Ana içeriğe atla

Erdoğan eğitimi dinselleştirmeye hız verdi

Okullarda başörtüsü yaşının 10’a indirilmesi ve yüzlerce normal lisenin dini eğitim kurumlarına dönüştürülmesinin ardından şimdi de zorunlu din eğitiminin ilkokul birinci sınıftan başlaması gündemde.
Students of Tevfik Ileri Imam Hatip School eat and chat during a break in Ankara November 18, 2014. Turkey has seen a sharp rise in religious schooling under reforms which President Tayyip Erdogan casts as a defence against moral decay, but which opponents see as an unwanted drive to shape a more Islamic nation. Almost a million students are enrolled in "imam hatip" schools this year, up from just 65,000 in 2002 when Erdogan's Islamist-rooted AK Party first came to power, he told the opening of one of the s

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bundan yaklaşık üç yıl önce, 1 Şubat 2012’de henüz başbakan iken Ankara’da parti örgütü yöneticilerine hitaben yaptığı konuşma sırasında söyledikleri, laik eğitim ve laik devletin geleceği açısından kaygı yaratmış ve çok tartışılmıştı.

Erdoğan o konuşmasında ana muhalefet CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na cevap verirken özetle şunları söylemişti: “(Kılıçdaroğlu) benim Türkiye’yi dindarlar ve dinsizler diye ayırdığımı söylüyor. Benim ifademde dindarlar, dinsizler diye bir ifade yok. Dindar bir gençlik yetiştirme var. Bunun arkasındayım. Sayın Kılıçdaroğlu, sen bizden ateist bir nesil yetiştirmemizi mi bekliyorsun? O senin amacın olabilir ama bizim böyle bir amacımız yok.” Erdoğan’ın “dindar bir gençlik yetiştirmek” için ilk yapması gereken elbette ki “eğitimi dinselleştirilmek” olacaktı...

Erdoğan’ın bu konuşmasından yaklaşık üç yıl sonra, 2 Aralık’ta Akdeniz kenti Antalya’da başlayan “Milli Eğitim Şurası” toplantısında tartışılan konular ve alınan kararların içeriği, iktidar tarafından eğitimin dinselleştirilmesi yolunda hayli mesafe alınmış olduğunu gösterdi.

Milli Eğitim Şurası, Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim ve öğretimle ilgili konuları incelemek ve tavsiye niteliğinde kararlar almakla görevli en yüksek danışma kurulu... Bu beş günlük toplantıya, eğitim bürokrasisi ve kurumlarını, parlamentoyu, eğitim sendikalarını, öğretmenleri ve öğrenci velilerini temsil ettiği söylenen 600 kişi katıldı. Milli Eğitim Şurası’nın kararları, bakanlık tarafından onaylandığında kesinlik kazanıyor.

“Şura”, eğitimin dinselleştirilmesi yolunda, Osmanlıların askeri bandosu “Mehter Takımı”nın yürüyüş temposuna benzer biçimde, “iki adım ileri, bir adım geri” atarak ilerledi...

Önce “Şura”ya, AKP’ye yakınlığıyla bilinen öğretmen sendikası Eğitim-Bir-Sen tarafından “okullarda kızlı erkekli mecburi karma eğitime son verilmesi” yönünde bir öneri sunuldu. Bu, “karşı cinse duyulan ilgiden kaynaklanan güvenlik sorunlarının minimum seviyeye indirilmesi” gibi dini olmayan gerekçelerle desteklenen bir öneriydi ama Türkiye’de böyle yaygın bir “güvenlik sorunu” olduğundan da daha önce söz edildiği vaki değildi.

Ardından zorunlu din derslerinin ilkokul birinci sınıftan itibaren başlatılması, anaokulunda da “değerler eğitimi” verilmesi önerildi. Bunun yanı sıra anaokullarında İslami değerlerin öğretilmesi de istendi.

Türkiye’de hal-i hazırda zorunlu din dersleri ilkokulun dördüncü sınıfından itibaren okutuluyor. İlk ve orta öğretimde zorunlu din dersleri uygulaması 12 Eylül 1980 darbesinin ürünü olan 1982 Anayasası’nın hükümleri arasında bulunuyor.

Bunların yanında halen liselerde seçmeli ders olarak okutulan ve Arapça harflerle yazılan eski Osmanlıca dilinin zorunlu ders haline getirilmesi de öneriler arasında yer aldı. Türkiye Cumhuriyeti 1928’de Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğindeki “Harf Devrimi” ile Arap alfabesini terk ederek Latin alfabesini benimsemişti. Türkçe, Farsça ve Arapça sözcüklerle gramerlerinin bir terkibi niteliğindeki Osmanlıca, imparatorluk döneminde saray, yönetim çevresi ve elitin resmi yazı ve edebiyat dili olmakla sınırlı kalmıştı.

Neticede “Şura”da “iki adım ileri, bir adım geri” ritmine göre şu gelişmeler yaşandı:

Zorunlu karma eğitime son verilmesi şeklindeki öneri tartışma gündemine alınmadı...

