Türkiye’de siyasi liderlerin gazetecileri uçaklarına alıp, açıklamalarda bulunması alışkanlık olageldi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise kendi uçağına yalnızca kendisini destekleyen gazetecileri almayı alışkanlık haline getirdi. Nitekim 22-24 Ekim tarihleri arasında Letonya ve Estonya’ya gerçekleştirdiği resmi ziyaretler sırasında da uçağına kendisine yakın gazetecileri aldı ve onlara çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanı, Suriye ve Irak’taki gelişmelerin, bilhassa da Kobani’de İslam Devleti (İD) ile Kürtler arasında yaşanan çatışmanın Türkiye için bir “tuzak” olduğunu söyledi. Bunun sıradan bir tuzak olmadığını da ekleyen Erdoğan şöyle devam etti: “Şunun üzerinde iyi düşünmemiz lazım: Bu tuzağı veya bu tezgahı kuran muhtemelen başka bir mantık var. Yani şu anda PYD’nin mantalitesinin bu kadar güçlü olduğunu ben düşünmüyorum. Muhtemelen daha üst bir akıl var. Onu artık siz düşüneceksiniz.''
Yani Erdoğan “üst akıl” kavramıyla, Irak’ta ve Suriye’de PYD, İD, Esad rejimi, Bağdat hükümeti gibi farklı yerel aktörlerin yanı sıra, bu aktörlerle bağlantısız görünen ama aslında hepsini kontrol eden ve tasarlayan bir beyin olduğunu ima etti. Öyle ki, sahadaki aktörlerin kendi ajandaları olsa da, bu “üst akıl” görünmeyen mekanizmalarla onları dev bir satranç tahtasının piyonu olarak kullanıyor.
Erdoğan “üst akıl”a ilk kez değindi; ama bu komplo odaklı dünya görüşü Erdoğan yanlısı basında son üç yıldır -ya da dış politikanın zora girdiği günlerden bu yana- giderek yoğun bir şekilde işleniyor. Erdoğan yanlısı basın Ankara’nın hata yapıp yapmadığını sorgulamak ya da sadece Türkiye’nin fazlasıyla kaotik bir bölgede bulunduğunu kabul etmek yerine bunun “emperyal güçler” tarafından tasarlanan bir kaos olduğunu varsayıyor. Bu güçlerle genel olarak, ABD, Birleşik Krallık ve İsrail kast ediliyor.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.