Ana içeriğe atla

İslam Devleti’nin sıradaki hedefi Lübnan mı?

Lübnan radikal silahlı gruplarla mücadele ediyor. Mısır Gazze’de siyaseten yalnızlaşırken İran’ın Hamas’a karşı tavrı değişiyor. İsrail hava saldırılarında Al-Monitor yazarının yakınları öldü. Lobi faaliyetlerine dair yazı dizisi devam ediyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A general view shows damage and burnt tents for Syrian refugees from the fighting between Lebanese army soldiers and Islamist militants in the Sunni Muslim border town of Arsal, in eastern Bekaa Valley August 7, 2014. Militant Islamists have mostly withdrawn from the Lebanese border town of Arsal, which they seized at the weekend, taking with them captive Lebanese soldiers, militant and security sources said on Thursday, as a truce to end the deadly battle appeared to hold. REUTERS/Hassan Abdallah (LEBANON

Lübnan ordusu ve Hizbullah cihatçılarla savaşıyor

ABD jetleri Irak’ta İslam Devleti’nin (İD) mevzilerini vururken, Lübnan da geçtiğimiz hafta Nusra Cephesi ile bağlantılı cihatçılar ve İD teröristleri ile çatıştı.

Radikal silahlı güçler, 2 Ağustos’ta Bekaa Vadisi’ndeki Arsal’a saldırdı. Esperance Ghanem’in aktardığına göre saldırı, Nusra Cephesi’nin liderlerinden olan, ancak geçtiğimiz günlerde İD’e bağlılık bildirdiği söylenen İmad Ahmed Cuma’nın tutuklanmasından sonra meydana geldi. Arsal’daki çatışmalarda 42 Lübnanlı sivil ve 17 asker öldü. Kayıp olan 12 polis ve 19 askerin ise radikaller tarafından kaçırıldığı sanılıyor.

Lübnan ordusu ve Hizbullah, cihatçılara karşı operasyonlarında birbirini tamamladı. Jean Aziz’e göre Arsal saldırısı, savaşı Lübnan’a taşıyan Suriyeli silahlı gruplara karşı Hizbullah’ın son zamanlardaki kazanımlarına yanıt olarak düzenlendi.

Ghanem ise şöyle yazıyor: “Arsal’ın doğusundaki çorak bölge, Suriye sınırları içinde olduğundan burayla Suriye ordusu ilgilenebilir. Hizbullah ise Şii köylerini savunmak üzere güneybatıda konuşlanmış bulunuyor. Dolayısıyla Lübnan ordusu da Arsal’ın bir militan deposuna dönüşmesini önlemek için kasabayı civar bölgelerden tecrit etmeye ve iki taraf arasındaki ikmal hatlarını kesmeye odaklanıyor.”

Gazze ve Irak’taki olayların gölgesinde kalan Lübnan’a yönelik bu tehdit, geçtiğimiz hafta BM Güvenlik Konseyi’nin özel bir toplantısında görüşüldü. Sünni din adamlarının arabuluculuk etmesiyle silahlı grupların en azından şimdilik Arsal’dan çekilmesi sağlandı.

Aziz, gelişmeleri şöyle yorumluyor: “Lübnan hükümetinin karşı karşıya olduğu zorluk, Arsal’daki çatışmaların sonucu ile bağlantılı. Bir yandan, bazısı silahlı bir milyondan fazla yerinden edilmiş Suriyelinin şu anda Lübnan’da yaşadığı biliniyor. Köktendinci yuvalarının Arsal’daki olaylarla yapısal olarak etkileşim içinde olduğu da biliniyor. Bu yuvaların başlıca üçü şunlar: kuzey Lübnan’daki Trablusşam ve Akkar, güneyde Sayda yakınlarında yer alan Ayn El Hilve’deki Filistin mülteci kampı ve yüzlerce Sünni köktendincinin tutuklu veya hükümlü olarak yattığı Beyrut’un sekiz kilometre kuzeydoğusundaki Rumiye Hapishanesi.”

