Ana içeriğe atla

Kürdistan’ın dört parçasını birleştiren okul: Artuklu Kürdoloji

Kürt açılımının en somut adımı Artuklu Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsü (Kürdoloji) Kürdistan’ın dört bir parçasından akademisyenleri kadrosuna kattı. Ama hükümet ile Kürt hareketi arasında kaldı.
10-eza3ycih.j5s.jpg

Mardin Artuklu Üniversitesi bünyesinde 2010’da kurulan Yaşayan Diller Enstitüsü (Kürdoloji) hükümetin Kürt sorununu çözmek için başlattığı açılımın en somut adımlarından biri. Enstitü, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ‘Kürdoloji’ bölümü olarak tarihe geçti. Kürtçenin yanı sıra Süryanicenin öğretildiği kurum olarak da bir ilk. Barış süreciyle ilgili birçok şey çıkmaza girerken insana “Türkiye’de iyi şeyler de oluyor” dedirten bir çaba. ‘Çaba’ diyorum çünkü Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın devrim olarak nitelediği Kürdoloji bölümü başından beri engeller hatta tehditlerle karşılaştı. Kurum ne hükümeti ne de Kürt hareketini memnun edebildi.

Hükümet kanadı oluşturulan öğretim kadrosu ve mezun olacak öğretmen adaylarının profilinden rahatsız olmuş, ilk mezuniyet törenine muhalif gazetecilerin de davet edilmesine tepki göstermişti. Kürt hareketi ise enstitüyü ‘Kürtleri oyalayıp anadilde eğitim taleplerini geçiştirme taktiği’ olarak gördü. ‘Ülke bölünür’ histerisinden kurtulamayan devletin derin aygıtları ise projeye öfkeyle yaklaştı.

Al-Monitor’un edindiği bilgilere göre güvenlik birimleri rahatsızlıklarını çeşitli şekillerde gösterirken Kürdoloji yöneticilerine kaynağı belirsiz tehdit mektupları da gitti. 

Kürdoloji’ye alınan öğrencilerle ilgili okula ulaştırılan güvenlik soruşturması şaşırtıcı olduğu kadar devletin kurumsal yapısının Kürt açılımına karşı direncini de gösteriyordu: 2012’de kaydı yapılan 500 öğrenciden 480’i sakıncalı bulunmuştu. Okulun sınava tabi tutarak sadece Kürtçe ve Kürt edebiyatına dair bilgi seviyelerine göre kabul ettiği öğrencilerin siyasi eğilimleri sorun olmuştu. Bu yüzden BDP ya da PKK’lileri kadrolaştırdığı suçlamasıyla Yaşayan Diller Enstitüsü Müdürü Prof. Kadri Yıldırım hakkında soruşturma başlatıldı.

Yıldırım bu ilginç durumla ilgili “Biz öğrencileri güvenlik soruşturmasına tabi tutarak değil Kürtçe seviyelerine göre aldık. Bu yüzden başım belaya girdi. Beni sakıncalı çevrelerden adam seçmekle itham ettiler. Soruşturma geçirdim. Bir şey çıkmadı. Sanırım iki yıldır bir şey bulamadılar. Neticeyi de bana bildirmediler” dedi. Yıldırım bir tarafta medrese ve ilahiyat menşeli olması nedeniyle “Artuklu’yu dindarlaştırıyor” diğer tarafta “Alevileri alıp Artuklu’yu Tuncelileştiriyor” eleştirilerine maruz kaldı. 

Restleşmeyle başladı

Enstitü daha işin başında bir restleşmeyle eğitime başladı. 2012’de 3000 adaydan ilk 500 kişiyi kabul edip kayıtlarını yaptıktan sonra Yüksek Öğretim Kurumu kontenjanı yarıya indirmiş, bunun üzerine enstitü sınavı geçen tüm öğrencilere eğitim hakkı tanınmadığı takdirde Seçmeli Kürtçe ders için öğretmen yetiştirme ve kitap hazırlama programlarından çekileceğini duyurmuştu.

Kuşkular ve gelgitler arasında enstitü iki yılda 1000 mezun verdi. Önemli bir başarı ama açılımın diğer ayaklarında tökezleme olunca mezunların değerlendirilmesinde sorunlar çıktı. Şöyle ki 2012’de Kürtçe anadilde seçmeli dersin ilköğretimde okutulmaya başlamasıyla öğretmen olmayı umut ederek Kürdoloji’ye kayıt yaptıran öğrenciler açıkta kaldı. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) kadro açmayınca öğrenciler geçen ağustosta açlık grevi yaptı. Yıldırım, Ankara’da hükümet yetkilileriyle görüşüp kadro açılmadığı takdirde kendisinin de Ankara’da açlık grevine başlayacağını bildirdi. Uğraşlar sonucu sadece 18 kişi MEB’in öğretmen kadrosuna alındı.

