Ana içeriğe atla

Suudi Arabistan İslam Devleti’yle arasına nasıl mesafe koyuyor?

İslam Devleti’ne (İD) karşı tavır alan Suudi Arabistan, cihatçı örgütle kendi resmi dini arasında bağ olduğunu reddediyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A Muslim man walks past as he reads the Koran at the Al-Rajhi mosque east of Riyadh, during the holy month of Ramadan July 24, 2013. REUTERS/Faisal Al Nasser (SAUDI ARABIA - Tags: RELIGION) - RTX11XN6

ABD Başkanı George W. Bush’un teröre savaş ilan etmesinden bu yana 13 yıl geçti. Ancak bu savaştaki zafer, Orta Doğu için hâlen o gün olduğu kadar uzak. Dahası terör, İslam Devleti’nin (İD) suretinde daha da tehlikeli bir canavara dönüşmüş görünüyor. Medyaya yansıyanlara göre Batı dünyası, 11 Eylül 2001’in ardından olduğu gibi Sünni cihatçı hareketin Suudi kaynaklı Vahhabi akımıyla bağlantılı olduğu izlenimine sahip. Cihatçılık ve Vahhabilik arasında bağ olduğu iddiası, Suudi Arabistan’da da bu konudaki tartışmaları yeniden canlandırıyor.

El Kaide’nin 2003’te Riyad’da düzenlediği bombalı saldırıların ardından terör ile dini aşırıcılık arasındaki bağ, Suudi krallığında yoğun şekilde tartışıldı. Hükümet, aynı yıl Kral Abdülaziz Ulusal Diyalog Merkezi’ni kurdu. Bu diyalog kapsamında Aşırıcılık ve Ilımlılık: Kapsamlı Metodolojik Vizyon başlığıyla düzenlenen ikinci toplantıda, Suudi Arabistan’daki dini eğitimin toplumda aşırıcılığın yayılmasında başlıca etken olduğu kabul edildi. Diyalog sürecinin neticesinde Eğitim Bakanlığı, din eğitimi başta olmak üzere okul müfredatında değişikliğe gitti. Ancak radikal İslamcıların eğitim alanındaki hâkimiyeti düşünüldüğünde değişikliğin ne derece yeterli olduğuna dair tereddütler devam etti.

Suudi Arabistan, cihatçı hareketin ideolojik kökünün kendisine dayandığına dair uluslararası medyada çıkan ithamları ciddiye alıyor. Kimi Suudi çevreler, Suudi din anlayışını Sünni cihatçı gruplardan ayırarak savunmaya çalışıyor ve Hariciler gibi başka grupları suçluyor. Sünnilik ve Şiilikten ayrı bir mezhep olan Hariciler, 7. yüzyılda üçüncü halife Osman Bin Affan’ın öldürülmesinin ardından Ali ile I. Muaviye arasında yaşanan İslamiyet’in ilk iç savaşının bir sonucu olarak doğdu.

Bu görüş, Nawaf Obaid ve Saud al-Sarhan tarafından New York Times gazetesinde 8 Eylül’de işlendi. İD söyleminin Selefi ve Vahhabi öğretilerinden farklı olduğunu öne süren yazarlar, İD ideologlarının Harici olduğunu, kendilerinden farklı olanları kâfir saydığını ve toplu katliamlar dâhil bunların katlini vacip gördüğünü anlatıyor.

İD’le Hariciler arasında bağ kurmanın en sorunlu tarafı ise şu: İD, Irak ve Suriye’de kontrol ettiği bölgelerde Muhammed Bin Abdülvahhab’ın kitaplarını dağıtıyor ve bu da örgütün Vahhabiliğe bağlılığını alenen ortaya koyuyor. Bir başka sorun da Sünni cihatçı hareketlerin dinsel temelinin Hariciliğin zamanla geliştirdiği fıkıhtan tümüyle farklı oluşudur. En önemli Harici okullardan biri olan İbadiyye, bugün Umman’ın resmi inancıdır ve İD’le hiçbir alakası yoktur.

