Ana içeriğe atla

AKP’nin seçim zaferi dış politikayı değiştirecek mi?

Türk hükümeti kazandığı seçim zaferinden faydalanıp dış politikada gereken değişiklikleri yapamazsa, sahadaki gelişmeler Türkiye’yi zora sokabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTX1TZDP.jpg

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) 1 Kasım’da kazandığı ezici seçim zaferi karşısında laik ve liberal Türklerin yanı sıra uluslararası gözlemciler de afalladı. AKP’li yetkililer bile Haziran seçimlerinde salt çoğunluğu kaybetmelerinin ardından böylesi bir desteğe mazhar olmayı beklemediklerini itiraf ediyorlar. Şimdi ise akıllarda şu soru var: Orta Doğu ve bilhassa Suriye açısından kritik bir zamanda gelen bu zafer ve Erdoğan’ın pekişen iktidarı Türk dış politikası adına ne anlam ifade ediyor?

Bazı Türk uzmanların ve uluslararası gözlemcilerin ilk değerlendirmeleri olumlu değil. Zira onlara göre böylesi büyük bir halk desteğini arkasına alan AKP’yi politikalarını değiştirmeye sevk edecek pek bir neden yok. Öte yandan, başka bazı uzmanlar ise bu desteğin Başbakan Ahmet Davutoğlu hükümetine manevra alanı kazandırabileceğini ve böylelikle Suriye ve Mısır gibi konularda daha pragmatik bir yaklaşımın benimsenebileceğini düşünüyorlar.

Sabancı Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü ve tanınmış bir siyasi yorumcu olan Ersin Kalaycıoğlu’na göre AKP’nin rotasını değiştirme “ihtimali yok”. Seçim sonuçlarının netleştiği saatlerde CNN Türk ekranında konuşan Kalaycıoğlu şöyle dedi: “AKP Türkiye’deki şiddetten, ekonomik krizden, bombalı saldırı ve buna benzer şeylerden ötürü hiç oy kaybetti mi? Kaybetmedi. Dolayısıyla stratejisini neden değiştirsin?”

Teneo Intelligence’ın Türkiye uzmanı Wolfango Piccoli de aynı görüşte. Piccoli’nin Al-Monitor’la da paylaştığı yazılı değerlendirmesi şöyle: “Şu an AKP’nin rotasını değiştirmek için her zamankinden daha az gerçek saik mevcut. Bu, ekonomi politikalarının yanı sıra Erdoğan’ın genel siyasi yaklaşımı için de geçerli”.

Türkiye’deki siyasi partiler arasındaki derin anlaşmazlık konularının başında Erdoğan’ın Suriye’ye ilişkin uzlaşmaz tavrı geliyor. Ana muhalefetteki yerini koruyan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Suriye krizinin çözümü için Beşar Esad ile diyaloğa dayanan bir yaklaşımı savunuyor. Erdoğan ve AKP için ise bu halen tüyleri diken diken eden bir fikir. Ankara’daki pek çok kişi hükümetin Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi’ye ilişkin tavrını değiştirmesinin de olası olmadığını söylüyor. Sisi Mısır’ın seçilmiş İslamcı Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi devirmesinin ardından Erdoğan’ın bölgedeki baş düşmanlarından biri haline gelmişti. Genel kanı, İsrail’le ilişkilerin geliştirilmesi konusundaki umutların da sıfıra yakın olduğu yönünde.

Ankara merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu’nun (USAK) araştırmacılarından Mehmet Yeğin ise bu kadar karamsar değil. Seçimlerin Davutoğlu’nun elini rahatlattığını ve bunun hükümetin dış politika konularında daha esnek bir tutum benimsemesine yardımcı olabileceğini düşünen Yeğin Al-Monitor’a “Dış politikada bir değişim ve daha pragmatik yaklaşımlara doğru bir atılım bekliyorum.” diyor. Yeğin’e göre iç politikanın dış politika üzerine koyduğu ipotek AKP’nin kazandığı ezici seçim zaferiyle gevşeyecek.

Yeğin “Hükümetin pragmatik değişiklikler yapmak ve bunların gerekliliğini kamuoyuna açıklamak için önünde 4 yılı var.” diye devam ediyor. Mısır’ın Orta Doğu’daki kilit rolüne de işaret eden Yeğin Ankara’nın Kahire’yle ilişkilerde yeni bir yaklaşıma ihtiyaç duyduğunu da sözlerine ekliyor. Öte yandan, AKP’nin bu zaferi eski politikalarını sürdürmek için bir gerekçe olarak kullanma ihtimalinin de olduğunu söyleyen Yeğin yine de kendisinin değişimi daha olası gördüğünü belirterek sözlerini şöyle noktalıyor: “Ben rasyonel düşünmeye çalışıyorum ve hükümetin bundan sonra daha pragmatik hareket edeceğini öngörüyorum; ama elbette durum böyle olmayabilir”.

Erdoğan’ın Batı karşıtı, öfkeli tonunu değiştirmesi pek olası gözükmüyor. Aksine, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) ile Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’na (AGİT) bağlı seçim gözlemcilerinin yaptığı değerlendirmelerin ardından bu ton daha da sertleşebilir. AKPM adına seçimleri izleyen heyetin İsviçreli Başkanı Andreas Gross seçimlerin ardından şu değerlendirmeyi yaptı: “Seçim süreci adil değildi, sürece aşırı şiddet ve korku damga vurdu”.

