Ana içeriğe atla

İslam Devleti’ne karşı ABD-İran iş birliği İsrail’i tedirgin ediyor

ABD’nin İslam Devleti’ne karşı İran’la iş birliği yapması İsrail’i tedirgin etse de İsrailli yetkililer, bölgede İslami bir hilafet devletinin ortaya çıkması hâlinde stratejik bir facia yaşanacağını düşünüyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Members of the United Nations Disengagement Observer Force (UNDOF) ride armoured personnel carriers (APCs) past Israel soldiers in the Israeli-occupied Golan Heights, before crossing into Syria August 31, 2014. The head of the Fijian army said on Sunday negotiations for the release of 44 soldiers seized by an al Qaeda-linked group on the Syrian side of the Golan Heights were being pursued but he worried there had been no word on where his men are being held. REUTERS/Baz Ratner (CIVIL UNREST POLITICS CONFLIC

Son dönemdeki küresel gelişmeler karşısında ne yapmak gerektiği konusunda Kudüs ve Tel Aviv’de hiç kimse bir fikir sahibi değil. Gelişmeler iyi mi kötü mü? Yoksa hem kötü hem iyi mi?

Bu durumun iyi bir örneği, Hamas’la El Fetih’in aniden uzlaşmaya karar vermesi ve Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın birlik hükümeti kurmasıyla yaşandı. İsrail yönetimi, birlik hükümetine sert bir dille yüklendi. Bizzat Başbakan Benjamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Moşe Yalon’un teşvikiyle birlik hükümeti İsrail’in ‘Büyük Şeytan’ı hâline getirildi. Sonra Koruyucu Hat Harekâtı’yla Gazze’de savaş patladı. Savaş sona erdiğinde ise herkes Abbas ve teknokrat hükümetine yalvarıyordu, gelsinler vaziyeti kurtarsınlar, Refah Sınır Kapısı’na yerleşsinler ve böylece herkes zevahiri kurtarsın.

Bunun gibi başka örnekler de var. Örneğin, burada daha önce aktarıldığı gibi isyancıların Golan Tepeleri’ni ele geçirmesi. İsrail hangisini tercih etsin hâlâ bilmiyor: Golan Tepeleri Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın kontrolünde mi olsun? Yoksa Esad’ın elinden çıkıp gelip geçici isyancı örgütlerin hükmettiği devletsiz bir kaos ortamına mı kaysın?

Biz daha bunları düşünürken İslam Devleti’ne (İD) karşı mücadelede İran’ın ABD’yle iş birliği yaptığı haberleri çıkmaya başladı. İlk olarak Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in İD’in meczup Sünni “kâfirlerine” karşı ABD’ye yardım etmenin caiz olduğunu ilan eden özel bir fetva verdiği bildirildi. Devamında ise İran’ın nükleer programı nedeniyle sert mücadele içinde olan bu iki ülkenin İD’i durdurmak için gerçekten eş güdüm ve iş birliği hâlinde olduğu iddia edildi.

Bu haberler yalanlanmış olsa da İsrail tam anlamıyla ikna olmadı. Washington’a karşı güvensizlik o kadar derin ki Netanyahu’nun hiçbir kurmayı, Beyaz Saray veya ABD Dışişleri Bakanlığı’nın resmi açıklamalarını ciddiye almıyor. Eskiden İsrail başbakanı ABD başkanıyla mahrem görüşmeler yapar, en zor soruları sorar ve dolambaçsız yanıtlar alırdı. Artık böyle bir şey yok. Kudüs’le Washington arasında iletişim soğudu, samimiyet ise derin dondurucuya kaldırıldı.

Geçen hafta görüştüğüm kıdemli bir İsrail askeri yetkilisi şu değerlendirmede bulundu: “Yeryüzünü kumanda alanlarına bölen dünyada iki ülke var: İran ve ABD. İran kendini büyük bir güç olarak görüyor ve tıpkı ABD gibi dünyayı kumanda alanlarına bölüyor. Bu alanların her birine Devrim Muhafızları’nın ayrı bir birimi bakıyor. İranlılar kendilerini işte böyle algılıyor. Davranış biçimleri, jeopolitik yapılanmaları ve hatta nükleer iddiaları da bu algıya dayanıyor.”

Aynı yetkili, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin iktidara gelişi için “stratejik bir olay” tabirini kullandı. Bu tabirin aynısını, birkaç ay önce çok yüksek konumda bulunan başka bir askeri yetkiliden de duymuştum. Buradan çok net bir tablo ortaya çıkıyor: İran’da henüz nihai şeklini almamış büyük bir stratejik dönüşüm yaşandığı görüşü, İsrail savunma teşkilatının tepesinde ağırlık kazanıyor. Bu olayın İran’ı nereye taşıyacağı, nihai sonuçlarının ne olacağı henüz net değil. Ancak belli ki İsrail ordusu ve istihbarat teşkilatının en hassas noktalarında bulunan birçok insan, bir şeylerin değiştiğini düşünüyor.

