Ana içeriğe atla

Suriye’nin kuzey ve güneyindeki kader savaşları

İsyancılar güneydeki kazanımlarını artırırken, hükümet güçleri Halep etrafındaki çemberi daraltıyor. Nihai müzakerelerin kaderini bu çatışmalar tayin edebilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A Free Syrian Army fighter fires his weapon during clashes with forces loyal to Syria's President Bashar al-Assad in the Handarat area, north of Aleppo November 6, 2014. REUTERS/Hosam Katan (SYRIA - Tags: CIVIL UNREST CONFLICT) - RTR4D5F0

Bölgesel diplomasi alanındaki gelişmeler hızlı bir seyir izlerken Suriye’deki nihai oyunu şekillendirecek gelişmeler de ivme kazanıyor. Önümüzdeki günlerde İran’ın nükleer programına ilişkin tarihi bir anlaşma olasılığı bu ivmeyi artırıyor. Anlaşma sağlanırsa uluslararası toplum, İran’ın iyi niyetle müzakereler yürütebildiğine, İslam Devleti’yle (İD) mücadele ve Suriye krizi gibi bölgenin diğer yakıcı sorunlarında da kritik bir çözüm ortağı olabileceğine kanaat getirecek.

Bu bağlamda Suriye’de şu an iki ana mücadele yaşanıyor. Bunların sonucu, çatışmaları durdurmak amacıyla yoğunlaşan uluslararası çabalar kapsamında güç dengesini ve tarafların alan hâkimiyetini belirleyecek.

Bu bir hayat memat meselesi ve iki taraf da bunun farkında. Daha önce kilitlenmiş olan cephelerde çoğu rejim güçlerince düzenlenen yoğun ve şiddetli taarruzlar yaşanıyor. İvme rejimden yana görünüyor. İsyancıların Şam’daki kalesi Guta’nın içlerine doğru ilerleyen rejim güçlerinin her an Halep şehrini de kuşatıp alması bekleniyor. Ancak isyancıların da güneyde Dara ve İsrail işgalindeki Golan Tepeleri sınırında üstünlüğü ele geçirdiği görülüyor. El Kaide bağlantılı Nusra Cephesi dâhil isyancı grupların son kazanımları arasında Nava gibi stratejik kasabalar var.

Bu durumda ortaya çıkan soru şu: İsyancılar neden başka yerlerde değil de güneyde bu kadar etkin? Bunun yanıtı, farklı cephelerin Suriye’deki büyük resimde ne anlam ifade ettiğini anlamaktan geçiyor. Güney cephesi başkent Şam için her zaman en ciddi tehlikelerden biri oldu. Merkezi Suriye devletini yeniden tesis edip sağlama almaya çalışan rejim için burası önem taşıyor. Şam olmadan rejim bu karmakarışık iç savaşta alelade bir grup hâline gelir ve nihai müzakerelerde herhangi bir avantaja sahip olmaz. Dolayısıyla güney cephesini tehdit altında tutmak, Beşar Esad rejimini baskı altına alıp korkutmanın en iyi yolu. Esad’a karşı birleşen ABD ile Avrupalı ve bölgesel müttefikleri de rejime tam olarak bu mesajı vermek istiyor. Son geri sayımda herkes elindeki kozu göstermeye ya da en azından hissettirmeye çalışıyor.

Öte yandan Şam’ın gerçekten düşmesini kimse istemiyor. Zira bu, Suriye’yi daha da içinden çıkılmaz bir kargaşaya sürükler ve bölgesel istikrarı iyice tehlikeye atar. Bu nedenle Guta cephesindeki düğüm, sonuna kadar devam edecek ya da rejim burada sadece sınırlı kazanımlar sağlayacak.

Kuzey cephesindeyse tamamen farklı bir denklem söz konusu. Bunun nedeni, kuzey ve kuzeydoğu Suriye’de geniş bir hâkimiyet alanı olan ultra radikal terör örgütü İD’in korkutucu varlığı. Bu örgütün doğurduğu tehlike o kadar ciddi ki sürekli yeni oyun planları kurulup hızla devreye sokuluyor. Bunların başında da elbette İD, El Nusra ve Ahrar El Şam’a karşı ABD öncülüğünde kurulan koalisyonun hava saldırıları geliyor.

