Ana içeriğe atla

Araplar Kudüs ziyaretleri konusunda anlaşamıyor

Filistinli dini ve siyasi makamlar dünyadaki Arap ve Müslümanların Kudüs ziyaretleri konusunda anlaşamıyor. Bir görüşe göre bu ziyaretler Filistin’e destek ifade ediyor, bir görüşe göreyse İsrail’le ilişkileri normalleştiriyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Palestinian men take part in Friday prayers as the Dome of the Rock on the compound known to Muslims as the Noble Sanctuary and to Jews as Temple Mount in Jerusalem's Old City is seen in the background May 29, 2015. Picture taken May 29, 2015.  To match Special Report ISRAEL-JERUSALEM/DOME   REUTERS/Ammar Awad  
 - RTX1F1V6

RAMALLAH, Batı Şeria — 22 Mayıs’ta El Aksa Cami’ne cuma hutbesini okumak için giden Ürdün Baş Yargıcı Ahmet Halil, İsrail’den izin alarak camiye geldiği gerekçesiyle ibadet için orada bulunan bir grubun sözlü saldırısına uğradı. Bu olayla birlikte Filistinlilerin eski bir tartışması da yeniden alevlendi: Araplar işgal altındaki El Aksa’yı ziyaret etsin mi, etmesin mi?

Konuya farklı ulusal ve dini açılardan bakan Filistinliler bu hususta anlaşamıyor. Filistin Yönetimi, İsrail’le ilişkilerin normalleşmesine hizmet etmemesi kaydıyla Arapların camiyi ziyaret etmesini teşvik ediyor. Birçok siyasi ve dini isim ise bu ziyaretlerin işgali pekiştirdiğine, İsrail’le ilişkilerin normalleşmesine hizmet ettiğine ve İsrail’in dünyadaki imajına olumlu katkı yaptığına inanıyor.

Tartışmalar El Fetih’le Hamas arasında da yeni bir çatlak açtı. El Fetih Kudüs’e yapılan ziyaretleri ulusal ve dini mücadelede ilerleme olarak görürken Hamas, El Aksa’ya gidiş gerekçelerinin işgali normalleştirme riski karşısında yetersiz kaldığını söylüyor.

İki taraf da kendi görüşleriyle uyumlu fetvaları dayanak gösteriyor. Filistin Yönetimi Başkanı’nın diyanet danışmanı Mahmud El Habaş’a göre “Kudüs’e yapılan ziyaretler işgali normalleştirme anlamına gelmiyor.” Habaş, Uluslararası İslami Fıkıh Akademisi Konseyi’nin Kudüs konulu 216 sayılı kararına atıfta bulunuyor. Karar, Şeriat hükmüne göre ziyaretlerin tavsiye ve arzu edildiğini söylüyor. Buna karşı çıkanlar ise Uluslararası Müslüman Âlimler Birliği Başkanı Yusuf El Karadavi’nin görüşüne işaret ediyor. Karadavi işgal altındaki Kudüs’e gidilmesini haram kılmıştı.

Kudüs ve Kutsal Topraklar Büyük Müftüsü Şeyh Muhammed Hüseyin konuya ilişkin Al-Monitor’a şu açıklamayı yaptı: “Kudüs’e ziyaretler tartışmasının fıkıh boyutu Uluslararası İslami Fıkıh Akademisi’nin 22’nci şurasında çözüme bağlandı. Buna göre Müslüman ülkelerin yönetici ve siyasetçilerinin tespit ettiği yarar ve zararları tartmak suretiyle Müslümanlar ve Araplar El Aksa’ya gitmeye teşvik ediliyor.”

Hüseyin de İsrail’in saldırılarına maruz kalan Kudüslülere moral ve destek verilmesi amacıyla bu karar doğrultusunda Arap ve Müslümanların El Aksa’ya gitmesini teşvik ediyor.

Evkaf ve Diyanet Bakanı Yusuf İdis ise Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Filistin Yönetimi El Aksa’ya gidilmemesi yönündeki tutumu kırmayı başardı, camide her gün yapılan ihlaller karşısında camiye İslami kimliğini tekrar kazandırmak için Arap ve Müslüman heyetlerin burayı ziyaret etmesini sağladı. Filistin Yönetimi, El Aksa’nın mübarek Ramazan boyunca da ziyaret edilmesi için şu an Arap ve Müslüman heyetlerle temas ediyor ve olumlu tepkiler alıyor.”

İdis şöyle devam etti: “Arap kardeşlerimizin Kudüs’ü ziyaret etmesi İsrail’le ilişkilerin normalleşmesi anlamına gelmiyor. Bu ziyaretler bazı sonuçlar doğuruyor. Kudüslü esnaftan alışveriş yapan, halkın mağduriyetlerini dış dünyaya aktaran ziyaretçiler bize moral veriyor ve ulusal ekonomimize destek oluyor.”

Karşıt cephe ise Arapların Kudüs ziyaretlerinden asıl işgalcilerin ekonomik yarar sağladığını savunuyor.

İsrail’in Haaretz gazetesine göre Kudüs’teki turizm sektörü 2014’te geriledi, otellerdeki geceleme sayısı %20 oranında düştü. Gazeteye göre Müslüman ülkelerden gelen turist sayısındaki büyük artış olmasaydı durum çok daha kötü olurdu. Bu sayı on binlerle ifade ediliyor.

