Ana içeriğe atla

Erdoğan bir muharebe kaybetti, ama savaş sürüyor

Yedi Haziran seçimleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın otoriter hayallerini sarstı ama Erdoğan’ın hedefinden tamamen vazgeçtiğini düşünmek saflık olur. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Turkey's President Tayyip Erdogan kisses a handmade Turkish flag, given to him as a gift from Ugandan university student Cemil (not pictured), during a graduation ceremony in Ankara, Turkey, June 11, 2015. REUTERS/Umit Bektas  - RTX1G1TU

7 Haziran genel seçimlerinin sonuçları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sınırsız güç arayışından kaygı duyan milyonlarca Türk'e rahat bir nefes aldırdı. Erdoğan liderliğindeki Ak Parti’nin 13 yıldır ilk kez böylesi bir kayıp yaşadığı düşünüldüğünde bu çok da yersiz bir rahatlama değildi. Zira iktidar partisi 2011 seçimlerine kıyasla en az yüzde 10’luk bir oy kaybı yaşadı ve daha da önemlisi parlamenter çoğunluğu kaybetti. Bu, Erdoğan’ın ısmarlama bir anayasayla getirmeyi planladığı başkanlık sistemine ölümcül bir darbe vurdu. Dahası, Ak Parti’nin yürütme, yasama, bürokrasi ve hatta medya üzerindeki tahakkümüne karşı bir güvence ihtimali de oluşturdu.

Seçim sonuçları pek çok seküler ve liberal Türk tarafından kutlanırken, Batı medyasında da “demokrasiyi kurtardık”ları için seçmenleri tebrik eden pek çok makale yayımlandı. Ancak temkini elden bırakmamak ve bu mutluluk kervanına katılmak için çok aceleci davranmamakta fayda olabilir. Zira Erdoğan muhtemelen sadece bir muharebe kaybettiğini, ancak savaşın sürdüğünü düşünüyor.

Nedenine gelince, 7 Haziran seçimleri Ak Parti hegemonyasına son verirken bir belirsizlik döneminin de başlangıcı oldu. Parlamentoya giren hiçbir parti salt çoğunluğa ulaşamadığı için, liderler şimdi bir koalisyon hükümeti kurmaya çalışıyor. Ancak bu girişimler sonuç vermez ya da kurulan hükümet istikrarlı olmazsa Türkiye yeniden sandığa gidecek. Ak Parti de o zaman seçmene şu mesajı verecek: “Görüyorsunuz, biz iktidarda olmadığımızda ülke kaosa sürükleniyor”. 1990’ların kötü hatıraları yüzünden “koalisyon” kavramıyla halihazırda teyakkuza geçmiş olan seçmenin bu savı da ikna edici bulması pekala mümkün.

Türkiye’nin önünde şöyle bir süreç var: Anayasa’ya göre yeni parlamentonun kurulmasının ardından -ki yeni vekillerin 23-24 Haziran gibi yeminlerini edip meclisteki yerlerini almaları bekleniyor- yeni hükümetin 45 gün içinde kurulması gerekiyor. Ardından Cumhurbaşkanı bir milletvekilini (büyük olasılıkla en büyük partinin genel başkanını) başbakan olarak görevlendirecek ve yeni başbakan kabineyi kurup cumhurbaşkanına onaylattıktan sonra güven oyu yoklamasına gidecek. Geçmiş dönemlerde bunlar sadece birkaç gün sürerdi, zira Ak Parti salt çoğunluğa sahip olduğu için hiçbir engelle karşılaşmazdı. Şimdi ise hiçbir parti bu çoğunluğa sahip olmadığı için hükümet kurmak için en az iki partinin anlaşması gerekiyor. Bunun yegane yolu da ya koalisyon ya da azınlık hükümeti.

