Ana içeriğe atla

Türkiye’ye yağma davası

Halepli sanayiciler, Şeyh Neccar’da 300 kadar fabrikanın yağmalanıp Türkiye’de satıldığını söylüyor. Fabrika sahipleri, Türkiye aleyhine bir bir Lahey Adalet Divanı’na gidiyor.
DSC_0293_fehim.jpg

Suriye’de ordunun kontrolündeki bölgelerde karşılaştığınız insanlara “Türkiyeliyim” demek iyi bir fikir olmayabilir. Alevi, Sünni ya da Hıristiyan fark etmiyor; insanlar tepkili ve öfkeli. Ama Şam’dan Halep’e, Humus’tan Tartus’a, Lazkiye’den Keseb’e uzanan uzun bir yolculukta “Türkiyeliyim” demekten kaçınmadım. “Türkiye ve Türk halkını seviyoruz ama…” diye başlayan cümleler, hükümet ve özellikle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan aleyhine suçlayıcı sözlerle bitiyor. İki ağır suçlama: Teröre destek ve yağma. 

Bölünmüş Halep’te eski kentin yüzlerce yıllık tarihi binaların harabeleri arasında “Halep ve İdlib’in silahlı grupların eline geçmesinin temel nedeni Türkiye’nin gönderdiği teröristler ve onlara verdiği destektir. Türkiye sınırlarını kapattığı an çok kısa sürede kontrolü sağlarız” diyen Suriyeli komutanı dinledikten sonra Türkiye’yi Lahey’e götüren daha ciddi suçlamalarla sanayi kenti Şeyh Neccar’da karşılaştım. 300’ün üzerinde kadar fabrikanın yağmalanıp Türkiye’de satıldığını öne süren Halepli sanayiciler, Türkiye hükümeti ile Lahey Uluslararası Adalet Divanı’nda hesaplaşmak için kolları sıvamış durumda.

Halep’in merkezinden Şeyh Neccar’a normalde 20 dakikalık yol. Ama muhaliflerin bulunduğu bölgeden geçiş mümkün olmadığından güneybatıdan kuzeydoğuya bir yay çizerek 1 saate ancak vardım. Ana girişte kontrol noktası ve karakol Aralık 2012’deki gibi muhalif cepheden olası bir baskına karşı tetikte bekliyor. Yıkılmış, yakılmış ya da içleri boşaltılmış yüzlerce bina bir hayalet kenti andırıyor. Uluslararası İslami Suriye Bankası, Suriye ve Denizaşarı Bankası, iplik fabrikası Delil Batal zarar gören işyerleri arasında. 

Karakola girdim. Komutanın masasında el bombası. Şeyh Neccar’ı Temmuz 2014’te nasıl geri aldıklarını anlattı: “Fabrikaların yüzde 80’ini işgal etmişlerdi. 2012’de Halep kuşatma altında olduğu için buraya gelmemiz zaman aldı. Operasyon Hanasır’dan başladı. 100 km’lik bir alanda savaştık. Hapishane kuşatmasını yardıktan sonra Şeyh Neccar’ı 48 saatte aldık. Kaçarken bubi tuzaklarını patlatarak işyerlerini harabeye çevirdiler.”

Fetih Tugayı ve Nusra Cephesi gibi grupların 2012-2014’te karargâh olarak kullandığı binaların üzerinde yazılar hala duruyor. Sanayi kentini dolaştıktan sonra yönetim binasında oturup Şeyh Neccar Sanayi Şehri Genel Müdürü Hazım Accan’ı dinledim.