Suriye’de savaşan cihatçı grupların Lübnan ve Arsal’a yönelttiği tehdit, Al-Monitor tarafından aylardır yakından izleniyor. Şubat 2013’te Arsal’da iki askerin ölümüyle sonuçlanan terör saldırısını aktaran Aziz,  şöyle yazmıştı: “Nusra Cephesi artık Lübnan’dadır (…) ve grubun faaliyetleri yakında açığa çıkacaktır.”

Mısır’ın Gazze’deki yalnızlığı

Mohannad Sabry, Mısır’ın Gazze savaşında yürüttüğü diplomasinin daha önceki arabuluculuk çabalarının gerisinde kaldığını, “Gazze’deki savaşın patlak vermesinden bu yana Mısır’ın artan siyasi yalnızlığında yeni bir safha” oluşturduğunu öne sürüyor.

Sabry şöyle yazıyor: “Hamas’ın 2007’de Gazze Şeridi’ni kan dökerek ele geçirmesinden sonra Mısır’ın Hamas yönetimindeki Gazze’yi manipüle etmesi, siyasi bir kurnazlıktı. İşleri aksatan birkaç olayın dışında durum hep kontrol altında kaldı. Ta ki Mısır ordusunun beyinleri, Hamas’ın ve onun ana örgütü olan Müslüman Kardeşler’in artık geçerli oyuncular olmadığına karar verdiği 2013’e kadar. Bu savaş Hamas, Mısır ve dünyaya şunu açıkça gösterdi ki Hamas artık Gazze’de ne tek oyuncudur ne de en büyük halk desteğinin sahibidir. Hamas güçlü, popüler ve faal olan birkaç odaktan sadece birisidir.”

Öte yandan Mısır’ın Sina Yarımadası’nda terör örgütlerine karşı askeri operasyonlarını İsrail ile koordine ettiği anlaşılıyor. Al-Monitor muhabirine konuşan görgü tanıklarına göre bir insansız hava aracının 23 Temmuz’da militanlara düzenlediği saldırı, Mısır ordusu tarafından üstlenilmiş olsa da aslında İsrail tarafından gerçekleştirildi.

Gazze savaşında Suudi Arabistan’ın tavrını ele alan Bruce Riedel ise Suudi Arabistan’ın önceliğinin müttefiki Mısır Cumhurbaşkanı Abdül Fettah El Sisi’nin Hamas’ı küçük düşürme çabalarına arka çıkmak olduğunu yazıyor. Ancak Kral Abdullah’ın Filistin davasına şahsi bağlılığı ve genç Suudilerin Hamas’a beslediği hayranlık, krallığın “önce Mısır” stratejisinde pürüz çıkarıyor.

Riedel şöyle yazıyor: “Abdullah ve Suudi Arabistan’ın diğer prensleri, gençler başta olmak üzere pek çok Suudi’nin İsrail ile savaşan Hamas’a hayranlık duyduğunun pekâlâ farkında. Ölen çocukların korkunç görüntüleri her akşam Arap televizyonlarında yer alırken kraliyet, İsrail’e yumuşak davranıyor görüntüsü vermek istemiyor.”

İran'dan Hamas’a “yeni destek dalgası”

Ali Hashem, bu haftaki haberinde tavır değiştiren İran’ın İsrail’e karşı mücadelesinde Hamas’a gittikçe yükselen perdeden destek verdiğine dikkat çekiyor.

Al-Monitor’a konuşan İranlı bir yetkili şöyle diyor: “Herkes ya da en azından konuyla ilgili olan herkes Filistinlilere yaptığımız katkının farkında. Bizler, ortalıkta daha az görünürsek Filistinlilerin olası bir anlaşmadan daha kazançlı çıkmasına yardımcı oluruz, diye düşünmüştük. Ama değişen bir şeyin olmayacağını anlayınca yine ön saflara atılmaya karar verdik.”

