Ana içeriğe atla

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’e dönmesi için Kuzey Kıbrıs’ın Euro’ya geçmesi gerek!

Kıbrıs müzakerelerinden, Birleşik Kıbrıs Federasyonu çıkarsa Kuzey’in de Euro’ya geçişi ve Türkiye ile ekonomik bağların kopması gündeme gelecek. KKTC’yi ve Türkiye’yi bekleyen ekonomik süreçler…
RTX1L3F0.jpg

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey Kıbrıs’ta 1974 Barış Harekâtı törenlerinde yaptığı konuşmada Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde süren müzakerelere tam desteğini dile getirdi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın seçilir seçilmez Rum Kesimi Lideri Nikos Anastasiadis ile bir araya gelmesi, müzakerelerin hızlı bir şekilde başlaması çözüm arzusunun göstergesi. İki liderin soyadlarından esinlenilerek “A.A. Belgesi” olarak nitelendirilen müzakerelerde; Türk tarafının talep ve önerileri kırmızı, Rum tarafının talep ve önerileri mavi, üzerinde uzlaşılan konular ise siyah renkte yazılıyor. Ortaya çıkacak ana metin tümüyle siyah renge döndüğünde sonuç alınmış olacak.

Önceki Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun, Anastasiadis ile üzerinde anlaştıkları 11 Şubat 2014 mutabakat metni, halen çözüm müzakerelerinin omurgasını oluşturuyor.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, 11 Şubat mutabakatıyla eşit iki kurucu devletin varlığı üzerinde temellenecek Kıbrıs Federasyonu’nun yeni isminin Birleşik Kıbrıs Federasyonu (BKF) olmasında uzlaşıldığını açıkladı.

Adada Güney ve Kuzey arasındaki büyük ekonomik uçurum, Türk tarafını uzlaşmaya ve çözüme daha yakın hale getiriyor. Dünyada sadece Türkiye’nin tanıdığı KKTC, bu açıdan AB üyesi Rum kesimine göre oldukça zayıf konumda.

KKTC ekonomisi, turizm ve paralı özel üniversitelere gelen öğrencilerle ayakta duruyor. Kuzey Kıbrıs’taki özel üniversitelerde 67 bin dolayında öğrenci eğitim görüyor. Bunların yarısından fazlasını Türkiye’den giden öğrenciler oluşturuyor. “Akdeniz’in Yüzen Üniversitesi” olarak da adlandırılan KKTC’de 287 bin kişilik nüfusun 40 bini, kamu görevlisi ve devletten maaş alıyor. Dış ticaretin yarısından fazlası Türkiye ile yapılıyor.

Türkiye ile KKTC arasında üçer yıllık dönemler için imzalanan ekonomik ve mali işbirliği anlaşmalarıyla Türkiye, yıllardır kendi bütçesinden KKTC’ye parasal destek sağlıyor. Maaşlar ve diğer kamu hizmetleri bu parayla karşılanıyor. Dünyadan izole edilmiş durumdaki KKTC’nin iletişim, ulaşım, posta vb. tüm hizmetleri, Türkiye üzerinden yürütülüyor.

KKTC’nin Merkez Bankası, bakanlıkları, parlamentosu var ama ulusal parası yok! Türkiye’nin parasal desteğiyle Türk Lirası kullanılan KKTC’de, müzakerelerin uzlaşmayla sonuçlanması, BKF’nun oluşması halinde ekonomi büyük değişim ve dönüşüm geçirecek.

AB ve Euro bölgesi üyesi Güney’le BKF çatısı altında birleşecek olan Kuzey’in TL’den kopması ve Euro’ya geçişi gündeme gelecek. Tüm ödeme, harcama mekanizmalarının, ticari ve ekonomik işleyişin, parasal işlemlerin Euro’ya dönüşümü, AB yasaları, hukuku ve mevzuatıyla uyumlu hale getirilmesi, KKTC için aynı zamanda zorlu bir sürecin başlangıcı olacak.

Olası birleşik devletin ardından KKTC’de Euro’nun kullanıma girmesi, AB üyesi olmayan Türkiye ile ekonomik bağlarını kopartacağı gibi, ekonomik bağımsızlığa, Kuzey’in AB ile entegrasyonuna katkı sağlayacak.

Ancak diğer yanda, Yunanistan’ın ikinci kurtarma paketine rağmen yeniden içine düştüğü ağır ekonomik kriz ve Euro bölgesiyle ilgili tartışmalar, gündemde sıcaklığını koruyor. Yunanistan’a Euro’da kalma karşılığında dayatılan ağır ekonomik koşulların benzeri, Güney Kıbrıs için de her an gündeme gelebilir.

