Ana içeriğe atla

Türkiye sınırda bahane arıyor

Türk ordusunun seçim öncesi Suriye’nin kuzeyinde YPG mevzilerine ateş açması Kürtler için tuzak, Türkiye için ise tehlikeli bir oyun.
RTX1HY59.jpg

Türkiye’de 7 Haziran seçimlerine Ankara’nın Kobani’de Kürtlere karşı İslam Devleti’nin (İD) saldırılarını mazur gösteren tutumu damgasını vurmuştu. PKK ile çatışmalar ve HDP’ye yönelik saldırıların yönlendirdiği 1 Kasım seçimleri de son dakikada yine Rojava gündemine saplandı. Gerilim siyasetinden umduğunu bulamayan ve Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) yüzde 10 barajının altına düşüremeyen hükümetin Suriye’de bir çılgınlığa kalkışabileceğine dair kuşkuların tavan yaptığı sırada Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Rovaja’nın silahlı gücü Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) mevzilerini vurdu.

YPG gelişmeleri kısa bir açıklama ile duyurdu: “Türk ordusu 24 Ekim’de saat 19.00-21.00 arasında A4 silahlarıyla, 25 Ekim’de saat 02.00-04.00 arasında MG3 silahlarıyla sınır hattındaki YPG mevzilerine saldırı düzenledi.”

Günlük gelişmeleri internet sitesinde duyuran TSK’nin açıklama yapmadığı, hükümetin ise ilk iki gün sessiz kaldığı saldırılarla ilgili nihayet Başbakan Ahmet Davutoğlu, 26 Ekim gecesi bir televizyon programında "Biz ABD'ye de Rusya'ya da söyledik. 'Fırat Nehri’nin kuzeyine PYD geçmeyecek' dedik ve PYD'yi iki kez vurduk" dedi.

Hükümete yakın medya ise operasyona dair bir başka iddiayı gündeme getirdi. Sabah gazetesi şöyle yazdı: “Türk savaş uçakları, Fırat'ın doğusundan batısına sızmaya çalışan YPG'ye ait 2 botu havadan vurdu… Bottaki militanlar da etkisiz hale getirildi”.

Ayrıca YPG’nin Türkiye'nin ‘güvenli bölge’ muamelesi yaptığı Cerablus-Azez arasında kalan bölgeye sızmaya çalıştığı öne sürüldü.

Haberin kafası karışık. YPG’nin Arap müttefikleri ile birlikte Haziran’da Tel Abyad’ı ele geçirmesinin ardından Türkiye’nin kırmızı çizgi haline getirdiği Azez-Mera hattı ile Kobani arasında Cerablus-Rakka hattı bulunuyor. Yani burası İD’in kontrolündeki bölge. Eğer YPG, Kobani’den Fırat’ın batısına geçtiyse, girmeyi planladığı yer Türkiye’nin sözünü ettiği ‘güvenli bölge’ değil İD hakimiyetindeki Cerablus olur. Eğer gerçekten Türk uçakları Fırat’ta YPG’yi vurduysa bu ‘Türkiye’nin, İD’in mevzilerine yönelen YPG’yi engellediği, dolaylı olarak İD’i koruduğu’ anlamına gelir.

Ancak Al-Monitor’a koşuşan Rojavalı Kürt kaynaklar haberin asılsız olduğunu, YPG’nin botlarda Fırat’ta herhangi bir misyon icra etmediğini ve şu aşamada Cerablus’u almaya yönelik bir çalışmanın yürütülmediğini belirtti. Al-Monitor’un edindiği bilgilere göre Türkiye tarafından ikisi Tel Abyad, ikisi de Kobani’ye olmak üzere dört kez ateş açıldı. Kürtler bu atışları ‘tahrik edici taciz ateşi’ olarak niteliyor. Kürtler daha önce Erbil’de Amerikalı yetkililerle bir araya gelerek Rakka’nın öncelikli olduğu bir harekât planlaması üzerinde durmuştu.

Ancak işin içine Rusya’nın girmesi birçok planı etkiledi.

Al-Monitor’a konuşan PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, açılan ateş sonucu Buban’da iki sivilin yaralandığını belirterek “Bu saldırılar bir kışkırtmadır, AK Parti hükümetinin bir seçim propagandasıdır. Bizimkiler bu kışkırtmalar nedeniyle tahrike kapılmaz” dedi.