Yıldırım 4 yıllık tecrübeyi Al-Monitor’a değerlendirdi. Hakkında iki yıl önce açılan soruşturmadan delil yokluğu nedeniyle hala sonuç çıkmadığını belirten Yıldırım, yılmadan yürüttükleri çaba sayesinde gerek hükümet gerek Kürt hareketinin kendilerine olan yaklaşımının da değişmeye başladığını söyledi. Yıldırım 2013-2014’teki mezuniyet törenine hem hükümet kanadı hem de BDP milletvekillerinin katılmış olmasını önyargıların aşılmasının bir göstergesi olarak görüyor. 
18 günlük açlık grevi, 18 kadro.

Kürdoloji’nin kurulmasını “Barış süreci kapsamında atılan kültürel bir adım” olarak niteleyen Yıldırım’ın verdiği bilgilere göre okulun başardıkları ve başaramadıkları şöyle:

  • Tezli ve tezsiz olarak yüksek lisans programlarına öğrenci alınıyor. Müracaat edenler Kürtçe gramer ve edebi bilgi seviyesine göre kabul ediliyor. Kürtçeyi iyi bilmek yetmiyor. Kürtçe hikâye ve roman yazmış yazarlardan sınavda elenenler oldu.
  • 2013 ve 2014’te 500’er mezun verildi. Ancak hükümet söz verdiği halde mezunlar istenilen düzeyde öğretmen kadrolarına yerleştiremedi. Ağustosta başlayan açık grevinin 18’inci gününde hükümet 18 kişiyi kadrolu öğretmen olarak atama kararı aldı. (Aslında Artuklu’dan sonra Kürt dili bölümleri açan Diyarbakır Dicle Üniversitesi, Bingöl Üniversitesi ve Muş Alpaslan Üniversitesi’nden de mezun olmuş 500 kişi kadro bekliyor.) MEB’in mevcut koşullarda yaklaşık 1000 öğretmene ihtiyacı var. Okul idareleri Kürtçe öğretmen açığını sözleşmeli personel çalıştırma yetkisini kullanarak Kürtçe bildiğini sertifikayla gösteren herhangi bir kişiyle gideriyor. Kimi mevcut işlerini bırakarak okula kayıt yaptırmış olan öğrenciler mağdur olduklarını düşünüyor. Atanma olmadığı için de okula rağbet azalıyor. Artuklu’da ilk sene 500 kişilik kontenjan için 3000 kişi müracaat etmişti. Bu rakam ikinci dönem 2000, üçüncü dönem 1000'e düştü.
  • Artuklu’da MEB tezli yüksek lisans için yılda 40 kişilik kontenjan hakkı tanıyor. Hâlihazırda 100 kişi tezli olarak eğitime devam ediyor. 30 kadarı tezini teslim etti. Bu gruptaki öğrenciler bir yıl ders aldıktan sonra ikinci yıl tez hazırlıyor. Tez aşaması uzayabiliyor.
  • Dört yıllık Kürt dili ve edebiyatı lisans bölümü ise bu yıl ilk kez mezunlarını verecek. 2010’da 20 öğrenciyle eğitime başlayan lisans bölümüne sonraki yıllarda sırayla 35, 45, 65 kişi kayıt yaptırdı. Okulun istediği kontenjan yıllık 100 ama YÖK bu rakamı hep aşağı çekti.
  • Kürdoloji bölümü öğretmen yetiştirmenin yanı sıra ilköğretim 5, 6 ve 7’inci sınıflar için Kürtçe ders kitapları hazırladı. Sekizinci sınıflar için hazırlanan ders kitabı da seneye devreye girecek. Kitapları hem Kurmancî hem Zazakî lehçeleriyle hazırlandı. 
  • Akademik kadro ise Kürdistan’ın dört parçasından. 45 öğretim üyesi arasında Bakur (Kuzey Kürdistan), Başur (Güney Kürdistan), Rojhilat (Doğu Kürdistan) ve Rojava’nın (Batı Kürdistan) yanı sıra Avrupa’da yaşayan Kürt akademisyen ya da uzmanlar da var. Malmisanij takma adıyla bilinen Zazakî uzmanı Dicleli Mehmed Tayfun, klasik Kürt edebiyatı uzmanı İranlı Perviz Cihani, İrani diller uzmanı İranlı Behruz Şücai İsveç’ten getirildi. İran’dan Kürt inançları ve mitolojisi uzmanı İranlı Şahab Vali, Rojava’dan Kürt felsefesi uzmanı Serbest Nebi, Kürt siyaseti uzmanı Refik Süleyman, eski Kürt tarihi uzmanı Faruk İsmail, Türkiye’den gramer ve imla uzmanı Mikail Bülbül, modern Kürt edebiyatı uzmanı Zülküf Ergün, Kürt edebiyatı uzmanı Ramazan Alan, çocuk ve halk edebiyatı uzmanı Ramazan Pertev akademik kadroda yer alan isimlerden…
  • Türkiye’de Q, X ve W harfleri henüz yasakken Kürtçe eğitime başlayan ve ders kitabı hazırlamak zorunda kalan enstitü mecburen yasağı çiğnedi. Yasak üç yıl sonra kalktı.

