Ana içeriğe atla

Erdoğan’ın rakiplerinin yayın süresi mücadelesi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan seçimlerde iktidarın avantajlarını kullanmakla suçlanıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Turkey's Prime Minister and presidential candidate Tayyip Erdogan (C) greets his supporters during an election rally in Istanbul August 3, 2014. Turkey will vote for its first directly-elected president on August 10. The slogan in the background taht reads: "Add more strength to Turkey's power" REUTERS/Murad Sezer (TURKEY - Tags: POLITICS ELECTIONS) - RTR41360

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 10 Ağustos’taki seçimleri kazanarak, Türkiye’nin halk oyuyla seçilen ilk cumhurbaşkanı olmaya hazırlanıyor. Peki, cumhurbaşkanlığı seçimleri tüm adaylar için adil ve eşit mi geçiyor?

Erdoğan’ın rakiplerine göre hayır! Zira, onlar hükümeti medya üzerindeki gücünü kullanarak, iki adayın yayın sürelerini kırpmak ve Erdoğan’ı ön plana çıkarmakla suçluyorlar.

Seçimleri izlemekle sorumlu Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) da adayların bu eleştirisine hak verdi. AGİT’e bağlı Demokratik Kuruluşlar ve İnsan Hakları (ODIHR)  ofisinin 9-28 Temmuz tarih aralığı için hazırladığı ara raporunda bu konuya ilişkin iki önemli soruna dikkat çekildi.

“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın geniş çaplı kampanya organizasyonlarının resmi hükümet organizasyonlarıyla birleştirildiğine” işaret edilen raporda, diğer adayların ekran sürelerinin ise kısa tutulduğu belirtildi.  

İnternet erişimi de dahil ifade özgürlüğüne ilişkin yasal kısıtlamalara da değinilen raporda medya patronlarının ve siyasi aktörlerin yayın süreçlerine müdahalesinin bağımsız ve araştırmacı gazeteciliği baltaladığı vurgulandı. Rapora göre, böylelikle iktidar partisi ve Başbakan’a yönelik eleştiriler sınırlanmış oldu.

Raporun dikkat çetiği bir diğer eksiklik ise bu süreçlerde basını takip ederek, haberlerin tarafsızlığını değerlendirecek bağımsız bir kuruluşun yokluğu. Bu, başta TRT’nin tutumu olmak üzere adayların en çok üzerinde durduğu noktaların başında geliyor.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) adayı Selahattin Demirtaş miting ve toplantılarında bilhassa bu konunun altını çiziyor ve TRT’yi Erdoğan’ın kampanyasının sözcülüğüne soyunmakla suçluyor.  

Aslında çoğu, bir şekilde hükümet yanlısı olmaya zorlansa da Türkiye’de çok sayıda özel kanal var, ancak adaylar, ülkenin en ücra köşelerine ulaşan tek kanal olduğu için TRT’ye ayrı bir önem atfediyor.

TRT yetkilileri ise bu suçlamaya, Erdoğan’ın konuşmalarının ve açıklamalarının, cumhurbaşkanı adayı kimliğiyle değil, Başbakanlık kimliği nedeniyle yayınlandığını söyleyerek yanıt veriyor.

Ancak TRT bu savı, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) 31 Temmuz’a kadar bütün adaylara eşit fırsat tanınması için 6 Haziran’da ilan ettiği kampanya kurallarıyla tezat oluşturuyor. TRT aslında böylelikle, Demirtaş ve Ekmeleddin İhsanoğlu’na eşit yayın süreleri tanımadığını da kabul etmiş oluyor.

Öte yandan, TRT’nin cumhurbaşkanı adayı kimliğiyle değil Başbakan kimliğiyle azami yayın süresi tanıdığı Erdoğan, Başbakan sıfatıyla yaptığı konuşmalarında da cumhurbaşkanlığı planlarından bahsediyor.

Bunların en büyük iki örneği Haziran’daki İstanbul’un üçüncü havalimanı ve Temmuz’daki Yüksek Hızlı Tren açılışlarıydı. Erdoğan, TRT’nin canlı verdiği iki konuşmasında da düpedüz seçim kampanyası yaptı.