Bölgede zaman zaman İD ve YPG mevzileri arasında karşılıklı ateş açıldığını ama YPG’nin Fırat’ın batısına geçmeye çalıştığı haberinin asılsız olduğunu belirten Müslim, Ankara’nın politikasını şöyle eleştirdi: “Tek dertleri YPG Fırat’ın batısına geçmesin. Fırat’ın batısında İD çocukları ve kadınları kesiyor ama onlara bir şey demiyorlar. ‘YPG Cerablus’a geçmesin’ demek ‘Bırakın İD istediğini yapsın’ demektir”.

AKP yönetimi Kobani’ye İD saldırılarının tırmandığı geçen güzden bu yana Rojava üzerinden HDP’yi, PKK üzerinden Rojava’yı vuran bir strateji izliyor. 1 Kasım seçimleri yaklaşırken bu kez Tel Abyad üzerinden aynı tehlikeli gerilim siyaseti tekrarlanıyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 24 Ekim’de HDP’yi hedef alan konuşmasında bu siyaseti net bir şekilde deklare etti. Erdoğan yoğun bilgi kirliliği eşliğinde Rojava’yı şöyle tehdit etti:

“Bunlar kendi çıkarlarını düşünüyor ve bunun için de gerekirse PKK ile gerekirse DAEŞ ile iş birliği yapabiliyorlar. Tel Abyad'da yaptıkları bu değil mi? Tel Abyad'a DAEŞ giriyor, daha sonra DAEŞ oradan çıkıyor ve Tel Abyad'a bu defa PYD giriyor. Hepsi kolektif bir oyun. Peki, orası kime ait, yüzde 95'i Arap ve Türkmen, yüzde beş Kürt. Dert orayı kantona dönüştürmek ve ilan ettiler kantonu. Şimdi bu, Türkiye'ye artık bir tehdit oluşturmaya başlamıştır, öyleyse Türkiye gereğini yapacaktır, bunu herkes bilsin".

Erdoğan’ın kullandığı veriler sorgulanmaya muhtaç. Bir kere Tel Abyad’ın nasıl el değiştirdiğine dair hikaye gerçekle taban tabana zıt. Kürtler 19 Temmuz 2012’de Kobani’den başlamak üzere kendi bölgelerinde kontrolü ele alırken Türkiye, Cilvegözü Sınır Kapısı’nın karşısındaki Bab El Havva’yı silahlı ‘muhalif’ gruplara teslim etmişti.

Kendilerine “Taliban Şurası” diyen bir grup Cilvegözü’nden geçerek Bab El Havva’yı almıştı. Saatler sonra Karkamış’ın karşısındaki Cerablus sınır kapısı düşmüştü. 22 Temmuz’da ise Öncüpınar’ın karşısındaki Selame sınır kapısı zapt edildi. Türkiye destekli cihatçı gruplar 19 Eylül 2012’de de Akçakale’nin karşısındaki Tel Abyad’ı ele geçirmişti. Bu gruplar kapıları ele geçirmek için Türkiye tarafında otobüslerle taşınmıştı. İD, Ocak 2014’te Tel Abyad’daki ortaklarını bertaraf ederek ilçeye tek başına hakim olurken hükümet gelişmeleri asla tehdit olarak görmedi. Ankara’nın Tel Abyad hassasiyeti Haziran’da ABD’nin hava desteği eşliğinde YPG ile Araplardan oluşan Burkan El Fırat ve Suvvar El Rakka’nın İD’e karşı harekete geçmesiyle baş gösterdi.

O tarihten itibaren etnik temizlik suçlamalarını gündemde tutan Erdoğan şimdi Kürtlerin nüfusuyla ilgili gerçeği tahrif ediyor. Erdoğan’ın iddia ettiği gibi Kürtlerin oranı yüzde beş değil. Ulaştığım Suriyeli kaynaklardan bazıları Kürtlerin oranını yüzde 40-45, bazıları da yüzde 30-40 arasında veriyor. Türkiye destekli gruplar Tel Abyad’ı ele geçirdikten bir yıl sonra yani 19 Temmuz 2013’te Kürtleri ilçeden kovmuştu. Kürt avı 5 Ağustos 2013’e kadar sürmüştü. Etnik temizlik İD’in Ocak 2014’te Tel Abyad’ı tekeline almasının ardından da devam etti. Kürtlerin iş yerlerine el koyan İD birçok yere “Devlet’in malı” yazısını astı.

Al-Monitor’un derlediği bilgilere göre 2013’te cihatçılardan kaçan Kürtlerin yüzde 40’ı geriye dönebildi. Halep’e kaçmış olan 250 Ermeni aileden de sadece 50’si dönebildi.