Bu bağlamda, İran ve ABD’nin iş birliği yapması – bu yöndeki haberler aceleci olmuş olsa dahi – illa da olumsuz gelişme olmak zorunda değil, buradan olumlu şeyler de çıkabilir. Washington’la Tahran arasında herhangi bir yakınlaşma haberi, normal zamanda Kudüs’te büyük bir yangın ve paniğe neden olur, buna dair dışarıya renk ve ses verilirdi. Oysa bu haftaki haberlerin etkisi, bir rahatsızlık duygusu ve Netanyahu kurmaylarının Başkan Barack Obama’nın politikalarına dair her zamanki sızlanmasıyla sınırlı kaldı.

Kapalı kapılar ardında ise savunma yetkilileri durumu farklı değerlendiriyor. Şüphesiz ki bu iş birliğinin aşırı bir yakınlığa yol açması ve ABD’yi nükleer müzakerelerde yumuşamaya sevk etmesi, kaygı yaratan bir ihtimal. İsrail bu müzakerelerin kendi geleceği ve ulusal güvenliği için belirleyici olacağını düşünüyor. Öte yandan İsrail savunma yetkililerine göre ABD önderliğindeki küresel güçler, nükleer müzakereleri şu ana dek “şaşırtıcı derecede iyi” götürdü. Askeri yetkililerin ve istihbarat yetkililerinin deyimiyle büyük güçler İran karşısında “sağlam duruyor, itilip kakılmıyor”. Öyleyse şimdi niçin geri adım atsınlar?

Bu konudaki değerlendirmeler, İsrail’in İD konusunda oluşturmakta olduğu tutumla paralel gidebilir. Netanyahu -- şimdilik kısmen başarılı olsa da -- İD’le Hamas arasında benzerlik kurmaya çalışıyor. Gerçekten de her iki örnekte terörü reddetmeyen radikal Sünni örgütler söz konusu. Yalnız Hamas, hasımlarının başını kesmeye henüz karar vermiş değil. Hamas şimdilik El Fetihli soydaşlarını dizlerinden vurmakla yetiniyor ya da 2007’de Gazze’yi ele geçirdiği günlerdeki gibi onları yüksek binaların çatısından aşağı atıyor.

İD’in iç işleyişine vakıf üst düzey bir İsrail subayı, bu haftaki görüşmemizde bana şunları söyledi: “İD şu an İsrail açısından potansiyel bir tehdit arz etmiyor. Bu güç, yeterli bir örgütlenme ve donanıma sahip değil. Bölgede yarattığı heyecan ve paniğin rüzgârıyla ilerliyor. Düzenli, eğitimli ve kararlı bir orduyla henüz çarpışmış değil. O aşamaya gelindiğinde sonucun farklı olacağını düşünüyoruz. Kürtlerin yardım alıp mevzilerini güçlendirmesiyle bile oradaki cephe şimdiden hâlledildi.”

Ancak dahası var. Kaynağımız şöyle devam etti: “Bölgede İslami bir hilafet devletinin kurulması, stratejik bir felaket olur. En büyük korku, yoluna çıkan her şeyi yutan, zehirli ve bulaşıcı bir radikalleşme dalgasının ortaya çıkması. Bu adamlar, bölgede dehşet saçan radikal bir İslam devletini kurmayı gerçekten başarırlarsa hızla büyüyebilir ve kitlesel destek toplarlar. Ne olduğunu anlamadan, önemsiz taktiksel gelişme diye görülen olay stratejik bir faciaya dönüşebilir ve bununla baş etmek nesiller sürer. Bu lokomotif şimdi durdurulmalı, ivme kazanmadan raydan çıkarılmalı.”

Kaynağıma Amerikalıların bunu idrak edip etmediğini sordum ve şu yanıtı aldım: “Öyle olduğuna inanıyorum. Durumu idrak etmeleri birkaç gün, belki birkaç hafta sürdü ama şimdi görüyoruz ki süratle örgütleniyorlar ve olayı kavrıyorlar. Avrupalılar da yeni gerçekliği kavramaya başladı.”

Kaynak şöyle devam etti: “Durum şimdilik böyle görünüyor ama bu işin tam garantisi olamaz. Bu tip örgütler söz konusu olduğunda havadan saldırmak tek başına yetmez. Bölgemizde radikal İslamcı terörün yok edilmesi, ancak büyük çaplı güç kullanıldığında, köy köy, ev ev karadan temizlik yapıldığında mümkün oldu. Bizler de intihar eylemleri dalgasını kesmek için 2002’deki Koruma Kalkanı Harekâtı’nda aynen bunu yaptık. Gazze Şeridi ile Yahudiye ve Samarya (Batı Şeria) arasındaki fark da işte burada. Yani bizler Gazze Şeridi’nde yokuz. Tek yaptığımız orayı hava saldırılarıyla tehdit etmek. Bu nedenle de orası güçleniyor ve çatışmalar her seferinde daha kanlı oluyor. Buna karşın Yahudiye ve Samarya’da varız. Başını kaldıran her teröristi anında temizliyoruz. Yerinde etkin istihbaratımız var. Araziyi tanıyoruz. Bu yüzden de terör başını kaldıramıyor.”

Tüm bunların barış görüşmelerine ve diplomatik müzakerelerin geleceğine ciddi yansımaları olacak. Netanyahu, dünya artık onu daha iyi anlayacak diye umuyor. Bana kalırsa dünya onu henüz pek anlamıyor. Eninde sonunda anlayanlar olacak tabi, ders almak için bedel ödemeleri gerekse de…

More from Ben Caspit

Recommended Articles