Ana içeriğe atla

Kerry’nin Suriye açıklamaları Türkiye’yi zora soktu

Ankara Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın çözümün parçası olması gerektiğine ilişkin açıklamalardan rahatsız olsa da uzmanlara göre Türkiye’nin olayların seyrini değiştirmek için yapabileceği pek bir şey yok. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTS1WJD.jpg

Türkiye’nin Suriye konusundaki diplomatik acizliği giderek daha görünür hale gelirken, Suriye krizi de yeni bir seyir izlemeye başladı. Bu gidişat, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu için oldukça nahoş olan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın krizin çözümünde rol oynaması olasılığını da kapsıyor.

Erdoğan ve Davutoğlu’nun Suriye planlarının başarısız olmasının temel nedenlerinden birinin Ankara’nın tarihsel anlamıyla “Rus faktörü”nü hesaba katamaması olduğu anlaşılıyor. Zira Moskova Esad’a verdiği destekte kararlı görünüyor ve rejime verdiği askeri desteği artırıyor.

Washington Suriye’de sağlanacak herhangi bir çözümün Esad’ı da kapsaması fikriyle cebelleşirken, Türkiye’nin bu konuda da yapacağı pek bir şey yok. Esad eli kanlı bir diktatör olmasına ve Ankara’nın tüm hoşnutsuzluğuna rağmen Batı’nın gözünde ehven-i şer seçenek olarak öne çıkıyor. Zira İslam Devleti’nin Suriye ve Irak’taki varlığı Batı’yı Esad’dan daha çok kaygılandırıyor.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry de geçen hafta İngiliz muhatabı Philip Hammond ile Londra’da düzenlenen ortak basın toplantısında bu konuya değindi ve şöyle dedi: “Geçtiğimiz bir buçuk yıldır Esad’ın gitmesi gerektiğini söyledik ama bu ne zaman ve hangi yöntemle olacak (...) Bu, Cenevre süreci kapsamında ve müzakerelerle alınması gereken bir karardır. (...) Bunun bir gün ya da bir ay içinde olması gerekmiyor. (...) Tüm tarafları bir araya getiren ve en doğru yöntem üzerinde uzlaşılacak bir süreçle olmalı”.

Al-Monitor’un Kongre’nin Nabzı bölümünün yazarı Julian Pecquet’in aktardıkları da ABD Kongresi’nde konuya ilişkin genel havanın değiştiğine işaret ediyor. Pecquet ABD Senatosu’nda 16 Eylül’de yapılan Suriye toplantısının ardından kaleme aldığı makalesinde, İD’in kararlı ilerleyişi sürerken, Suriye’de Esad’ı düşürmenin hâlen birinci öncelik olmasını sorgulayan Demokrat Partili temsilcilerin sayısının giderek arttığını yazdı.

Aynı konu önde gelen gazetelerin de gündeminde. Örneğin, Gideon Rahman 21 Eylül’de Financial Times gazetesinde yayımlanan makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Öncelikli hedef savaşa son vermek ve dış güçleri çatışmaları körüklemek yerine bir barış anlaşmasını desteklemeye ikna etmek olmalı. Diplomatik bir çözümün rejimi kapsamak zorunda olduğu açık, büyük ihtimalle Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı da”.

Bu görüşler, Türk hükümetinin tavrıyla örtüşmüyor. Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu 20 Eylül’de Avusturyalı muhatabı Sebastian Kurz ile Ankara’da düzenlenen ortak basın toplantısında bunu açıkça ifade etti.

Sinirlioğlu Kerry’nin açıklamalarına ilişkin bir soruyu şöyle yanıtladı: “Esed bu sorunun temel sebebidir. Kendi halkına karşı savaş açmış olan zalim bir diktatör herhangi bir şekilde siyasi çözümün parçası olmaz”. Sinirlioğlu’nun bu açıklaması Ankara’nın tutumunda bir değişim olmadığını gösteriyor.

Ne var ki Türkiye’nin sorunu, şu aşamada Suriye konusunda söylediklerine kulak veren pek kimsenin olmayışı. Ankara’nın Esad’ın bekâsına ilişkin yaptığı bir dizi yanlış hesap ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Suriye’de kendi İslamcı ajandasını uygulamaya çalıştığına ilişkin şüpheler Türkiye’ye çok itibar kaybettirdi.

Sinirlioğlu’nun geçen hafta Kerry ile yaptığı telefon görüşmesinde, Türkiye’nin mülteciler ve Suriye muhalefetinin ılımlı unsurları için ülkenin kuzeyinde bir güvenli bölge oluşturulması talebini yinelediği bildirildi.

Ancak Ankara’nın bu talebi pek dikkate alınmıyor. Türkiye’nin Batılı müttefikleri görünüşte güvenli bölge fikrini destekliyorlar. Ama böylesi bir bölgenin korunması için gereken Suriye’ye kara birlikleri gönderilmesine ilişkin her türlü öneriye karşı çıkmayı sürdürüyorlar.

Güvenli bölge fikrine Suriye’nin egemenlik haklarını ihlal edeceği gerekçesiyle Rusya da karşı çıkıyor. Ankara merkezli Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi’nin son Suriye raporu, Rusya’nın krize askeri müdahalesini giderek arttırmasının güvenli bölge ihtimalini neredeyse imkansız hale getirdiğini ortaya koyuyor.

