Ana içeriğe atla

Kirli sularda boğulan hukuk

Hükümet ile Gülen cemaati arasındaki savaş kamu gücünün ne denli istismar edildiğini bir kez daha ortaya koydu. Hükümeti vurmaya endeksli Tevhid-Selam davasıyla yüzlerce insan zan altında bırakıldı.
A demonstrator hold pictures of Turkey's Prime Minister Tayyip Erdogan and Turkish cleric Fethullah Gulen (R), during a protest against Turkey's ruling AK Party (AKP), demanding the resignation of Erdogan, in Istanbul December 30, 2013. Erdogan swore on Sunday he would survive a corruption crisis circling his cabinet, saying those seeking his overthrow would fail just like mass anti-government protests last summer. Gulen denies involvement in stirring up the graft case, but he regularly censures Erdogan, a

Bir gazeteci olarak haber kaynağınızla yaptığınız bir görüşme, adınızın ‘Türk dış politikası üzerine uzman’ olarak geçtiği bir telefon konuşması ya da aldığınız iftar daveti terör örgütü üyesi olarak soruşturulmanıza yeter mi? Normal bir hukuk düzeninde yetmez ama yargının ziyadesiyle siyasallaştırıldığı Türkiye’de yetti. 1990’larda laik-dindar çatışmasını körüklemeye yönelik korkunç cinayetlerle ilişkilendirilen bir örgütle ilgili skandal bir soruşturma, AKP ile Gülen Cemaati arasındaki savaşının son perdesi ama biraz kişisel.

‘Tevhid-Selam Kudüs Ordusu’ adı verilen örgütle ilgili soruşturma kapsamında telefonları dinlenen 2280 kişiden biri olduğumu şubattan beri biliyordum ama ‘örgüt üyesi’ diye fişlendiğimi Gazze cehenneminde haber peşindeyken 22 Temmuz’da davayla ilgili 251 kişiye takipsizlik kararı verildiğinde öğrendim. 

219 nolu zanlı olarak hakkımda soruşturma açılmış, iki cep telefonum dinlenmiş, yetmemiş peşime takılan casuslarla fiziki ve teknik takip yapılmış yani gizli görüntü ve ses kaydı alınmış. Benim gibi takip edilenler arasında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın danışmanları Mustafa Varank ve Sefer Turan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun danışmanları Ali Sarıkaya ve Osman Sert, Adalet Bakanlığı Müşaviri Adnan Boynukara, TRT Haber Daire Başkanı Nasuhi Güngör, Anadolu Ajansı Genel Müdürü Kemal Öztürk, TRT muhabiri Mehmet Akif Ersoy, Yeni Şafak Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, Suriyeli gazeteci Hüsnü Mahalli ve Bağımsız Türkiye Partisi lideri Haydar Baş da var. 

Zanlıların çoğu asla bir araya gelemeyecek kişilerden oluşuyor. Hatta listedeki bazı isimler birbiriyle kanlı bıçaklı. Suriye’de İran destekli rejime karşı muhaliflerin örgütlenmesi ve silahlandırılmasında kilit rolü oynayan MİT Müsteşarı Fidan iddianamede İran istihbaratının adamı olmakla suçlanıyor.

Haber kaynağı ile konuşma soruşturmaya gerekçe oldu
 
Benim dosyaya alınmamla ilgili gerekçe ise şöyle: Yakın Doğu Haber’in yönetmeni Alptekin Dursunoğlu, 31 Ağustos 2012’de örgütün lideri olmakla suçlanan Nureddin Şirin’le telefonda konuşurken Yeşilpınar Barış Festivali’ne benim de katıldığımı söylüyor. 28 Temmuz 2012’de yazar Kenan Çamurcu, telefonda, dış politika üzerine röportaj yapmak için uzman arayan Fars Haber Ajansı’nın temsilcisi İsmail Bendigeryan’a beni öneriyor. 9 Ocak 2013’te bir haber kaynağım ile Suriye’de muhaliflerin kaçırdığı İranlılar ile Suriye hapishanesindeki tutukluların takası ile ilgili bilgi almak için yaptığım görüşme kayda geçiriliyor. Bu üç konuşma beni zanlı yapıyor! 6 Haziran 2013’te kullandığım iki telefonun dinlenmesine karar veriliyor. 3 Aralık 2013’te dinlemenin sonlandırılması ve verilerin imhası kararlaştırılıyor. Dinlemeye takılan bir başka görüşmede ‘X BAYAN’ diye kodlanan kişi beni arayıp Kanal 14’ün iftarına davet ediyor. Bunun üzerine 7 Ağustos 2013’te fiziki ve teknik takibe alınmam kararlaştırılıyor.

Eski Savcı İlhan Cihaner, altı adımda dünyada herhangi iki kişinin birbiriyle ilişkilendirilebileceğine dair ‘Six Degrees of Separation’ teorisine gönderme yaparak “Şüpheli birinden yola çıkarak 3-4 adımda Hakan Fidan’a, Başbakan’a, Filistin Devlet Başkanı’na ve Somali Cumhurbaşkanı’na ulaşmışlar. (Barack) Obama’yı sanık yapmaya bir tık kalmış!” eleştirisini yöneltti. 
 
Tartışmalı bir dosya neden masaya sürüldü?

“Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok gibi cinayetleri gerçekleştiren Selam Tevhid terör örgütü” diye başlayan polis fezlekesinde sözü edilen örgütün üyeleri, İran adına casusluk yapmak ve Şia inancına uygun rejim kurmaya çalışmakla suçlanıyor. Üç yıllık izlemenin sonunda hazırlanan ve Şii düşmanlığı saçan fezlekede iddiaları ispatlayacak herhangi bir delil ortaya konulamıyor. Hayatın normal akışındaki şeyler örgütsel faaliyet havasında dosyaya işlenmiş gözüküyor. 

