişilerin arabayla köylerine gelerek evlerin arasında dolaştığını söylüyorlardı. Müdahale etmek istediklerinde ise bu kişiler arabalarıyla kaçmışlardı. Jandarma’ya başvuran köylüler, IŞİD’lilerin köyde keşif yaptığından şüphelendiklerini anlatıyorlar. Adıyaman’ın Yarmayaka köyüne de halı satma bahanesiyle gelen şalvarlı kişilerin, evler arasında dolaşarak insanlara “Bu köyde kaç Alevi yaşıyor?” diye sorması, tedirginlik veren olaylar arasında. 

Al-Monitor’a konuşan CHP’nin Alevi Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, “Beni Sivas’ın, Malatya’nın köylerinden arıyorlar. ‘Sakallı cüppeli kişiler köyde dolaşıyor, tedirgin oluyoruz’ diyorlar. Bu köylerin nüfusları çok az, genelde yaşlı ve korunmasız insanlar yaşıyor. Bu yüzden şüphelendikleri kişilere kim olduklarını soramıyorlar. Çareyi bize ulaşmakta buluyorlar, biz de onları Jandarma’ya yönlendiriyoruz. Bana sorarsanız bu olaylar ‘keşif’ gibi görünüyor. Herkes de bundan şüpheleniyor” diyor.

Tedirginliği asıl arttıran olay ise 7 Ağustos’ta yaşandı. Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Baki Düzgün ve eşi ile Alevi Kültür Dernekleri Başkanı Doğan Demir, bir konferansa katılmak için Ankara’ya gelirken otoyolda silahlı saldırıya uğradı. Yol kenarında uzun namlulu silahlarla yapılan saldırıdan, yara almadan kurtuldular.

Saldırının hedefindeki isim Baki Düzgün, Al-Monitor’a yaptığı açıklamada, “Olaydan sonra suç duyurusunda bulunduk. Olay yeri incelemesi bile yapılamadı” diyor. Saldırıyı kimin yapmış olabileceğini sorduğumda ise “IŞİD de yapmış olabilir, IŞİD’i besleyenler de” yanıtını veriyor.

Baki Düzgün, Emniyet’in IŞİD ile ilgili uyarıyı yapmak için çağırdığı isim. Emniyet’te neler konuşulduğunu ve devamında yaşananları şöyle anlatıyor: “Emniyet yetkilileri, giden heyete, IŞİD’in Alevi kurumlarına yönelik tehdit istihbaratı aldıklarını söylediler. Güvenlik almamız gerektiğini, kendilerinin de önlem alacaklarını söylediler. Bana da daha sonra koruma teklif ettiler ama kabul etmedim. Çünkü ‘Beni o korumadan kim koruyacak?’ diye düşündüm. Çünkü ben bu sistemde polislere de güvenmiyorum. Hiçbir devlet kendine gelen istihbaratı ilgili kuruma bildirmez. Bize bildiriyorlar çünkü Alevilerin korkmalarını, mücadele etmemelerini, evlerinden çıkmamalarını istiyorlar.”

Baki Düzgün’den, Alevilerin şu anki ruh hallerini tanımlamasını istediğimde ise şunu anlatıyor: “Alevilerin ruh hali iyi, rahatlar. Yüzyıllardır yaşadıkları katliamlardan kaynaklı olarak yürekleri ve vücutları nasırlarmış. Bu tür şeylere karşı moralleri yüksek. Böyle de olması gerekiyor. Emniyetin yaptığı uyarının haberlerini okuyan insanlarımız ne yapmaları gerektiğini sormak için aradılar. Nasıl bir tepki koymaları gerektiğini sordular. Biz de bekleyin dedik. Tehditler yeni değil, burada yeni olan tek şey resmi bir kurumun bize bunu bildiriyor olması. Buradaki mesele sadece Alevilerin meselesi değil, herkesin meselesidir. Sorumluluk da herkesindir.”

Aleviler bugün Türkiye’de eğitim sisteminden inançlarının tanınmasına kadar her alanda ayrımcılığa uğradığı hissiyle yaşıyorlar. Çocuklarına zorla din dersi veriliyor, devlet Aleviliği bir din olarak değil kültür olarak tanımladığı için ibadet yerleri olan cemevlerini, din adamları olan dedeleri tanımıyor, cemevlerine bile polis tarafından biber gazıyla müdahale ediliyor. Son dönemde de Alevi evlerinin işaretlenmesi, işyerlerinin kundaklanması ve Alevilerin temsilcilerine yönelik silahlı saldırılara ilişkin hiçbir soruşturma yapılmaması, Alevilerin devlete yönelik güvenini yok etti. Bugün polis korumasını reddetme kararlarının altında yatan nedenler bunlar.

Kuşkusuz koruma önerisinin reddedilmesi, devletin koruma sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor. Buna rağmen, Emniyet’in elinde istihbari bilgiler olduğunu açıklamasına karşın, şu ana kadar hiçbir Alevi kurumunu korumaya almadığını da önemli bir not olarak belirtelim.

More from Sibel Hurtas

Recommended Articles