Ana içeriğe atla

Erdoğan yabancı savaşçılar konusunda U dönüşü yapıyor

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, yabancı savaşçılara karşı “En büyük sorunumuz müttefiklerimiz.” diyor. ABD hava operasyonları, Halep’teki cepheleri henüz etkilemiş değil. İsrail, İslam Devleti tehdidini değerlendiriyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Turkey's President Tayyip Erdogan addresses the Turkish Parliament during a debate marking the reconvene of the parliament in Ankara October 1, 2014. Turkey will fight against Islamic State and other "terrorist" groups in the region but will stick to its aim of seeing Syrian President Bashar al-Assad removed from power, Erdogan said on Wednesday. REUTERS/Umit Bektas (TURKEY - Tags: POLITICS) - RTR48IMI

ABD ve BM baskısı Erdoğan üzerinde etkili oluyor

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, 3 Ekim’de yaptığı konuşmada Suriye’deki yabancı savaşçılarla mücadelede “En büyük sorunumuz müttefiklerimiz.” ifadesini kullandı. Biden, Türkiye, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri hakkında şunları dedi: “Esad’ı devirmeye ve esasen bir Sünni-Şii vekâlet savaşı yürütmeye o kadar kararlıydılar ki (…) Esad’a karşı savaşan kim varsa yüzlerce milyon dolar ve binlerce ton silahı bunlara akıttılar. Ne var ki tedarik edilen kişiler El Nusra, El Kaide ve dünyanın farklı yerlerinden gelen cihatçıların radikal unsurlarıydı.”

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sert tepkisini çeken Biden, bu ifadeleri bölgedeki ABD müttefiklerinin Suriye ve Irak’taki terör gruplarına ilişkin son dönemdeki tavır değişikliğini anlatırken kullandı.

Son üç yılda Türkiye’yle Suriye arasında Kadri Gürsel’in deyimiyle “iki yönde de vızır vızır işleyen bir cihadist otoyolunun” oluşmasına izin veren Erdoğan, yabancı savaşçılara yaklaşımında yavaş yavaş U dönüşü yapmaya başladı. Bu tavır değişikliği, geçen ay bu sütunda anlatıldığı gibi Kongre dâhil ABD’nin ve uluslararası toplumun baskı ve izlemeyi artırmasının ardından yaşanıyor.

24 Eylül’de ABD Başkanı Barack Obama başkanlığında toplanan BM Güvenlik Konseyi, Suriye’deki yabancı savaşçılara destek sağlayanlara yaptırım tehdidi içeren 2178 sayılı kararı oy birliğiyle kabul etti.

Radikal Gazetesi yazarı Ahmet İnsel, Al-Monitor tarafından çevrilen makalesinde bu karara dikkat çekerek “Türkiye hükümetine önümüzdeki dönemde Birleşmiş Milletler’den baskı gelmesi söz konusu olabileceğini” belirtti.

Erdoğan ise 2178 sayılı kararı olumlu karşılarken terörden Türkiye’nin de zarar gördüğünü söyledi ve bu tehdit karşısında uluslararası toplumda “atalet” olduğunu öne sürdü. Türk parlamentosu, hükümete Irak ve Suriye’de askeri güç kullanma yetkisi veren tezkereyi bu hafta onayladı.

Erdoğan, Biden’ın sözlerine cevaben 4 Ekim’de şöyle konuştu: “Yabancı savaşçılar asla bizim ülkemizden Suriye'ye girmemiştir. Turist pasaportuyla bizim ülkemizden gelip Suriye'ye geçer. Ama silahlı olarak geçtiğini kimse söyleyemez.” Erdoğan, 6 bin cihatçının Türkiye’ye girişinin engellendiğini, bin kişinin de sınır dışı edildiğini belirtti.

Semih İdiz’e göre Erdoğan’ın politika değişikliği kimi riskleri de beraberinde getiriyor: “Türkiye’nin İslam Devleti’ne (İD) karşı koalisyona katılması olumlu sonuçlar doğurursa bu, Erdoğan’ın elini yalnızca ulusal ölçekte güçlendirmekle kalmayacak aynı zamanda önemli bir bölgesel oyuncu olarak Batı’da kaybettiği etkinliği yeniden kazanmasını sağlayacak. Ancak katılım kararı, mülteci sorununu büyütür, iç güvenliği tehlikeye atar ve ‘Kürt açılımı’na zarar verirse Erdoğan’ın içerideki -- hatta AKP tabanındaki -- itibarı zarar görebilir ve AKP’nin seçimlerdeki şansı azalabilir.” Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı sayısı bir milyona yaklaşıyor.

Türkiye, sınırlarını terör saldırılarına karşı koruma gerekçesiyle Suriye’de bir tampon bölge kurmak istediğini söylüyor. Bu ise Kürtleri kaygılandırıyor.

İdiz şöyle yazıyor: “Tezkereye Kürtler de karşı çıkıyor. Zira Ankara’nın askeri operasyona katılmasının ve görünürde mülteciler için talep ettiği Suriye'de tampon bölge uygulamasının tek amacının Suriyeli Kürtlerin Kuzey Irak’takine benzer bir özerklik kazanmasını engellemek olduğuna inanıyorlar.”

Suriyeli Kürtlerin Kobani dediği Ayn El Arap kentinin İD savaşçıları tarafından kuşatılması, Ankara ile Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasındaki gerilimi daha da artırdı. Suriye’deki Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile Halk Savunma Birlikleri (YPG) PKK’yle bağlantılı. YPG, Suriye’de en etkili silahlı gruplardan biri olarak kabul ediliyor, ancak PKK’yle bağları nedeniyle ABD ve müttefiklerinden destek alamıyor.