Suudi Arabistan’daki tartışmalarda aşırıcılık pek çok zaman Cüheyman El Uteybi dönemine dayandırılıyor. 1979’da El Uteybi önderliğinde Kâbe baskınını gerçekleştiren radikaller, taleplerini hükümete kabul ettirdi, medya ve eğitim dâhil kamusal hayatta kendi din anlayışlarını uygulama imkânı elde etti. Suudi tarihinde bu dönem Uyanış olarak adlandırıldı. Vahhabilik o günlerde aşırıcılık kaynağı olarak nitelendirilmedi. Oysa bugün Sünni cihatçı akımla Vahhabilik arasındaki bağ, İD nedeniyle hem Suudi Arabistan’da hem dışarıda tartışılıyor. Bu süreç zaman içinde Suudilerin kendilerini algılama biçimini değiştirebilir.

Söz konusu tartışmalar, her zaman siyasi ve dini hassasiyetler uyandırıyor. Zira Suudi krallığı, Muhammed Bin Abdülvahhab hareketini benimsediğini açıkça beyan etmiş bulunuyor. Suudi Arabistan’ın dünyanın çeşitli yerlerinde finanse ettiği dini faaliyetler ve çoğu Suudi din âliminin söylemi de bu durumu yansıtıyor. Siyasi hassasiyetler şuradan kaynaklanıyor: Suudi devletinin ilk nüvesi, 18. Yüzyılda Abdülvahhab’ın İmam Muhammed Bin Suud’la güç birliği yapmasıyla oluştu. Bu ittifak, Suudi tarihindeki dini ve siyasal birlik açısından simgesel önem taşıyor. Zira dini hareket, günümüz Suudi Arabistan devletinin kuruluşuna meşruiyet sağlamış oldu.

Krallığın Suriye’de İD’e karşı 23 Eylül’de düzenlenen ilk hava saldırılarına katılması, radikallerle mücadelede ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor. Nitekim Suudi Arabistan yakın dönemde politikasını değiştirmiş ve Sünni cihatçı grupların oluşturduğu tehdide odaklanmıştı. Kral Abdullah bin Abdülaziz, 1 Ağustos’ta yaptığı açıklamada 2011’de Suudi desteğiyle kurulan Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele Merkezi’ne (UNCCT) uluslararası toplumun ilgi göstermemesinden dolayı duyduğu hayal kırıklığını ifade etti. Kral, merkeze $100 milyon dolar bağışlarken, Büyük Müftü Abdül Aziz El Şeyh de İD’i İslam için bir numaralı tehdit ilan etti.

Kimi gözlemciler, krallığın terörle mücadele girişimlerini, Batı’nın eleştiri oklarını savuşturma çabası olarak görüyor. Washington Post yazarı David Ignatius’un 28 Ağustos tarihli makalesine göre Suudiler, UNCCT’e destek verirken ve İD’i İslam’ın baş düşman ilan ederken aslında Sünni aşırıcılığa arka çıktıkları eleştirilerini savuşturma maksadını güdüyor. Ancak bu bakış açısı, terörün Suudi Arabistan için de doğrudan tehdit oluşturduğunu göz ardı ediyor.

Önde gelen kimi Suudilerin bu yöndeki çabalarına rağmen İD’i Haricilerle irtibatlandırıp Vahhabilikten ayırmak zordur. Zira örgüt Abdülvahhab’ın fikirlerini alenen benimsiyor, yayıyor ve kontrol ettiği bölgelerde dayatıyor. Bugünün asıl zor sorusu ise şu: Cihatçı örgütlerin doğması ve harekete geçmesinde asıl neden Vahhabilik mi yoksa Vahhabilik radikalizmin önünü açan bölgedeki siyasi çöküşü mü perdeliyor?

Start your PRO membership today.

Join the Middle East's top business and policy professionals to access exclusive PRO insights today.

Join Al-Monitor PRO Start with 1-week free trial