Kudüslü yazar ve yorumcu Rasim Ubeydat ise Al-Monitor’a şu yorumda bulundu: “Bu ziyaretler normalleşme kapsamına giriyor. Bunlardan en çok İsrail işgali yararlanıyor. Çünkü turistler mutlaka onlardan geçiyor. İşgalciler kentteki altyapıyı, otelleri, restoranları, ulaşımı kontrol ettiği için ziyaretler onların ekonomisine fayda sağlıyor. Bu ziyaretler ayrıca işgalin imajını güzelleştirmeye, işgalin meşrulaşmasına ve şehirdeki egemenliğinin tanınmasına, dini özgülüklere saygılı demokratik bir yapı olarak görülmesine hizmet ediyor. Oysa gerçekte Kudüslüler El Aksa’ya giremiyor, şehir de sistematik bir şekilde Yahudileştiriliyor.”

Birzeit Üniversitesi’nde şehir planlama hocası olan Kudüs Vakfı üyesi Cemal Amr da benzer düşüncede: “Arapların Kudüs’ü ziyaret etmesi ucuz bir siyasi oyundan ibaret. El Aksa kullanılarak işgalin imajı güzelleştiriliyor, bu ziyaretlerden bir tek işgal yarar sağlıyor. Arapların Kudüs’e destek verdiği yok. Bu konu onların gündeminde değil. Verdikleri sözleri tutmayarak bu şehri sürekli hayal kırıklığına uğratıyorlar. Kudüs’ün Filistin’in başkenti olmadığını söyleyen Netanyahu nasıl oluyor da onların El Aksa’ya girmesine izin veriyor ama Filistinlilerin girişini engelliyor?”

Kudüs’e gelen ziyaretçilerin Filistin vizesi almadığını, Filistin otellerinde kalmadığını, Filistin restoranlarında yemek yemediğini vurgulayan Amr, şöyle devam ediyor: “Tüm bunlar Arap rejimlerinin küstahça bir oyunu. İşgali olumlu gösteriyorlar, gerçeklerin aksine onu dini hoşgörüye sahip demokratik bir yapı olarak sunuyorlar.”

Kudüs Rum Ortodoks Patrikhanesi Piskoposu Atallah Hanna da şöyle diyor: “Ben şahsen bu ziyaretleri teşvik etmiyorum. Ancak dini bir kurumun temsilcisi olarak bir ziyaret davetini ya da isteğini reddetmekten mahcubiyet duyarım. Buradaki sorumluluk siyasi olmalı. Bir ziyaretin normalleştirme kapsamına girip girmediği ne maksatla yapıldığına bağlı. Yabancı pasaportlu Hristiyan Arapların veya Müslümanların ziyaretleri Kudüs halkına destek amacı taşıyorsa normalleştirme olarak telaki edilemez. Bu durum, İsrail’le diplomatik ilişki kurmamış Arap ülkelerin yurttaşları için geçerli değil. Bu kişilerin Filistin’e gelmesi doğru olmaz. Zira bunun için İsrail’in onayı gerekir. Oysa kendi ülkeleri bunu kabul etmiyor.”

Filistin devlet başkanının Kudüs danışmanı Ahmet Ruveydi Arapların Kudüs’e desteği konusunda Al-Monitor’a şunları aktarıyor: “Arapların ve Müslümanların Kudüs’e desteği genel olarak zayıf. Kentin gereksinimlerini karşılamıyor, ihtiyacın sadece yüzde %5’ini karşılıyor.”

Ruveydi’ye göre şehrin mali gereksinimleri son üç yılda 428 milyon dolara ulaşırken bu miktarın sadece %5’i Araplar ve Müslümanlar tarafından sağlandı. Ruveydi şu bilgileri veriyor: “Arap Birliği’nin Sirte Zirvesi’nde Kudüs’e ilişkin alınan kararların sadece %3’ü uygulandı. Vaat edilen yarım milyar doların sadece 50 milyonu şehre aktarıldı. Doha Zirvesi’nde Kudüs için oluşturulan 1 milyar dolarlık fondan da hiçbir şey gelmedi.”

Mart 2010’daki Sirte Zirvesi’nde Arap Birliği dışişleri bakanları, Filistin ve Suriye’nin sunduğu karar tasarısını kabul etmişti. Karar, Kudüs’ün El Aksa fonu aracılığıyla kurtarılmasını öngörüyordu. Suudi Arabistan’ın girişimiyle 2001’de oluşturulan fonda 500 milyon dolar vardı.

Kudüs’e desteğin gecikmesini değerlendiren Ruveydi şöyle diyor: “Kudüs ve El Aksa için verilen mücadelede Filistinliler Araplar ve Müslümanlar tarafından yalnız bırakıldı. Bunu söylerken hem özel sektörü hem hükümet kanadını kastediyorum. Her ikisi Kudüs için yaptıkları taahhütleri unutuyor. Durum ortada. Verilen sözlerin yerine getirilmesi için Araplara yaptığımız çağrılara kimse kulak asmıyor.”

Filistinliler Kudüs’e yapılan ziyaretlerin artı ve eksilerini tartışarak kendi kavgalarını sürdürürken İsrail şehrin dokusunu ve simgelerini değiştirmeye devam ediyor. Filistinliler bugün Kudüs’ün sadece %13’ünü kontrol ediyor. Dünyadaki Araplar ve Müslümanlar ise durumu görmezden geliyor ve Filistinlileri gerçek bir destekten yoksun bırakıyor.