Ana içeriğe atla

Meşhur “Kırmızı Kitap”ın dönüşü

“Kırmızı Kitap” adıyla bilinen ve toplumsal grupları “iç düşman” olarak listeleyen Ulusal Güvenlik Siyaseti Belgesi raflardaki yerini yeniden aldı. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Riot police take up positions as they clash with protesters in Istanbul, during a pro-Kurdish demonstration in solidarity with the people of the Syrian Kurdish town of Kobani, October 7, 2014. Turkey's president said Kobani was "about to fall" as Islamic State fighters pressed home a three-week assault that has cost a reported 400 lives and forced thousands to flee their homes. REUTERS/Osman Orsal (TURKEY - Tags: CIVIL UNREST POLITICS) - RTR49AXB

Her ay düzenli olarak bir araya gelen Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) 30 Ekim’deki toplantısı 10 saat 25 dakika sürerek tarihi bir rekora imza attı. Basın da bu MGK’ya son zamanlardaki toplantılara kıyasla daha çok ilgi gösterdi, zira “Kırmızı Kitap” ya da diğer adıyla Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi’nde değişikliğe gidilmesi gündemdeydi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni düşmanı olan “paralel yapı” bu toplantıda bir diğer “iç düşman” olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin zengin düşmanlar tarihindeki yerini aldı.

1961 Anayasa’sı ile kurulan ve 1982 Anayasa’sı ile genişletilen MGK darbelerin ardından ordunun hamiliğinde hazırlanan iki anayasa tarafından şekillendirilmişti. Dolayısıyla da generallerin kırmızı çizgilerini seçilmiş siyasilere dayatan bir kurum olarak öngörülmüştü. Hatta 90’larda Necmettin Erbakan iktidarına karşı yapılan “post modern” darbenin karargahı da MGK’ydı.

Toplum Türkiye’nin “iç ve dış düşmanları”nın listelendiği “Kırmızı Kitap”tan da ilk kez 90’larda haberdar oldu. Aslında pek çok devletin benzer belgeleri vardır -örneğin ABD’nin listesinde El Kaide tehlikesinden bahsedilir- fakat Türkiye’nin “Kırmızı Kitap”ı biraz nevi şahsına münhasırdı. Zira burada listelenen tehditler arasında yalnızca terör örgütleri değil, siyasi ideolojiler ve toplumsal eğilimler de yer alıyordu. Bunun en tipik örneği de “bölücülük” ve “irtica” faaliyetlerine yapılan atıftı. Hatta generaller olası bir Hristiyanlaşmanın Türk ulusal kimliğine zarar vereceğini düşünerek, 2000’lerin başında bunlara bir de “misyonerlik faaliyetlerini” eklemişlerdi.

Bir diğer deyişle, kimileri tarafından “hükümet üstü bir anayasa” olarak görülen “Kırmızı Kitap” Türkiye’deki otoriter devlet ideolojisinin bir simgesiydi. Bu ideolojinin baskıladığı İslamcıların, muhafazakarların, liberallerin, solcuların ve Kürtlerin “Kırmızı Kitap”a muhalefetleri de buradan kaynaklanıyordu. Bu muhalefet, 2000’li yılların sonlarında orduyu kademeli olarak gerileten ve MGK’da üstünlük kazanan Ak Parti iktidarında vücut buldu. Erdoğan “Kırmızı Kitap”ın yenilendiğini ve çok daha liberal bir görünüme kavuştuğunu 2010’da muzaffer bir edayla ilan etmişti. “Bundan sonra iç tehdit olmayacak” diyen Erdoğan “komşularla sıfır sorun” politikası sayesinde “dış tehditlerin” de yeniden düzenleneceğini açıklamıştı. Erdoğan'a göre “yapay kaygı ve korkular” devri bitmişti artık.

Ancak yazık ki çok düşmanlı düzene geri dönüş yalnızca birkaç yıl sonra yeniden başladı. “Komşularla sıfır” politikası Türkiye’nin güney sınırlarında yaşanan sorunlar yüzünden yavaş yavaş sona erdi.

Dahası, Gezi Parkı protestoları ve Aralık’taki yolsuzluk soruşturmaları üzerine Erdoğan iç düşman kavramını yeniden gündeme taşıdı. Her ikisini de “darbe girişimi” diye tanımlayan Erdoğan, ikinci “darbe” girişiminden Gülen hareketini sorumlu tuttu. Bu dini hareket devlet içinde kendi hiyerarşisine ve hedeflerine göre hareket eden bir “paralel yapı” kurmuştu.

Son MGK’nın gündeminde de “paralel yapı” vardı. Zira toplantının ardından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Milli güvenliğimizi tehdit eden ve kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanmalar ve illegal oluşumlar ile yürütülen mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulanmıştır.”

Ancak burada bir nüans vardı: Açıklamada devletin “paralel yapılarla” mücadeleyi sürdüreceği belirtiliyordu. Dolayısıyla pek çok gazeteci bunun sadece Gülen hareketini değil PKK’nın kent yapılanması olan KCK’yı da kapsadığı görüşünde.

Ordunun bu çetrefilli meselenin neresinde yer aldığı ise ayrı bir tartışma konusu. Kimilerine göre bu ifade, ordu Gülen hareketinin tek başına öne çıkarılmasına karşı çıktığı için çoğullaştırılmış durumda. Bu görüşe göre silahlı kuvvetler Gülen hareketine hükümete kıyasla biraz daha müsamahakar yaklaşıyor. Bazı gazeteciler ise tam tersini savunarak generallerin devam eden darbe davaları yüzünden Gülen hareketine karşı çok daha sert olduğuna inanıyor.

Bu kapsamda, Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu önemli bir noktaya dikkat çekti. Bayramoğlu devlet içindeki “paralel yapı” sorununa yıllardır işaret eden bir isim olsa da MGK’nın açıklamasına tepki gösterdi. “Suç varsa takip edersin. Bunun için özel kitaplara filan gerek yok. Hukuk devletinin kuralları yeterlidir herhalde” diyen Bayramoğlu Erdoğan’ın “Kırmızı Kitap” uygulamasına dönüşünün “Türkiye’deki değişim süreci açısından adeta silahın kendisi değil de, o silahı kimin tuttuğu gibi bir endişe” yarattığını belirtti.

Anayasa’ya göre, “Kırmızı Kitap” Başbakan Ahmet Davutoğlu “MGK’nın tavsiye kararlarını” onayladığı zaman resmiyet kazanacak. Ancak şu an için kesin olan şey şu: “Paralel yapı”nın gerçek doğası ve yanlışları ne olursa olsun Türkiye bu kararla, geçmişte bizzat Erdoğan’ı da hedef alan anlayışa geri döndü. Yine tehlikeli "iç düşmanlardan" dem vuruluyor. Ve devlet bu "hainlerle" savaşmak için bir kez daha demir yumruğunu ortaya çıkarıyor.

More from Mustafa Akyol