Güney’in ekonomisi, ağırlıkla turizm ve finans sektörü üzerine kurulu. Bankacılık sektörünü vergi avantajlarıyla destekleyen Güney, başta Rusya olmak üzere uluslararası sermayeyi bankacılık sistemine çekmeyi başardı. 2008’de Euro’ya geçen Güney Kıbrıs, 2009 küresel finansal kriziyle önce Yunanistan’ın, ardından da kendi ekonomisinin içine düştüğü darboğazla büyük darbe yedi. AB ve IMF tarafından 10 milyar Euro’luk kurtarma paketiyle ekonomisini toparlamaya çalışan Rum kesiminde, bankacılık sektöründe büyük çöküş gerçekleşti.

Dolayısıyla, BKF’nun hayata geçmesi durumunda Kuzey’de Euro’nun tedavüle girmesi, Güney’in ve Euro Bölgesi’nin ekonomik hastalıklarının Kuzey’e de sıçraması demek. Kendi ayakları üzerinde duramayan KKTC ekonomisinin böyle bir tabloyla karşılaşması durumunda, kurtarılmak için başvuracağı muhatabı Türkiye Merkez Bankası değil, Avrupa Merkez Bankası (AMB) olacak. Kuzey, Güney’e ve dolayısıyla AB’ye bağımlı hale gelecek. Buna karşın, Kıbrıs sorununun çözümü, Türkiye’yi ekonomik ve siyasi açıdan büyük ölçüde rahatlatacak.

2013-2015 dönemi için imzalanan Ekonomik İşbirliği ve Mali Yardım Anlaşması uyarınca Türkiye 2014’te KKTC’ye 1,5 milyar TL destek sağladı. 2013’te bu tutar, 1,7 milyar TL idi. Bu yıl ise sağlanan desteğin 2 milyar TL’ye yaklaşması bekleniyor.

Türkiye aynı zamanda, denizaltından döşenen boru hattı ve kablolarla KKTC’nin su ve elektrik sorununun çözümüne milyarlarca dolar harcıyor. Milli Güvenlik Kurulu’nca hazırlanan “Kuzey Kıbrıs’a Su Temini ve Elektrik Nakli Projesi” çalışmasında adanın güneyinin de bu projelerden yararlandırılması düşüncesinin Rum kesiminde ters tepebileceği, Türkiye’ye bağımlı hale gelmenin reddedilebileceği görüşü yer alıyor.

AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Junker’in adaya ziyareti ve Akıncı ile bir araya gelmesi, KKTC-AB ilişkileri ve olası çözümde Euro’ya geçiş açısından önemli. Daha önce AB yetkililerinin Kuzey’i ziyaretine tepki gösteren Rum kesiminin Junker’in ziyaretine sessiz kalması, çözüm ve AB desteği konusunda umutları arttırdı.

Türk ve Rum işadamlarının buluştuğu toplantıda konuşan Akıncı’nın ekonomik refahın büyütülmesi ve paylaşılmasına vurgu yaparak söyledikleri çarpıcı: “Müzakere masasında karşımızda oturanlar, düşman değil, gelecekte ortak gelecek üreteceğimiz ortağımızdır.”

Cumhurbaşkanı Akıncı, artık “ana konuları” konuşmaya başladıklarını, “bölünmüşlüğün maliyetinin, çözümün maliyetinden ağır olduğunu” vurguluyor.

Al-Monitor’a konuşan ODTÜ Öğretim Üyesi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Hüseyin Bağcı, “müzakerelerden bir şey çıkmayacağı” görüşünde. Bağcı, Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede şunları dile getirdi:

“Müzakerelerin başlaması ve devam etmesi yerinde ama çözüme gitmesi zor! İki taraf da dışarıya güzel konuşuyor ama gerçek düşüncelerinin farklı olduğu belli. Öncelikle, Rum tarafının güç ve iktidar paylaşımına hazır olması lâzım. Bu olmadıkça, aylarca müzakere edilir, sorunlar ötelenir. Amaç siyasi çözüm mü, çatışmayı önlemek mi? Çatışma önlenmiş durumda. Siyasi çözüm isteniyorsa, tek devlet isteniyorsa, 1960 anlaşmasına dönülmesi gerek.”

Türkiye ise soruna daha çok 41 yıllık bir meselenin gündeminden ve üzerinden kalkması, ekonomik ve askeri bir yükten kurtulma, Doğu Akdeniz kapısının yeniden açılması olarak bakıyor. Suriye, İsrail, Mısır ile ilişkileri kesilmiş olan Türkiye’nin bölgedeki ticaret yolları da kapandı. Bölgede keşfedilen doğal gaz kaynaklarının paylaşımında Türkiye dışlanmış konumda! Mısır, Güney Kıbrıs, Yunanistan’ın Kahire ve ardından Lefkoşe’de yaptıkları zirvelerde ilerleme kaydedilirken, Türkiye yanlış diplomasiyle açıkta kaldı.

Kıbrıslı Türk gazeteci Metin Münir “Türkiye, Kıbrıslı Türklerin şımarıklığından bıktı” derken, Türkiye’nin hedefi, 2004 referandumunda Annan Planı’na destek veren Anastasiadis’in 2018’de görev süresi dolmadan Akıncı ile anlaşmaya varmaları ve çözümün 2016’da referanduma sunularak kabul edilmesi.