Suriye’de sahada hiçbir güvenilir müttefike sahip olmayan ABD, kuzeyde İD’i durdurabilecek tek güç olarak rejimi görebilir. Bu nedenle de rejime henüz kontrol altına alamadığı Halep şehri ve kırsalındaki bölgeleri ele geçirmesine “izin” vermekte beis görmez. Bu da rejimi, başlıca kaleleri Halep’in hemen doğusundaki Manbic ve El Bab’da bulunan İD’le karşı karşıya getirir. Daha iyi bir seçenek olmadığı için Amerikalıların kuzeyde böyle bir durumu ümit ettiği veya bu yönde çalıştığı anlaşılıyor.

Hem isyancılar hem rejim bu durumu idrak etmiş görünüyor ve Halep’in kilit cephesi Handarat’ta kıran kırana savaşıyor. Doğu Halep’in düşmesi, çok muhtemeldir ki isyancı saflarında dramatik bir çöküşü tetikleyecek ve isyancıların iç savaşta etkin bir aktör olma konumu sona erecek.

Çoğunlukla Lübnan, İran ve Afganistan’dan gelen Şiilerden oluşan yabancı milisler, rejim taarruzlarında başı çekiyor. Suriye ordusunun seçkin birlikleri, bu gruplara yakın destek veriyor. Geri cephede ise stratejik önemdeki Handarat Mülteci Kampı’ndan Filistinlilerin oluşturduğu Kudüs Tugayları, Baas Partisi milisleri ve Ulusal Savunma Güçleri gibi yerel milisler temizlik yapıyor, kazanımları pekiştiriyor ve kanatlara koruma sağlıyor.

Karmakarışık isyancı saflarında ise cihatçılar, İslamcılar ve yerel isyancı grupların oluşturduğu İslami Cephe ismindeki şemsiye örgüt yer alıyor. Tehdit o kadar büyük ki Nusra Cephesi ve Nusra’nın İdlib’de bozguna uğrattığı Hazım Hareketi, aralarındaki kavgayı bir kenara koyup rejimin şiddetlenen ve tehlikeli ilerleyişine karşı Halep’te geçici ateşkes yaptı. Şu ana kadar rejim güçlerini yavaşlatmayı başarmış olsalar da artık asıl soru, doğu Halep’in düşüp düşmeyeceği değil, ne zaman düşeceğidir. Hava desteği, büyük miktarda silah ve mühimmat dâhil güçlü bir askeri müdahale olmadıkça Halep’teki isyancıların akıbeti bellidir.

Handarat cephesinde savaşmış olan Liva El Tevhid Tugayları’ndan genç bir isyancı komutan da bu kaygı hissiyatını bana şöyle anlattı: “Görünüşe göre bizi terk ettiler ve Esad’ın bizi öldürüp evlerimizi yerle bir ettiğini görmek istiyorlar. Bunun başka bir açıklaması olabilir mi? Haftalardır destek için yalvarıyoruz, alarm zillerini çalıyoruz. Ancak cesaretlendirici, destek verici sözlerden başka bir şey alamadık. Bu durumda insanlar nasıl cihatçılara yönelmesin? O gruplar dışında kimseden yardım görmeyen insanları suçlayabilir misin? İnsanlar, Amerika ve müttefiklerini artık bir düşman, kendilerine karşı Esad’a yardım eden suç ortakları olarak görüyor.”

Görünen o ki Batı ve koalisyona yönelik güçlü bir karşıtlık var ama savaşın dalavereleri, vefasız ittifakları böyledir. Zafere ya da Suriye örneğinde olduğu gibi kabul edilebilir bir çözüme ulaşma isteği, ahlakın olmadığı bu kirli oyunun kurallarını belirliyor. Bu yıkıcı riyakârlığın ceremesini ise talihsiz Suriye halkı çekiyor.

More from Edward Dark