İranlı yetkili, şöyle devam ediyor: “Suriye ve Irak’ta militanlara destek veren bazı ülkeler bile bugün kelimenin tam manasıyla İsrail’in yanında yer alıyor. Gazze’yi yerle bir etsin diye İsrail’e cesaret veriyorlar. Dahası Mısır’a da sınırı kapalı tutması için ilave baskı uyguluyorlar. İnsanlar bu tabloyu olduğu gibi görsün istedik.”

Bir Hamas yetkilisi ise Al-Monitor’a şöyle konuşuyor: “Kuşkusuz ki bazı konularda fikir ayrılıklarımız var. Ama İran’dan yine de daha sıcak bir yaklaşım beklerdik. Tüm bu yıllar boyunca direnişi desteklediler. Seslerinin (savaşın başında) daha gür çıkmasını beklerdik.”

Yetkili şöyle devam ediyor: “Eğitim ve uzmanlık bakımından İran yönetimi bize fazlasıyla destekçi olmuştur. Bu, tartışılacak bir konu değil. Ancak eskisi gibi destek vermediler. Ümit ederiz ki 10 gün önce başlattıkları bu yeni destek dalgası devam eder. Cumhurbaşkanı (Hasan) Ruhani’nin önceliği olan nükleer görüşmelerle meşgul olduklarını anlıyoruz ama her bir destek sözü bizim için önemli.”

Al-Monitor yazarının yakınları İsrail saldırısında öldü

Filistin’in Nabzı yazarı Asmaa al-Ghoul, ailesinden dokuz kişinin ölümüne yol açan bombardımanı şöyle anlatıyor: “Refah kentindeki yakınlarımın 3 Ağustos’ta iki F-16 füzesine hedef olduğu haberini alınca gözpınarlarım kuruyana kadar ağladım. Hâlen süren bu savaşta ailemizin kaderi bu oldu. Gazze Şeridi’nde her aile, acı ve ıstıraptan payını alıyor. Babamın 60 yaşındaki kardeşi İsmail al-Ghoul Hamas mensubu değildi. Altmış iki yaşındaki eşi Kadra Hamas militanı değildi. Oğulları Wael (35) ve Muhammed (32) Hamas saflarında çarpışmıyordu. Kızları Hanadi (28) ve Asmaa (22) Hamas için çalışmıyordu. Kuzenim Wael’in çocukları 11 yaşındaki İsmail, beş yaşındaki Malik ve sadece 24 günlük olan kundaktaki Mustafa da ne İslami Cihat ne Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ne de El Fetih mensubuydu. Buna rağmen hepsi, pazar sabahı saat 6.20’de evlerini hedef alan İsrail ateşinde öldü.”

Ghoul, ayrım gözetmeksizin açılan ateşin derin sonuçlara yol açacağına dikkat çekiyor: “Nefret ettiğiniz Hamas ise eğer size şunu söyleyelim ki öldürdüğünüz insanların Hamas’la hiçbir ilgisi yoktu. Onlar, tek isteği savaşın bir an önce bitmesi olan, günlük hayatlarına geri dönmek isteyen kadınlar, çocuklar ve yaşlılardı. Ancak sizi temin ederim ki şimdi binlerce, hayır milyonlarca yeni Hamas destekçisi yarattınız. Hamas sizin için kadınlar, çocuklar ve masum aileler anlamına geliyorsa bizler hep birlikte Hamas olduk. Eğer sizin gözünüzde Hamas sıradan siviller ve aileler ise ben de Hamas’ım, onlar da Hamas, hepimiz Hamas’ız.”

Lobicilik dizisi sürüyor

Orta Doğu ülkelerinin ABD’deki lobicilik faaliyetlerine ilişkin yazı dizisi, 10 Ağustos’ta İsrailFilistinÜrdün ve Lübnan bölümlerinin yayımlanmasıyla devam edecek.

More from Week in Review

Recommended Articles