“Buraya 2000’de 145 milyar Suriye Lirası yatırım yapıldı. 2005’te faaliyete geçti. 963 üretim tesisi var. Fabrikalar tekstil, gıda, kimya, ilaç, alüminyum, demir, plastik ağırlıklı. Şu anda bunların 366’sı çalışıyor. Geri kalanların tamamı zarar gördü. Elektrik ve su altyapısı da çöktü. Çalışmayan tesislerin yarısı tamamen söküldü, Türkiye’ye götürüldü. Kim çaldı bilmiyoruz ama sorumlusu Türkiye’dir. Halep Sanayi ve Ticaret Odası üyeleri meseleyi uluslararası mahkemelere taşıdı” dedi.
Öncesinde Şam’da özel bir davette sohbet ettiğim Halepli bir işadamı, muhaliflerden sonra Temmuz 2014’te bölgeyi 48 saatlik bir çatışmanın ardından yeniden kontrolü sağlayan ordudan bazı askerlerin de yağmaya ortak olduğunu söylemişti. Hükümete yakın çalışan bu işadamı “Önce muhalifler yağmaladı. Sonra bölgeye ordu girince askerlere ‘Alın alabildiklerinizi’ denildi. Bana göre hem muhalifler hem ordu bu suça ortaktır” dedi. Bu suçlamayı Accan’a hatırlattığımda zinhar kabul etmedi: “Bu iddia yalan. Fabrikalar şu anda ordunun temin ettiği mazotla çalışıyor. Bizim onayımız olmadan buradan bir vida bile çıkartılamaz. Sahipleri çekip gitmiş olan fabrikaları da koruyoruz.”

Kürt işadamı Muhammed Seydo’nun 4 katlı kot fabrikası iki rakip grup arasındaki hâkimiyet savaşı yüzünden yanıp küle dönmüş. Yağma sadece Şeyh Neccar’la sınırlı değil. Mesela Halep-Şam yolu üzerindeki Alebi tekstil fabrikası da içindeki makineler söküldükten sonra yakılmış.

Halep merkezinde görüştüğüm Halep Sanayi ve Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Basil Joseph Nasri ise askerlere yönelik suçlamayı önce reddetti, ısrarlı sorularım üzerine şunları kaydetti: “Önce şunu belirtmem gerekiyor: Makinelerin Suriye içinde satılması imkânsız. Çünkü bu makinelerin sahipleri olarak bunu tespit eder ve suçluyu yakalatırız. Yağmalanan mallar için tek çıkış kapısı Türkiye. Evet, askerler arasında makine ya da makine parçası değil ama bilgisayar, yazıcı gibi ofis malzemeleri ya da kasalardan para çalanlar oldu. Bunlar tespit edildi ve hapse atıldı. Ama bunların sayıları iki elin parmaklarını geçmez.”

Suriye’yi çökertmek için özellikle bu ülkenin ekonomisini ayakta tutan sanayi bölgesinin hedef alındığını savunan Nasri, silahlı gruplara verdiği destek, malların sınırdan geçişine izin vermesi ve satışına göz yumması nedeniyle yağmadan Türkiye’yi sorumlu tuttuklarını vurguladı. Uluslararası Adalet Divanı’na Türkiye aleyhine yapılan şikayet sayısının bilgiler toplandıkça arttığını kaydeden Nasri şunları söyledi: “Dava süreciyle ilgili özel bir ekip kurduk. Sahipleri çalınan makinelerin izlerini sürüyor. Bazılarının seri numaraları silinerek taşınmış. Ama bunlar nadide makineler. İzini bulmak zor değil. Mesela Çin’de makineyi üreten firmanın kayıtlarında kime satıldığı yazılı. Çalıntı malların izini bulan işadamlarımız var. Hatta biri Türkiye’de makinesini bulup tekrar satın alarak geri getirdi. Bu makinelerin Kilis, Gaziantep ve Hatay gibi illerde satıldığını biliyoruz. Hatta kıymetli parçaları göstermek için Türkiye'den mühendisler getirtilip gösterildi. Daha önce açılışa gelen Türk firmalar buradaki kıymetli parçaların farkındaydı. Bazen tüm makineyi bazen makinedeki kıymetli bir parçayı söküp götürdüler. Yağmanın izi sürülüyor, bilgiler toplandıkça yeni davalar açılıyor.”