14 Haziran’da gazetecilere konuşan Erdoğan hükümeti kurma görevini öncelikle Ak Parti lideri Ahmet Davutoğlu’na vereceğini, onun hükümeti kuramaması durumunda Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşeceğini açıkladı. Cumhurbaşkanı iki liderin de başarısız olması durumu içinse şöyle konuştu: “Böyle bir durumda, Anayasa gereği, tekrar sandığa gitmek kaçınılmaz olur. Ben buna ‘erken seçim’ değil, ‘tekrar seçim’ diyorum”.

“Erken” seçim Erdoğan’ın tüm siyasi hayatı boyunca karşı çıktığı bir şeydi. Dolayısıyla “tekrar” sözcüğüne yaptığı vurgu manidardı. Nitekim Cumhurbaşkanı’nın asıl planının yenilenmiş seçimler olduğuna ilişkin Erdoğan ve yakın çevresine dayandırılan haberler var. Örneğin, 12 Haziran’da “Saray’ın Son Planı” manşetiyle çıkan Taraf, Erdoğan’ı bu konuda IPSOS’un seçim sonrası yaptığı araştırmanın cesaretlendirdiğini yazdı. Çünkü IPSOS’un araştırması, seçim yenilenirse Ak Parti’nin 7 Haziran’da aldığı yüzde 41’lik oy oranını yüzde 45’e çıkabileceğini gösteriyordu. Araştırmaya göre seçimlerde Ak Parti’yi “cezalandırmak” istemiş olan kimi seçmenler şimdi sonuçların istikrarsızlığa yol açmasından kaygılıydı.

Ak Parti yanlısı basından ve “Saray”a yakın bir isim de Erdoğan’ın erken seçimlerle Ak Parti’yi salt çoğunluğa ulaştırmayı amaçladığını doğruladı. Gazeteci isminin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Ama aynı zamanda koalisyonları engelliyormuş gibi görünmekten de kaçınıyor. O nedenle sürece biraz zaman tanıyacak”. Aynı kaynağa göre, Ak Parti’nin tekrarlanan seçimlerde de salt çoğunluğa ulaşamama ihtimali vardı, ama oy kaybı bile olsa durum bugünkünden daha kötü olamazdı. “Buna mukabil yeniden seçim Ak Parti’ye yardım edebilir ve Erdoğan bu şansını kullanmak istiyor”du.

Ak Parti dünyasını yakından tanıyan siyasi yorumcu Levent Gültekin de bu görüşte. Erdoğan’ın bu süreçteki en iyi müttefiklerinin koalisyon hükümeti kurmakta başarılı olmayan basiretsiz muhalefet liderleri olacağını söyleyen Gültekin, istikrar arayışının Ak Parti'yi yeniden güçlendirebileceğini vurguluyor.

Aslında, Ak Parti yenilenen seçimlerde parlamenter çoğunluğa ulaşsa da bu, Erdoğan’ın sorununa tam çare olmayacak. Zira anayasayı değiştirmek için gereken beşte üç çoğunluk ulaşılmaz görünüyor. Yani bu durumda da “başkanlık sistemi” yerine mevcut sistem içinde gücünü sürdürmesi gerekecek. Ayrıca Davutoğlu’nun parti içindeki gücünü pekiştirerek Erdoğan’dan kısmi bir özerklik kazanması da olası.

Toplumun Ak Partili olmayan kesimleri için daha da rahatlatıcı olacak bir diğer seçenek ise, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün parti liderliğine dönmesi. Bu durumda, Davutoğlu ekarte olur, Erdoğan anayasal bir çizgiye çekilmek durumunda kalır ve Ak Parti ilk yıllarda izlediği ılımlı ve reformist çizgisine yeniden kavuşabilir. Gül’ün eski danışmanlarından Ahmet Sever’in Erdoğan ve selefi arasındaki tüm fikir ayrılıkları ve gerginlikleri ortaya döken meşhur kitabı böylesi bir “dönüş”ün sinyali belki de...

Her halükarda, genel seçimlerin Erdoğan’ın hayatını zorlaştırdığına ve "tek adam" hayallerini sarstığına şüphe yok. Ancak Erdoğan’ın bu hedeften tamamen vazgeçtiğini düşünmek de saflık olur.