Hükümetin şubatta soruşturmaya el koymasından sonra yeni savcı, zanlılarla ilgili dinleme ve izlem kararlarının sadece Tevhid-Selam değil Ergenekon ya da Kaide davası kisvesi altında çıkartıldığı, dosyada tutarsızlıklar bulunduğu ve usulsüzlükler yapıldığı sonucuna vardı. 

Ardından bu soruşturmayı yürüten onlarca polis genelde gazeteci, yazar, bürokrat, siyasetçi, işadamı ve STK çalışanlarından oluşan 251 kişiyi sahte belgelerle yasadışı bir örgüte üye oldukları gerekçeleriyle hedef aldıkları, başbakan ve bakanlar dahil 2280 kişiyi dinleyerek casusluk yaptıkları suçlamasıyla gözaltına alındı. Polislerin gözaltına alınmasına karşı İstanbul Adliyesi önünde oturma eylemi başlatan Gülen Cemaati ise İran’ın MİT ve TRT başta olmak üzere devlet kurumlarına sızdığını iddia edip hükümetin dosyayı kapatmaya çalıştığını önü sürüyor. 
 
Burada karanlık olan şu: Laik kesimin simge isimleri arasında yer alan Mumcu, Üçok, Aksoy ve Kışlalı’nın öldürülmesinden yargılanıp suçlu bulanan bir yapılanma neden birden bire Tevhid-Selam Örgütü adıyla yeniden önü sürüldü? 2000’de İçişleri Bakanı Sadettin Tantan devletin yıllardır savsakladığı cinayet dosyalarının çözüldüğünü söyleyince herkes ‘acaba’ demişti. Mesela, ifadesinin işkence ile alındığını söyleyen mahkûmlardan Abdülhamit Çelik, Mumcu’nun öldürüldüğü 24 Ocak 1993’te İstanbul’da dava arkadaşlarıyla birlikte kendi düğünündeydi. Selam gazetesi etrafında kümelenmiş 8 kişi bu cinayetlerden hüküm giydi ama kamuoyu ikna olmadı. Kurban yakınlarına göre de suikastların perde arkası hala aralanmış değildi. 

Fidan’ın 2010’da MİT müsteşarı olması ve İsrailli yetkililerin Fidan’a güvenmediklerini açığa vurmasının ardından cemaate yakın polislerin bu örgütle ilgili dosyayı yeniden açtığı ve Şirin etrafındaki insanların selam verdiği herkesi izlemeye aldığı anlaşıldı. Şirin’in İsrail karşıtı bir konuşmasıyla başlayan soruşturma, Kamile Yazıcıoğlu adlı bir kadının, eşi Hüseyin Avni Yazıcıoğlu’nun İran’la bağlantıları olduğu ve Fidan’la görüştüğüne dair ihbarı esas alınarak genişletildi. Ancak Yazıcıoğlu ifadesini geri çekti ve ilişki ağını deşifre ettiği söylenen flash disk de kayıp. Soruşturmanın Ankara ayağı ise 2012’de İsrail’den doğrudan emniyete yapılan İsrail temsilciliklerine saldırı olacağına dair bir ihbarla başladı.

Bu soruşturma dosyasıyla ilgili eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu’na göre laik kesimin aydınlarına yönelik cinayetlerin Selam grubuna yıkılması da derin devletin bir mizanseniydi. 

Orakoğlu, Yeni Şafak’taki yazısında şüphelerini şöyle dile getirdi: “İçişleri eski Bakanı Mehmet Ağar'ın, 'Bir tuğla çekilirse duvar tamamen yıkılabilir' sözü, DGM savcısı Ülkü Coşkun'un ise, 'Bu işi devlet yapmıştır, olayı aydınlatmam konusunda yazılı emir verilirse olay çözülür' açıklaması, davaya yeni atanan savcı Kemal Ayhan'ın ‘Faillere büyük ölçüde ulaşmaya çalışıyoruz’ açıklaması sonrasında evde ölü bulunması ve otopsi bile yapılmadan defnedilmesi olayın arkasındaki güce, Türk Gladiosu'na işaret ediyor. Geçmişte Gladio'nun gerçekleştirdiği suikast ve cinayetleri örtme taktiği ile Gladio tarafından naylon örgüt kurma sızma ve yönetme taktik ve stratejisi ile kurulan, sözde Selam-Tevhid isimli örgütün, günümüzde paralel yapı tarafından yeniden canlandırılarak hükümete ve MİT'e karşı uluslararası bir operasyonun parçası olarak, illegal ve hukuk dışı bir çalışma başlatılması, 7 Şubat ve geziden başlayarak ulusal güvenliğimizi de tehdit eden küresel saldırıların devamı niteliğinde görünüyor.”

Bu dosya Türkiye’de suların ne kadar bulanık aktığının son göstergesi. Bu, cemaatle iktidar arasında konuyla ilgisiz birçok insanın da adının lekelendiği kirli bir savaş. Ancak dosya savaşlarındaki çirkinlik ne hükümetin yolsuzluklarını örtmeye ne de cemaatin 10 yıl boyunca tüm günahlarına ortak olduğu hükümetle yollarını İsrail’le bozuşma, İran’la ilişkiler ve PKK’yla barış sürecinden duyduğu rahatsızlık yüzünden ayırdığı gerçeğini gizlemeye yeter.

More from Fehim Tastekin