Ana içeriğe atla

Türkiye niçin “Uluslararası İslam Üniversitesi” kuracak?

Uluslararası İslam Üniversitesi Türkiye’deki aşırı muhafazakar ilahiyatçıların ve ilimcilerin hakimiyetine girmezse İslam dünyasına anlamlı bir katkı sunabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Grand Mufti of Turkey Mehmet Gormez shakes hands with a onlooker after an inauguration ceremony in front of the Gazi Husrev Begova mosque in Sarajevo, November 15, 2012. Newly elected Husein Kavazovic is the 14th Grand Mufti of the Islamic Community in Bosnia and Herzegovina and will be on duty over the next seven years. REUTERS/Dado Ruvic (BOSNIA AND HERZEGOVINA - Tags: SOCIETY RELIGION) - RTR3AFY0

Diyanet İşleri Başkanı (DİB) Mehmet Görmez geçen hafta başında bir grup gazeteciye yeni bir proje üzerinde çalıştıklarını açıkladı. Türkiye’de yakında bir “Uluslararası İslam Üniversitesi” kurulacağını söyleyen Görmez Mısır, Pakistan, İran ve Malezya’daki İslam üniversitelerinin “dünyadaki sorunlara çözüm bulmayı başaramadığını” da ekledi.

Öncelikle, birkaç gözlemimi paylaşayım: Görmez bu açıklamayı Türk heyetiyle birlikte gittiği Hac ziyareti sırasında Mekke’de yaptı. Aynı ziyaret sırasında yaptığı bir başka açıklamada ise Suudi yetkilileri Kabe’yi gölgeleyen dev gökdelenlerle “tarihi mahvettikleri” için eleştirdi. Bu, kişisel bir açıklamanın ötesinde, tarihsel duyarlılığı olan “Türk İslam” anlayışının zahiri “Suudi İslam” anlayışına itirazını yansıtıyordu.

İkincisi, Görmez’in başında olduğu Diyanet İşleri Başkanlığı Ak Parti dönemi öncesinde asla eğitimle ilgili bir açıklama yapamazdı. Zira geçmişte, eğitim de diğer “stratejik” konular gibi katı laik generallerin kumandasındaydı. Ne “Uluslararası İslam Üniversitesi”ne izin vardı ne de DİB’in eğitim alanında bu denli faal olmasına...

Ne var ki, Ak Parti’nin”Yeni Türkiye”sinde pek çok tabu yıkıldı ve yeni motifler ortaya çıkıyor. Örneğin İmam Hatip’ler gibi devlet destekli din eğitimi veren okullar önemli ölçüde arttı.

1988’de kurulan İstanbul merkezli İslam Araştırmaları Merkezi de bu trendin bir göstergesi. İSAM Ak Parti döneminde gelişti ve neticede 29 Mayıs Üniversitesi’ne dönüştürüldü (29 Mayıs 1453 İstanbul’un fethine atfen). Şu an üniversite için İstanbul Ümraniye’de yeni, modern ̧ve dev bir bina inşa ediliyor. Görmez de bu binanın “Uluslararası İslam Üniversitesi” için kullanılacağını söyledi.

Bu, Türkiye’deki akademik hayat adına takdire şayan olduğu kadar, Türkiye’nin İslam konusunda uluslararası arenada daha çok söz sahibi olmak istediğini göstermesi açısından da önemli bir proje. Görmez de dünyadaki diğer İslam Üniversitelerine değinerek -Kahire’deki El Ezher ve Medine İslam Üniversitesi ve Pakistan’daki İslam Üniversitesi gibi- şöyle konuştu: “3 senedir üzerinde durduğum en büyük husus, buraların müfredatı dikkate alındığında, bugün Müslümanların yaşadığı sorunların üstesinden gelecek bilgi üretilemiyor. Buralardan çıkan alimler, sorunları çözmek yerine pek çok yerde sorun oluyor.”