Erdoğan tıpkı “‘Kobani Kürtlerin mi yoksa Arapların mı?’ tartışmasına girmek istemiyorum. Ama işin aslına bakarsanız, adı üzerinde Ayn El Arap’tır” dediği gibi burada da “Tel Abyad Arap ve Türkmen şehridir” mottosuyla hareket ediyor.

Erdoğan’ın duymak istemediği başka bir gerçek de şu: Yerleşik şehir hayatının geç dönemlerde başladığı bugünkü Tel Abyad’ı kuranlar 1915’te Anadolu’dan sürülen Ermenilerdi.

Erdoğan’ın “İzin vermeyiz” diyerek tehdit ettiği kanton hassasiyetine gelince: Demokratik Toplum Hareketi’nin (TEV-DEM) Haziran’dan itibaren Tel Abyad’daki aşiret temsilcileriyle yürüttüğü çalışmalar sonucu bir yürütme organı ve bir meclis oluşturuldu. Yürütme organında yedi Arap, dört Kürt, iki Türkmen ve bir Ermeni yer alıyor. Yine etnik dağılımı uygun olarak 113 üyeli bir meclis oluşturuldu. Kobani, Cezire ve Afrin’de olduğu gibi Tel Abyad’da da eş başkanlık sistemi tercih edildi. Eş başkanlık koltuğuna Arap toplumundan Mansur Sallum ile Kürt kadın Leyla Mustafa Müslim seçildi. Tel Abyad siyaseten Kobani Kantonu’na bağlandı. Özetle, Tel Abyad’da etnik realiteye uygun bir demokratik özerk yönetim tesis edildi.

Peki, bu gerilim siyasetini Kürt cephesi nasıl okuyor? Tel Abyad’da yaşayan TEV-DEM Yönetim Kurulu Üyesi Ferhad Derik, Al-Monitor’a şu açıklamayı yaptı: “Ateş açılması bir tahriktir. Burada oynanan oyunun farkındayız. YPG karşılık verdiğinde bütün dünyaya ‘bakın işte bunlar terör örgütü’ diyeceklerdir. Bu tuzağa düşmemek için dikkatli davranıyoruz. Daha önce de bu tür taciz atışları oldu ama YPG karşılık vermedi. Sürekli etnik temizlik iddialarını gündeme getiriyorlar. Bunlar temelsizdir. Geçmişte Kürtlere yapılanlara rağmen bir öç amla duygusu ile hareket etmiyoruz. Bütün halkların katıldığı özgür bir yönetim inşa etmeye çalışıyoruz. Evet çatışmalarda zarar gören evler var. İD’in çekilirken havaya uçurduğu ya da bubi tuzakları kurduğu evler var. Daha bugün (27 Ekim) bir bubi tuzağı imha edilirken iki YPG’li öldü. Ama güvenlik sağlandıkça, İD’den gelen saldırı tehlikesi geçtikçe insanlar evlerine dönüyor”. -Bu arada Al-Monitor Derik’e ulaştığında Derik sözünü ettiği iki kişinin cenazesindeydi.

Kobani’den bir Kürt kaynak ise Ankara’nın torpilleyici girişimlerine rağmen Rojava yönetiminin uluslararası alandaki iş birliğini geliştirme çabalarına odaklandığını söyledi. Bu çerçevede TEV-DEM Yönetim Kurulu Üyesi İlham Ahmed, geçen ay BM toplantıları sırasında New York’ta temaslarda bulunmuştu. 21 Ekim’de PYD Eş Başkanı Asya Abdullah ve Kobani Kantonu Başkanı Enver Müslim Moskova’da Rus Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Bogdanov ile görüştü.

PYD Eş Başkanı Salih Müslim 24 Ekim’de Cezire Kantonu Yasama Meclisi’nin 43. oturumunda yaptığı konuşmada Berlin, Paris ve Moskova’da temsilcilik açacaklarını duyurdu.

Ankara’nın gerilim siyasetinden ne murat ettiği çok kritik bir soru? YPG karşı ateş açarsa hükümet bir taşla üç kuş vurmuş olacaktır:

  • Uluslararası topluma “İşte gördüğünüz gibi PYD/YPG terör örgütüdür, Türkiye için tehdittir” deme bahanesi bulacaktır. PYD’nin yurt dışında temsilcilik açmasının önüne taş koyacaktır.

  • Bununla ABD ve Rusya’nın İD’e karşı YPG ile iş birliğini engellemek isteyecektir.

  • Türkiye kamuoyuna dönerek Rojava’daki özerklik hareketini destekleyen HDP’ye en büyük darbeyi indirecektir.

Bütün bunların olmaması için yegâne umut Suriyeli Kürtlerin sağduyulu davranması.

More from Fehim Tastekin

Recommended Articles