Harfler de sorun oldu

Yıldırım Q, X ve W harflerinin kullanımıyla ilgili yaşanan bir restleşmeyi “Yasak daha kalkmamıştı. MEB için kitap yazacaktık. Kitaplarda Q, X ve W harflerinin kullanılmaması yönünde uyarılar aldık. ‘Eğer böyle bir yasaklama getirirlerse kitap hazırlama projesinden çekiliriz. Bu harfler çıktığında Kürt alfabesi diye bir şey kalkmaz’ dedim. Tutumumuzda ısrar ettik ve bu harfleri hem kitaplarda hem tezlerde kullandık” diye aktardı.

Yıldırım, Kürt hareketinin şüpheci yaklaşımıyla ilgili de “Devlet bizi BDP ve Kürdi-Der sempatizanı, Kürtler de bizi hükümet ve cemaate (Gülen hareketi) hizmet etmekle suçladı. Fakat bu yıl rahatladık. Mezuniyet törenimize Erdoğan kutlama telgrafı gönderdi, Mardin Belediye Başkanı Ahmet Türk ve HDP Milletvekili Gürsel Yıldırım katıldı. Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında Erdoğan, Mardin’e geldiğinde çalışmalarımızı övdü. BDP/HDP çevresi de bizim sadece ilmi çalışmalar yaptığımızı anlamaya başladı. Asimile edilen bir dili ve kültürü ileri taşımak istediğimiz anlaşıldı. İlk kez iktidarla muhalefetin iyi dediği bir işi başardık” dedi. 

HDP Mardin Milletvekili Erol Dora enstitüye doğrudan karşı çıkmadıklarını ama hükümetin bu tür adımlarla Kürtleri oyalama taktiği güttüğünü belirtti. Türkiye’nin ilk Süryani milletvekili olan Dora, Al-Monitor’a şu değerlendirmeyi yaptı: “Mezun olan öğretmenlerin atamaları bile yapılmıyor. Gerçek anlamda Kürt dilinin yaygınlaşması ve anadilde eğitim için işlevsel olmak istiyorlarsa atamalar yapılmalı. Birçok insan işini gücünü bırakıp Kürdoloji’ye kaydoldu. Yurt dışından gelenler oldu. Kısmen olumlu gelişmeler ama bu Kürt sorununun çözülmesi konusunda partimizin taleplerini karşılayacak düzeyde değil. Biz seçmeli dersin ötesinde eğitimin anadilde yapılması için daha köklü bir çözüm istiyoruz.” 

Kürdoloji demek zor

Bu mesele akademik dünyada da tartışma konusu. Türkiye’de bir Kürdoloji bölümü için çaba harcayan bazı akademisyenler, Artuklu’da bölüm açılırken bölümün isminde Kürt kelimesinin geçmesine bile izin verilmediğini, doktora eğitimine izin çıkmadığını, haliyle statünün düşük kaldığını belirtip Yaşayan Diller Enstitüsü’nü ‘Kürdoloji’ olarak isimlendirmenin doğru olmadığını düşünüyor. Bu kesime göre MEB’in kadroya aldığı kişileri ‘Kürtçe öğretmeni’ olarak değil ‘Yaşayan Dil ve Lehçe Öğretmeni’ olarak ataması da devletin Kürtçeye yönelik algısının değiştiğini gösteriyor. Bu yüzden programlara başvurular düşerken öğrencilerin çoğu “Kadro önemli değil, Kürt edebiyatıyla ilgili bilgiler edineyim” diyerek katılıyor. Artuklu’dan sonra Hakkâri, Muş, Van, Dersim, Bingöl ve Dicle’de açılan Kürt dili bölümlerinin anadilde eğitimin altyapısını oluşturulacak şekilde yapılandırılması gerektiği vurgulanıyor. 

Netice olarak iyi niyetli bir yaklaşımla Artuklu, hükümet ile Kürt hareketi arasında kavga alanı olmaktan yavaş yavaş çıksa da açık bir yol haritasıyla bütünlükçü bir çözüm geliştirilmedikçe barış sürecinde Kürdoloji’nin başına gelenlerin tekrarlanması kaçınılmaz. Üstelik Kürdoloji bölümünün emektarlarına yönelik e-posta yoluyla tehditlerin hala geldiği dikkate alındığında daha istikrarlı bir mücadele kaçınılmaz gözüküyor.

More from Fehim Tastekin

Recommended Articles