Ak Parti’nin özellikle İslam dünyasının en önemli dini kurumlarından biri olan Mısır’daki El Ezher Üniversitesi’nin etkinliğinden rahatsız olması muhtemel, bilhassa da El Ezher yetkililerinin 3 Temmuz 2013’teki Mısır darbesinin ardından General Abdülfettah Sisi’ye verdiği desteğin ardından. Nitekim, Erdoğan Ağustos 2013’teki bir konuşmasında “darbeyi desteklediği” gerekçesiyle El Ezher Şeyhi’ne açıkça tepki göstermişti.

Peki, Türkiye’nin kendisine ait bir İslami öğreti merkezinin olması demokrasinin ve Müslüman dünyasında fazlasıyla ihtiyaç duyulan sivil değerlerin gelişmesine yardımcı olur mu? Eğer açılacak üniversite akademik özgürlüğün, açıklığın, çok kültürlülüğün bir merkezi olabilirse, neden olmasın, tabii ki olur. Türkiye gerçekten de nitelikli ve açık fikirli ilahiyatçı nesiller yetiştirdi. Bu ilahiyatçıların İslam hukukunun yeniden yorumlanması, İslam’da rasyonel düşüncenin yeniden canlandırılmasına dair ve İslam geleneğine eleştirel bir bakış açısı getiren önemli eserleri var. Böylesi ilahiyatçıların kitap ve makalelerinin çoğunun Türkçe yazılması ve dünyanın geri kalanı tarafından bilinmemesi bir kayıptır. Uluslararası İslam Üniversitesi’ndeki Türkiye bursu farklı kesim ve toplumlara açılır ve İslam düşüncesindeki reformist görüşlere alan açılabilirse üniversite bu alana önemli bir katkı sunar.

Neyse ki, kendisi de İslami metinleri bilhassa da hadisleri, “yeniden yorumlayan” bir isim olarak tanınan Görmez’in de aklında böyle bir proje var(aslında Görmez eskiden DİB’in “hadis projesi”nin başkanıydı ve “İslami metinleri kökten yenileyen” bir isim olarak Batı medyası tarafından övülumüştü). Görmez’in Mekke’de yaptığı açıklamada Müslüman dünyasının hatalarını sadece “emperyalistleri” ya da “Siyonistleri” suçlayarak açıklayan komplocu düşüncelerin aksine “Müslümanlar hep harici nedenlere vurgu yaparken, dahili nedenlere vurgu yapmaktan sakındı” demesi de anlamlıydı.

Ne var ki, Türkiye yukarıda bahsedilen, modern ilahiyatçıların rasyonel ve reformist görüşleri ile daha muhafazakar alimlerin dogmtik ve sabit fikirlerinin çarpıştığı entelektüel bir muharebe alanına dönüştü. Ayrıca, ikinci kampın Ak Parti çevrelerinde bir miktar ağırlığı da söz konusu. Hatta bu kapsamdaki tartışmalı girişimlerinden biri de ilahiyat fakülteleri müfredatından felsefe derslerinin kaldırılması girişimiydi. Neyse ki, Yükseköğretim Kurulu şiddetli eleştiriler nedeniyle bu konuda geri adım atmıştı. (Konuya ilişkin eski bir yazıma buradan ulaşabilirsiniz)

Dolayısıyla Türkiye’de Uluslararası İslam Üniversitesi’nin açılacak olması iyi bir haber. Eğer üniversite Türkiye’deki aşırı muhafazakar ilahiyat ve ilimcilerin hakimiyetine girmezse İslam dünyasına anlamlı bir katkı sunabilir. Ak Parti hükümeti bu okulu sadece kısa vadeli siyasi ve toplumsal ihtiyaçları için bir araç olarak değil; yüzyıllar boyunca entelektüel durgunluktan muzdarip olan İslam medeniyetine yeni fikirler, yeni bakış açıları tanıtacak uzun vadeli bir proje olarak bakmalıdır.

More from Mustafa Akyol

Recommended Articles