Raporda şöyle deniliyor: “Türkiye’nin Suriye’de güvenli bölgeler oluşturma pozisyonu neredeyse imkansız hale geldi. Zira bu planı uygulamaya koymak, Suriye hava sahasında faaliyet gösteren Rus unsurlarla karşı karşıya gelme riskini doğurur ve Rusların zayiat vermesine yol açabilir”.

Sinirlioğlu geçen hafta Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la Karadeniz kıyısındaki Soçi’de bir araya geldi. Görüşmelerde ele alınan bir dizi konu arasında Suriye de vardı ancak Sinirlioğlu’nun bu konuda Rus muhatabını pek ikna edemediği açık. Zira Lavrov’un görüşmenin ardından yaptığı açıklamalar Rusya’nın Suriye pozisyonunun değişmesinin olası olmadığını bir kez daha gösterdi.

Lavrov şöyle konuştu: “Terörizmle mücadelede Şam rejimiyle iş birliği yapmamak için bir neden göremiyoruz. Ayrıca Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad - ordularının başkumandanı olarak- terörizmle mücadelede hâlen en etkili güç olmayı sürdürüyor. Suriye rejimiyle iş birliği yapmamak boş hayaller peşinde koşmaktır”.

Lavrov Suriye’yle ilgili ülkelerin önünde iki seçenek olduğunu da belirtti: “İlki arkanıza yaslanıp Esad yönetiminin düşeceği ütopyasının gerçekleşmesini beklemektir ki artık buna inanan kimse kalmadı. İkincisi ise bu tarihi bölgeyi kurtarmak için gerçekçi ve dürüst bir iş birliğine başlamaktır”.

Erdoğan’ın 23 Eylül’de Moskova’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya gelmesi planlanıyor. Ancak Erdoğan’ın Putin’i, Esad’ın Suriye’deki herhangi bir çözümden dışlanması gerektiği konusunda ikna edebileceğine inanan pek kimse yok.

Türkiye için bir diğer sorun da üslerini ABD öncülüğündeki koalisyona açmasına rağmen Washington ve diğer müttefiklerini İD’le mücadelede kararlılığı konusunda halen tam olarak ikna edememiş olması.

Türkiye şu an tüm enerjisini ülke içinde ve Irak’taki PKK unsurlarıyla mücadeleye vakfetmiş durumda. Ayrıca Suriye’deki Kürtlerin şemsiye örgütüne dönüşen Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) Türkiye’ye sınır bölgelerde daha fazla toprak kazanmasını engellemeye çalışıyor.

Ankara PYD ve silahlı kanadı Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) PKK’nın bir uzantısı ve terör örgütü olarak görüyor. Washington ise PKK’yı terör örgütü olarak kabul etse de İD’le mücadelede müttefiki olan PYD ve YPG’yi terör örgütü addetmiyor.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturulması talebi de Suriyeli Kürtlerin sınırın diğer tarafındaki mücavir bölgeleri ele geçirmesini engellemeye dönük gizli bir çabadan ibaret olarak görülüyor.

Türkiye’nin, Washington ile PYD ve YPG’nin arasını açma ve ABD’nin bu grupları terör örgütü olarak ilan etmesini sağlamaya dönük çabaları şu ana kadar başarıya ulaşmadı. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby’nin, 21 Eylül’de Washington’da yaptığı açıklamalar bunu bir kez daha gösterdi.

Kirby konuya ilişkin bir soruyu şöyle yanıtladı: “YPG’yi bir terör örgütü olarak görmüyoruz. Suriye’de (İslam Devleti’yle) mücadelede başarılı olduklarını kanıtladılar. Ve dediğim gibi, bu örgüte karşı mücadelede başarılı olan ve başarılı olabilecek olan savaşçılarla birlikte çalışmayı sürdüreceğiz”.

Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı olarak da görev yapan emekli büyükelçi Ali Tuygan da Esad’ın kuvvetle muhtemel Suriye’de sağlanacak herhangi bir çözümün parçası olacağı görüşünde.

Şu an dış politika analisti olarak çalışan Tuygan A-Monitor’a şu değerlendirmeyi yaptı: “Esad’ın iktidarını bırakması müzakere edilebilir ama bu ancak bir anlaşma sağlandıktan sonra olur. Bunun yolu bir seçim ya da iktidarı sessizce bırakmasını sağlayacak başka bir yöntem olabilir. Ancak Esad çözüm müzakerelerinin bir parçası olacak, bu açık”.

Örgüt saflarında savaşan binlerce Çeçen savaşçıya işaret ederek, Rusya’nın Suriye’ye ilişkin başlıca kaygılarından birinin hâlen İD olduğunu anımsatan Tuygan bu durumun, Washington ve Moskova’yı Suriye krizinin çözümü için daha yakın çalışmaya sevk edebileceğini belirtti.

Tuygan değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: “Son açıklamalara bakıldığında, Türkiye’nin pozisyonunda bir değişiklik olmadığı görülüyor. Ancak ABD ve Rusya Suriye konusunda bir orta noktada buluşmaya ve çözüm için iş birliği yapmaya karar verirlerse, Türkiye’nin sonucu ne olursa olsun bunu kabullenmekten başka bir seçeneği olmaz”.

Kısacası, Türkiye Suriye konusunda Moskova ile ciddi bir anlaşmazlık içinde ve şimdi Washington’la da aynı anlaşmazlığı yaşayabilir. Ancak gelişmeler hiç arzu etmediği bir seyir izlese de Ankara’nın olayların akışını değiştirme gücü yok.