Seçilirse bunun hesabını soracağını söyleyen Demirtaş da TRT’de 3 Ağustos’ta yaptığı sesleniş konuşmasında bu durumu tiye alarak, şöyle dedi: “TRT gibi son derece tarafsız, objektif, bütün adaylara eşit yaklaşım sergileyen, hele hele bana karşı adalet ve nezaket örneğinin en muhteşemini ortaya koyan bu nadide kurumun ekranlarından sizlere seslenmenin heyecanını ve mutluluğunu yaşıyorum”

Erdoğan’ın lehindeki bu adaletsizliği eleştiren tek kuruluş AGİT değil. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi de (AKPM) AKP’li olmayan temsilcilerin davetiyle konuyu incelemek üzere 21-22 Temmuz tarihlerinde Türkiye’ye geldi.

AKPM heyeti ziyaretin sonunda yaptıkları açıklamada, Radyo Televizyon Üst Kurulu’nu (RTÜK) uyararak, TRT’nin Başbakan olarak yaptığı konuşmalarla kampanya konuşmaları arasında net bir ayrım yapması gerektiğini vurguladı. Açıklamada şöyle denildi: “Toplantılarda, idari kaynakların kötüye kullanımı pek çok kez gündeme geldi. (...) TRT de dahil tüm yayıncı kuruluşlar, tüm adaylara oto-sansürden arındırılmış, tarafsız ve eşit yayınlar sağmakla yükümlüdür”.

Ancak Erdoğan’ın rakipleri sadece yayın sürelerinden müzdarip değil. Erdoğan dışındaki diğer iki aday kampanyalarını kamu bağışlarıyla yapmak durumunda. Oysa Erdoğan iktidarda olmanın tüm avantajlarından faydalanıyor. Örneğin, aylarca taraftarlarına ulaşmak ülkenin bir ucundan diğer ucuna Başbakanlık uçağını kullanarak gitti. Bu ne Demirtaş ne de İhsanoğlu’nun sahip olduğu bir imkan. Erdoğan Başbakanlık uçağını kullanmaya, YSK’nin seçim kurallarının yürürlüğe girdiği 31 Temmuz tarihine kadar devam etti. Diğer adayların sahip olmadığı bu imkan, sonuçta bir adaletsizlik yaratmış oldu.

Tüm araştırmaların, Erdoğan’ın rahatlıkla seçimi kazanacağını gösterdiği böyle bir ortamda akla doğal olarak şu soru geliyor: Erdoğan halihazırda rahatça kazanabileceği bir yarışın, anti-demokratik uygulamalarla gölgelenmesine neden izin veriyor?

Bu sorunun yanıtı Erdoğan’ın geçmiş açıklamalarında aranabilir. Erdoğan sadece milletin ilk kez “lider”ini doğrudan seçeceğini değil, mevcut Anayasa’ya rağmen yürütme yetkilerini kullanan bir Cumhurbaşkanı olacağını da söylüyor. Dolayısıyla oyların en az yüzde ellisini alarak ilk turda seçilmeyi istiyor. Ayrıca milletin lideri olma iddiasını desteklemek için büyük bir zafer kazanmayı da arzu ediyor. Zira kazandığı bu büyük zaferi, ileride kendisini Anayasa’yı ihlal etmekle suçlayanlara karşı koz olarak kullanabilecek. Üstelik mecliste de AKP üstünlüğü söz konusu.

Erdoğan’ın bir diğer hedefi ise AKP’nin 2015’teki genel seçimlerde çok güçlü bir zafer kazanması. Zira böylelikle Anayasa’yı değiştirerek, başkanlık sistemine geçebilir.

İşte bu nedenlerle, Erdoğan ve AKP, hem cumhurbaşkanlığı seçimlerinden en iyi sonuçla çıkmak hem de 2015’e hazırlık için ellerindeki tüm imkanı kullanıyor.  Erdoğan’ın Türkiye’yi gelecek on yıl boyunca yönetme hedefi düşünüldüğünde, adil ve eşit seçimler gibi ayrıntılarla kaybedecek vakti yokmuş gibi görünüyor.

More from Semih Idiz

Recommended Articles