Ana içeriğe atla

Kudüs’teki kavga bölgesel din savaşına dönüşür mü?

İsrail, Filistinliler ve ABD Kudüs’teki kavganın Arap kamuoyu üzerindeki duygusal etkisini hafife alıyor ve bu kavganın geniş çaplı bir çatışmaya dönüşmesine kapı aralıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTS29KA.jpg

Kıyamet senaryoları nadiren tahmin edildiği gibi gerçekleşir. Ancak bugünlerde El Aksa Cami’nde namaz kılan Müslümanlara veya Ağlama Duvarı’nda dua eden Yahudilere bir el bombası atılsa Orta Doğu’da nelerin olabileceğini öngörmek fazla bir hayal gücü gerektirmiyor. Dinci fanatiklerin her tarafta üstünlüğü ele geçirdiği ve geniş kitlelere hitap ettiği şu ortamda bölgesel çatışmalara giderek İslam Devleti (İD), El Kaide, Hizbullah ve Hamas gibi örgütler egemen oluyor. İsrail’de de dinci yobazlar bölgeyi ateşe vermenin ne kadar kolay olduğunu keşfetmiş durumda. Dolayısıyla Orta Doğu’da bir ‘11 Eylül’ün yaşanması ihtimal dışı değil.

Ramallah’taki üst düzey bir güvenlik yetkilisi, Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede El Aksa Cami’ndeki çatışmaların tüm bölgeyi alevlendirmesinden kaygı duyduğunu ifade etti. Yetkili, İsrail’i tek taraflı adımlarla Tapınak Tepesi’ndeki (Harem-i Şerif) statükoyu değiştirmekle suçluyor ve Hamas’ın bu durumu kullanarak İsrail’e karşı cihatçı bir mücadele başlatmasından endişeleniyor. Yetkili ayrıca İD’in bilhassa Gazze Şeridi’ndeki Filistinli gençlerden giderek ilgi ve destek görmesinden, onları bir din savaşına sürüklemesinden kaygı duyuyor.

İsrail’in kuzey, güney ve doğudan Hamas’ın, Hizbullah’ın ve hem kuzeyde Golan Tepeleri’nde hem güneyde Sina Yarımadası’nda faal olan İD’in müşterek saldırısına uğraması eşi benzeri görülmemiş kanlı ve uzatmalı bir çatışmanın fitilini ateşler. Böylesi bir ihtimal bölgede görece laik olan tüm liderleri ürkütüyor ama Orta Doğu ihtilafının bir Yahudi-Müslüman savaşına dönüşmesini önlemek adına yeterince çaba sarf edilmiyor.

ABD için İslamcı köktendinci terör örgütlerinin özellikle Suriye, Irak ve Yemen’de durdurulması başlıca öncelikler arasında yer alıyor. İsrail-Filistin ihtilafına gelince ABD’nin Kudüs meselesine dair kaygıları Dışişleri Bakanı John Kerry tarafından Başbakan Benjamin Netanyahu ve Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a ifade edildi. Ancak ABD’nin bu konudaki politikası taraflara itidal çağrısı yapmaktan ibaret.

Ramallah’taki Filistin yönetimine gelince Abbas, güvenlik güçleri vasıtasıyla büyük bir şiddet patlamasını önlemeye çalışıyor. İsrailli muhataplarını ve uluslararası toplumu üçüncü bir intifadanın patlak verebileceği ve İsrail’le güvenlik iş birliğinin sona erebileceği konusunda uyarıyor.

Kuşku yok ki Netanyahu da mevcut durumun kötüye gitmesini ve Kudüs odaklı bir dini çatışmaya dönüşmesini istemiyor. Başbakan, Kabine’de taş atan Filistinli gençler için benimsenen iki ila dört yıl arasında hapis cezası gibi katı tedbirlerle durumu kontrol altına alacağına inanıyor.

Mevcut durum ve somut tehlikeler İsrail, Filistin Yönetimi ve ABD arasında tam bir koordinasyon gerektiriyor. Ne var ki tarafların hiçbiri böyle bir iş birliğine yanaşmıyor. Zira bu, nihai statü müzakerelerinin de yeniden başlamasını gerektirecek. Kudüs’teki duruma ilişkin üç tarafın aldığı önlemler de yetersiz olup kanserli hastaya pansuman yapmaya benziyor.

ABD yönetimi bugün Kudüs olaylarının temeldeki sebebiyle değil, daha çok semptomlarıyla uğraşıyor. Oysa çatışmaların kökeninde siyasi sürecin durması yatıyor ki bu da radikallerin ekmeğine yağ sürüyor.

Filistin Yönetimi iki arada bir derede kalmış durumda. Bir yandan Kudüs’te isyan eden Filistinli gençleri desteklemesi gerekiyor, diğer yandan ise büyük bir şiddet patlamasının veya yeni bir intifadanın önüne geçmek istiyor. Böyle olunca Filistin Yönetimi’nin politikalarına ikirciklik hâkim oluyor.

Netanyahu’ya gelince o her zaman olduğu gibi taş atan Filistinli gençlerle Kudüs’te yaşanan çatışmalara silahın merceğinden bakıyor. İsrail Kabinesi’nin belirlediği aşırı sert önlemler – taş atanlara karşı gerçek mermi kullanılması da buna dâhil – İsrail’in durumu temelden yanlış anladığını gösteriyor. İsrailli askerlere veya sivillere saldıran Filistinli gençlere son yıllarda uygulanan önlemlerin onları caydırmadığı ortada. Zira bu gençler bu mücadelenin zayıf tarafı olmaktan kazanç sağladıklarına inanıyor. Filistin medyasının da etkisiyle gençler kutsal bir davanın mücadelesini verdiklerine inanıyor.

İsrail için daha da kötüsü uluslararası toplum Orta Doğu’da Davut ve Golyat rollerini değiştirmiş durumda. İsrail artık Golyat rolünde. Golyat’ın dev cüssesine rağmen mağlup olduğu düşünülürse bu fazlasıyla kötü bir imaj.

İsrail, Filistin Yönetimi ve ABD hep beraber ciddi bir hata yapıyor. Üç taraf da İslamcı köktendincilerle mücadelede Kudüs’teki kavganın Arap kamuoyu üzerindeki duygusal etkisini hafife alıyor. İD, El Kaide ve Hizbullah gibi örgütlerin liderleri Filistinli kardeşlerinin akıbetiyle fazla ilgili olmasa da çözümsüz kalan bu ihtilafı, işgali, Kudüs’teki gerilimi Filistinli ve diğer Arap kitleleri kendi tarafına çekmek için kullanıyor.

Dolayısıyla bir barış süreci başlatıp krizin siyasi boyutlarına eğilmek büyük ivedilik arz ediyor. Bu barış süreci, yaşayabilir bir Filistin devletinin kurulmasını, İsrail’in güvenliğinin temin edilmesini, Kudüs’ün her iki devletin başkenti olduğu ve her bir tarafın kendi kutsal mekânlarından sorumlu olduğu bir siyasi çözümü hedeflemeli. Bunun gerisinde kalan her durum şiddeti tırmandırabilir ve dini vurguları güçlü, İslamcı terör örgütlerinin yer aldığı üçüncü bir intifadanın patlak vermesiyle sonuçlanabilir.

More from Uri Savir

Recommended Articles