PKK’li militanların sınırdan geçip Suriyeli Kürtlerin yardımına gitmesine izin vermeyen Ankara, İD saldırıları Suriyeli Kürtleri kaçmaya zorlarken de seyirci kalıyor.

Amberin Zaman’a özel mülakat veren PKK’nin üst düzey komutanı Cemil Bayık, Türkiye’nin Suriye’deki tutumunun çözüm sürecini olumsuz etkilediğini söyledi ve “savaşı tekrar başlatma” tehdidinde bulundu.

Tülin Daloğlu ise Türkiye’nin İD saflarına katılan Türk vatandaşlarıyla da uğraşmak zorunda kalabileceğini aktarıyor. Soufan Group ve Uluslararası Radikalleşme Araştırmaları Merkezi, 11 bin ila 12 bin yabancı savaşçı içinde yaklaşık 400 Türk’ün bulunduğunu tahmin ediyor.

Biden’ın sözleri ve Türk politikasında U dönüşün başlamış olması, Al-Monitor okuyucuları için sürpriz olmamalı. Bu sütunda daha ocakta terörle mücadelenin yeni aşamasında “ABD müttefikleri olan Suudi Arabistan ve Türkiye dâhil olmak üzere Suriye’ye yabancı terörist ve silah girişini engelleme konusunda daha fazlasını yapabilecek tarafların sertçe uyarılması gerekeceği” belirtilmişti. Şubatta ise Türkiye’nin Suriye’deki yabancı savaşçılara ilişkin tutumunun geri tepme riskine dikkat çekilmişti.

Halep’teki hava saldırıları

Halep’ten bildiren Edward Dark, İD’i hedef alan ABD hava operasyonlarının Suriye rejimimin kimi destekçilerini tedirgin ettiğini yazıyor. Dark, Ammar adında bir Baas Partisi mensubunun şu sözlerini aktarıyor: “Biz bir zamanlar güçlü bir millettik, bölgede büyük bir oyuncuyduk. Şu anki hâlimize bir bakın, küçücük Bahreyn bile bizi bombalıyor. Ortalığın maskarası olduk.”

Tedirginlik “ılımlı” isyancılar arasında da açıkça görülüyor. Dark, bu gruplara ilişkin şöyle yazıyor: “Koalisyonun Suriye’deki hava operasyonlarına epey yüksek sesle karşı çıkıyorlar. ABD’den gelişkin silah almış olan Harekât Hazım gibi gruplar bile ABD maşası gibi görünmenin sonuçlarından korkuyor ve operasyonlara karşı çıkıyor.”

Söz konusu gruplar, ABD’yi savaşma yeteneğiyle itibar kazanan Nusra Cephesi’ni hedef aldığı ve hükümet güçlerini vurmadığı için eleştiriyor.

Yine Halep’ten bildiren Mohammed al-Khatieb, ABD’nin ilk hava saldırılarının muhalefet ile İD arasındaki cephe hatlarında fazla bir değişiklik yaratmadığını yazıyor: “ABD öncülüğündeki ittifakın Suriye’deki İD bölgelerine düzenlediği saldırılar, sahada henüz somut sonuçlar vermiş değil. Operasyonlar altıncı gününe girerken örgüt, operasyonlar öncesi ele geçirmiş olduğu bölgeleri koruyor. Dahası, taarruzdan çok savunma eğiliminde olan muhalefetin konumu da askeri destek veya silahların gelmesiyle değişmiş değil. İsyancılar, İD’le savaşarak enerji ve kaynaklarını tüketmek istemiyor. Zira bu çabalarından rejimin faydalanmasından korkuyor.”

İsrail İD tehdidine hazırlanıyor

Ben Caspit ve başka bazı İsrailli gazetecilere mülakat veren İsrail Savunma Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Benny Gantz, İD’in İsrail bakımından oluşturduğu tehlikeleri değerlendirdi.

Gantz, Golan sınırını kastederek Caspit’e şöyle konuştu: “Karşı taraftan bize meydan okunacağı anlaşılıyor. Şu an bizi İD’den ayıran tek şey, onların daha ivedi konularla meşgul olması. Bir gün onlarla mücadele etmek zorunda kalmamız pekâlâ mümkün.”

Koalisyonun İD’i sadece hava saldırılarıyla etkisiz kılıp kılamayacağı sorulduğunda Gantz tereddütlü konuştu ve çözümün Suriyelilerden gelmesi gerektiğini söyledi.

Gantz, İD’in yalnızca hava saldırılarıyla bertaraf edilemeyeceğini belirterek şöyle devam etti: “ABD Genelkurmay Başkanı General Martin Dempsey’in söylediklerini dinledim ve onu anlıyorum. Amerika’nın İD tehdidi altında olan insanlar namına karada da savaşması doğru olmaz. Gerekli kara güçlerinin bu insanlar tarafından oluşturulması daha isabetli olur.”

Lobicilik yazı dizisi güncellendi

Al-Monitor’un lobicilik faaliyetlerine ilişkin yazı dizisinin ilk güncellemesi Fas, Mısır, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Irak, Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne ilişkin yeni bilgiler içeriyor. Bundan sonra da yeni bilgiler elimize ulaştıkça bu yazıları düzenli olarak güncelleyeceğiz.

More from Week in Review