Milli Eğitim Şurası Genel Kurulu, 6 Aralık’taki oturumunda “mecburi Osmanlıca” önerisini reddetti...

Ama genel kurul zorunlu din dersinin ilkokul birinci sınıftan itibaren okutulması önerisini kabul ederek sonuçta “bir adım” ilerlemiş oldu.

Bunun yanı sıra anaokullarında “değerler eğitimi” verilmesi benimsendi. Buna göre 36-72 aylık çocuklara “cennet ve cehennem” kavramları öğretilecek ve “Allah sevgisi” kazandırılacak.

Bunun yanı sıra bazı nispeten “küçük adımların” atılması da benimsendi. Bunlardan biri, Hz. Muhammed’in doğum günü olarak 14-20 Nisan tarihleri arasında 1989’dan beri sadece Türkiye’de ve devlet eliyle kutlanan “Kutlu Doğum Haftası”nın okullarda da idrak edilmesi zorunlu hale getirilmesiydi. Bir diğeri, hafız olmak yani Kuran’ı hatmetmek isteyen öğrencilere getirilen okul muafiyetinin bir yıldan iki yıla çıkarılmasıydı. Üçüncü olarak da turizm meslek liselerinden “alkollü içki ve kokteyl hazırlama” dersinin çıkarılmasını not etmek gerekiyor.

Milli Eğitim Şurası kararlarına tepki gösterenlerin başında ana muhalefetteki laik CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yer aldı. Kılıçdaroğlu, 6 Aralık’ta yaptığı açıklamada Şura kararlarını “Toplumun düşünmesini engelleme çabası” olarak niteledi ve şöyle devam etti: “Eğitimin temel özelliği çocuklarımızın nitelikli sorular sormalarını sağlamaktır. Siz, bununla çocuklarımızın soru sormalarını engelliyorsunuz. Türkiye’yi bir Orta Çağ ülkesi haline getirmek istiyorlar”.

Resmin mevcut halini tamamlamak için Türkiye’de eğitimin Sünni inancına göre dinselleştirilmesi doğrultusunda 2014’ün sonbaharında atılan önceki kritik adımlara da değinmek gerekiyor. Bunlardan biri bu eğitim-öğretim yılının başında çok sayıda genel ortaokul ve lisenin, öğrenci velilerinin onayı alınmadan dinsel ağırlıklı eğitim veren imam-hatip ortaokulları ve liselerine dönüştürülmesi oldu.

Sol eğilimli “Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası” Eğitim-Sen’in Genel Başkanı Kamuran Karaca’nın Milli Eğitim Şurası’nda verdiği bilgilere göre Türkiye’de imam-hatip ortaokullarının sayısı 2013’te 1099 iken bu sayı 2014’te 1355’e yükseltildi. Diğer ortaokullarda açılan imam-hatip sınıflarıyla birlikte ortaokullardaki imam-hatip öğrencilerinin sayısı son bir yılda 94 binden 240 bine çıktı. Milli Eğitim Bakanlığı 2011-2014 arasında 1477 genel liseyi imam-hatip lisesine dönüştürdü. Yine de bu veriler Türkiye’de eğitimin tamamının imam-hatipleştirildiği anlamına gelmiyor. İmam-Hatip ortaokullarının toplam ortaokullar içindeki oranı yüzde 8.44. Toplam liseler içindeki imam-hatip liselerinin oranı ise yüzde 10.

10 yıllık trend ise çarpıcı: 2004’te 453 imam-hatip lisesinde 90 bin öğrenci varken, özellikle son yıllarda sıçrama gösteren bu sayılar 2014’e gelindiğinde 952 lise ve 474 bin öğrenciye çıkmış bulunuyor.

2014 sonbaharındaki diğer bir kritik adım ise 22 Eylül’de açıklanan bir kararla ortaöğretim kurumlarında kız öğrencilere beşinci sınıftan itibaren, başka bir ifadeyle henüz 10 yaşında iken türbanlı olarak derslere girme hakkı verilmesiydi. Bu karar, kız öğrencilerin başlarının aileleri tarafından 10 yaşından itibaren örtülebileceğinden başka bir anlam taşımıyordu. Böylece Türkiye’de başörtüsü yaşı 10’a indiriliyordu.

AKP iktidarının bu uygulamaları sonucunda Türkiye’de eğitim Sünni inancına göre şekillendirilirken ülkenin “anayasal laikliği” de giderek kâğıt üzerinde kalmaya başlıyor.

Erdoğan ve iktidarının eğitimi neden dinselleştirmek istediği sorusunun cevabı yazının başında verilmişti; kendileri dindar bir gençlik yetiştirmek istiyorlar ve bu da zamanında çok eleştirdikleri “toplum mühendisliği”nin tezahürlerinden biri...

“Dindar gençlik”, Erdoğan’ın “Yeni Türkiye” paradigmasının taşıyıcısı. Eğitimin İslamileştirilmesi neticesinde yetişecek nesil, siyasal İslam’ın Türkiye’de kurma yolunda ilerlediği yeni rejimin de teminatı olarak görülüyor.

More from Kadri Gürsel

Recommended Articles