Nasri’nin kendi fabrikası da muhaliflerin kontrolündeki Leyramun'da. “Benim işim kimya üzerine. 100 kişi çalıştırıyordum. Başına ne geldiğini bilmiyorum, ara sıra Google'dan uydu görüntüsüne bakıyorum. Bu terör bitsin aynısını hemen yeniden inşa ederim. Bu azim hepimizde var" dedi.

Muhaliflerin roketlerle sık sık hedef aldığı, dış cephesi bol hasar almış valilik binasında Vali Muhammed Mervan el Ulabi ile görüştüm. Odasında binaya düşen mermileri, üzerinde "Şebbihaya hediyemizdir" yazılı havan toplarını gösterdi. Halep'teki durumu anlatırken yağmadan dolayı o da Türkiye hükümetini suçladı: "Halep kırsalı ile birlikte 6.3 milyon nüfusa sahip. Dünyanın en eski yerleşimlerin olduğu bir kent Halep. Özellikle eski çarşıları ve camileri ile ünlü. Emeviye Camii 900 yıllık mesela. Halep Batı, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar tarafından desteklenen silahlı grupların terörü nedeniyle zor günler geçiriyor. Kriz öncesinde Halep'in komşusu Türkiye ile çok önemli ilişkileri vardı. Hem coğrafi yakınlık hem akrabalık ilişkilerinden dolayı. Tabi bu şehri harap etmek istediler çünkü Halep'in Suriye'nin gelişiminde çok büyük etkisi var, özellikle sanayisinin gelişiminde. AKP hükümeti dünyanın her yerinden gelip Suriye halkına karşı savaşan teröristlere her türlü desteği verdi. Halep'te bulunan sanayi tesislerinin büyük bir bölümünü çalıp Türkiye'ye taşıdılar. Ve yağma silahlı grupların sanayi bölgelerine hakim olmasıyla birlikte yaşandı. Makineleri Türkiye'ye götürdüler. Halep'ten malların çalınıp nasıl Türkiye'ye götürüldüğünü herkes gözleriyle gördü. Biz Halep'in Türkiye halkıyla olan tarihi bağlarına saygı duyuyoruz. Ancak Erdoğan hükümetinin politikalarına karşıyız. Çok kereler Suriye'ye sağlık ve gıda yardımında bulunacaklarını iddia ettiler. İlaç kutularının altında silahlar gönderdiler. Eğer Türkiye iddia ettiği gibi terörle savaşmak istiyorsa teröristlere kendi sınırlarından verdiği sonsuz desteği kesmelidir. Eğer komşu devletler lojistik ve silah desteğini keserse halkımız bu teröristlerin hakkından gelecek güçtedir. Bu ülkeler bu teröristleri göndermeden önce Suriye iktisadi gelişim içindeydi ve son derece güvenliydi. Maalesef bu teröristlerin attığı roketler her gün şehrimize düşmeye devam ediyor. Bu roketler evlere, camilere, hastanelere isabet ediyor. Daha geçen gün roket saldırısında 5 çocuğunu kaybeden aileye taziyeye gittim. Haziran 2011'den itibaren 397 sivil bu saldırılar nedeniyle hayatını kaybetti. Bunların raporlarını BM özel temsilcisine de sundum."

Aslında Şeyh Neccar sanayi kenti Türkiye ile Suriye arasında ‘komşularla sıfır sorun’ politikası çerçevesinde geliştirilen ilişkilerin ana üssüydü. Çok sayıda Türk şirketi de Suriyelilerle ortaklık kurmuştu. İnsanlar önce bu ortaklığı hatırlatıyor, sonra kamyonlara yüklenen makineler ve ürünlerin Cilvegözü ve Öncüpınar sınır kapılarından nasıl Türkiye’ye taşındığını anlatıyor. Suriyelilerin formatlanan hafızalarında yeni dönemi tanımlayan ifade terörle birlikte maalesef yağma.