Bu tür yorumlar, Erdoğan’ın Batı karşıtı öfkesini tırmandırıyor. Batılı gözlemciler oy verme alanlarında işlerini yapmaya çalışırlarken yerel AKP’li yetkililer ve partililer tarafından rahatsız edildiklerini ve engellendiklerini açıkladılar. Bu da AKP içinde Batı’ya karşı genel olumsuz bakışın bir tezahürü.

Erdoğan’ın ise Batılıların seçimlerle ilgili eleştirilerine yanıtı gecikmedi: “Acaba dünya medyası niçin bizim ülkemizle bu denli, bu şekilde ilgilenirken kendi ülkeleriyle ilgilenmiyorlar? Milli iradeye niye saygı duymuyorlar? Ve milli irade burada Erdoğan'ı yüzde 52 ile Cumhurbaşkanı seçtiği halde, seçtiği günden bu güne hâlâ saygı duyamadılar? (...) Ve şu anda da yaklaşık yüze 50 ile Türkiye'de bir parti iktidar oldu. (...) Dolayısıyla buna da tüm dünyanın saygı duyması gerekir. Ve tüm dünyada da böyle bir olgunluğu ben görmedim”. Cumhurbaşkanı’nın bu sözleri destekçileri arasında yaygın olan yabancı düşmanlığını da yansıtıyor.

Bütün göstergeler, Erdoğan’ın kendisine, AKP’ye ve en nihayetinde Türkiye’nin başarısını engellemeye yönelik Batı menşeli komplolara inanmaya devam edeceğine işaret ediyor. Ancak Erdoğan’ın siyasi sabit fikirliliğine karşın, gelişmelerin, bilhassa da Suriye’de yaşanacakların, Ankara’yı pozisyonunu değiştirmeye zorlayacağını düşünenler de var.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Hüseyin Bağcı, Türkiye’nin Suriye politikasına bugün dahi ABD ve Rusya’nın pozisyonlarının yön verdiğini söylüyor. Bağcı’nın Al-Monitor’a değerlendirmesi şöyle: “Türkiye’nin eski pozisyonu İran’ın da Suriye’deki müzakerelere dahil olmasıyla sürdürülemez bir hal aldı. Ankara bir U-dönüş yapmaya mecbur, ama bunu yaparken kamuoyuna aslında yapmamış gibi gösterebileceği siyasi bir formül arayışında”.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle durağan ilişkisi ve Avrupa ülkeleriyle yaşadığı ikili gerginliklere gelince, Suriye’den kaynaklanan mülteci krizinin Erdoğan’ın işine yarayacağını gösteren işaretler var. Kadir Has Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler dersleri veren Habertürk yazarı Soli Özel’e göre Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerinde mülteci krizi ve Avrupa’nın bu sorunu çözmek için Ankara ile iş birliği yapma mecburiyeti belirleyici olacak. Özel Al-Monitor’a şöyle diyor: “Şu anda AB ile kimin ne alacağı ve ne vereceği konularının belirlendiği bir pazarlık sürüyor”. Özel bu pazarlıkla, Türklere sağlanacak vize özgürlüğüne karşılık Türkiye’nin yasa dışı göçmenlerin geri kabullerini düzenleyen anlaşmayı imzalamasını kast ediyor.

Bu mutabakatın Erdoğan’ın otoriter ve anti-demokratik yönetiminin eleştirilmemesi biçiminde tezahür edebileceğini ve Avrupa’nın böylelikle kendi çıkarları uğruna ilkelerini bir kenara bıraktığına işaret eden Özel bunun Avrupa adına pek saygın bir tutum olmadığını da ekliyor.

Avrupalı diplomatlar ise Türkiye ile pragmatik konularda iş birliği yapma ihtiyacının Ankara’nın AB’ye üyelik sürecine katkı sağlamayacağını ve AB’nin ülkedeki anti-demokratik gelişmeleri eleştirmesini engellemeyeceğini söylüyorlar. Bu kapsamda Avrupa Komisyonu’nun “İlerleme Raporu”na işaret eden diplomatlar raporda Erdoğan ve Türkiye’nin anti-demokratik gelişmeler konusunda şiddetle eleştirildiğini vurguluyorlar.

İsminin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan bir diplomat şöyle diyor: “İki farklı konuyu birbirine karıştırmamalısınız. Ankara ile yakıcı konularda iş birliği yapmak durumundayız. Ama bu, demokratik ilkelerin ihlal edilmesini görmezden geleceğimiz ya da bu iş birliğine duyduğumuz ihtiyaç yüzünden Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinin hızlandırılacağı anlamına gelmez”.

Ne var ki, Erdoğan şu aşamada Türkiye’nin üyelik müzakereleriyle pek ilgilenmiyor. Pek çok kişi Cumhurbaşkanı’nın Avrupa’nın mülteci krizi konusunda Türkiye’yle iş birliği yapma ihtiyacını kendi siyasi çıkarları için kullandığını düşünüyor. Ekim’de Türkiye’ye bu konuya ilişkin bir ziyaret gerçekleştiren Almanya Şansölyesi Angela Merkel ise bu ziyaret yüzünden Alman kamuoyu tarafından halen kıyasıya eleştiriliyor. Zira seçim arefesinde Avrupa’nın kilit liderlerinden biri tarafından Erdoğan’a verilen lüzumsuz bir hediye olarak görülen ziyaretin AKP’ye verilen desteği artıran bir olumlama olduğu düşünülüyor.

Özetle, seçim sonuçlarının Türkiye’nin dış politikası üzerinde ne gibi bir etkisi olacağı halen belirsiz. Ancak Ankara uzun zamandır yapması gereken değişiklikleri yapmaktan imtina etse de şartların bu değişimi her hâlükârda kaçınılmaz kılması kuvvetle muhtemel.

More from Semih Idiz