Ana içeriğe atla

IŞİD Türkiye’nin iç güvenliğini tehdit ediyor

IŞİD Türkiye'nin iç güvenlliğini ve istikrarını tehdit ediyor.
A fighter of the Islamic State of Iraq and the Levant (ISIL) holds an ISIL flag and a weapon on a street in the city of Mosul, June 23, 2014. U.S. Secretary of State John Kerry held crisis talks with leaders of Iraq's autonomous Kurdish region on Tuesday urging them to stand with Baghdad in the face of a Sunni insurgent onslaught that threatens to dismember the country. Picture taken June 23, 2014. REUTERS/Stringer (IRAQ - Tags: CIVIL UNREST POLITICS TPX IMAGES OF THE DAY) - RTR3VIB1

IŞİD’in Musul’u ele geçirmesinin ardından ilk yaptığı işlerden bir tanesi de oradaki Türk konsolosluğunu kuşatmak ve Konsolos dahil 49 Türk Vatandaşını rehin almak olmuştu.

Hükümetin canını sıkan diğer bazı başka konularda olduğu gibi, rehine krizinin hemen akabinde bir mahkemeden getirilen yayın yasağı, konunun Türkiye’de oldukça düşük profilli bir şekilde ele alınmasına neden oluyor. Genel olarak Türkiye medyası konuyu sessizlikle geçiştirmeyi tercih ediyor, ara sıra hükumet yetkililerinin “yakında serbest bırakılmalarını” bekliyoruz mealindeki açıklamaları dışında bu konuda haber çıkmıyor.

Ancak IŞİD bugünlerde, Iraktaki katliamları ve Türk vatandaşlarını rehin almasından daha çok Türkiye’de bu grupla bağlantılı insanların “faaliyetleri” nedeniyle gündeme geliyor.

Ramazan bayramının birinci günü beyaz entarili uzun sakallı çok sayıda erkeğin İstanbul’da açık bir alanda toplu namaz kılmaları ve bu namazın ardından verilen hutbe Türkiye’de ciddi bir tartışmayı tetikledi. Hutbede “İnanan, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat eden kimselere Allah katında büyük dereceler vardır, işte kurtulanlar onlardır. Allah Teala’dan dileğimiz bizi (...) yolunda cihat edenlerden eylesin. Allah’ım yeryüzünde senin rızan için cihat eden, hicret eden, sabreden tevhit ehli mücahitlere yardım et, atışlarını isabet ettir” deniyordu.

Bu görüntüleri grubun kendisi çekmişti; görüntülerin İŞID’a yakın olduğu bilinen internet sitelerinde yayınlanmasının ardından medyanın dikkatini çekti ve ana akım televizyon kanallarında yayınlandı.

Türkiye’de İslami oluşumları yakından izleyen gazeteci Ruşen Çakır, bu bayram namazını düzenleyenlerin IŞİD’le bağlantılı oldukları yönündeki iddiaları yalanlamalarına rağmen, bu yalanlamanın yapıldığı internet sitesinde IŞİD ve onun ‘halifesi’ Bağdadi hakkında hiç bir şekilde olumsuz bir söz edilmediğine dikkat çekiyor. Çakır Türkiye’de “yeni selefiliğin belli bir örgütlenme seviyesine gelmiş olduğunun” rahatlıkla söylenebileceğini belirtiyor.

Ana Muhalefet Partisi Cumhuriyet Halk Partisi genel başkan yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nun konuya ilişkin Meclis Gündemine getirdiği soru önergesindeki bazı iddialar çok dikkat çekiciydi. Tanrıkulu yazılı soru önergesinde şu ifadeleri kullanıyordu: “IŞİD terör örgütünün uzantısı grup İstanbul'da Cihad çağrısında bulunduğu saatlerde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı ne yapmaktaydı? 

IŞİD terör örgütünün uzantısı grup İstanbul'da Cihad çağrısında bulunurken İstanbul Emniyetine ve Jandarma Komutanlığı'na müdahale etmeyin talimatı verildiği iddiası doğru mudur? Bu talimatı kim veya kimler vermiştir?”.

Aslında İŞID’in Türkiye’de belli bir örgütlenme düzeyine ulaştığına ilişkin ilk olay bu toplu kılınan bayram namazı değildi. İstanbul’da Caferilere ait Allah-u Ekber ve Muhammediye camileri birbiri ardına IŞİD’le bağlantılı olduğu iddia edilen kişiler tarafından yakıldı. Muhammediye camisinin yakılmasının ardından olay yerinde incelemelerde bulunan İnsan Hakları Derneği’ne göre, saldırı planlanarak yapılmıştı ve arkasında da IŞİD bulunmaktaydı. İHD’nin belirttiğine göre saldırıdan kısa bir süre önce bir kaç kişi cami imamına “hangi mezheptensiniz”, “Şia mısınız” diye sormuştu. İHD İstanbul Şube Başkanı Abdulbaki Boğa, Muhammediye Camisinin yakılmasına ilişkin olarak, “İstanbul’un göbeğinde yapılan saldırıya, açık ve net IŞİD İstanbul’da diyebiliriz” yorumunda bulunuyor.

Bu cami yakmaları Hürriyet gazetesine değerlendiren Dünya Caferi Alimler Birliği başkanı Hasan Karabulut, yanan caminin imamının bir hafta önce tehdit aldığını söyleyerek, birilerinin gelip kendisine “Siz bizden değilsiniz, sizin yaşama hakkınız yok. Siz taşa tapıyorsunuz. Siz Şiasınız, Caferisiniz. Biz sizi yakacağız” dediğini belirtiyor, Karabulut’a göre de bu eylemlerin arkasında IŞİD bulunuyor.

IŞİD’e mal edilen olaylar cami yakmakla sınırlı değil, Cumhuriyet gazetesinin haberine göre, 3 Ağustos günü Kürt yanlısı Halkların Demokrasi Partisi mensubu bir gruba yapılan saldırının arkasında da IŞİD bulunuyor. Cumhuriyetin bildirdiğine göre “...IŞİD’çiler satır, pala ve elektro şok cihazı ile HDP’nin seçim bürosunu tahrip etti. Saldırganlar, çok sayıda araç ve işyerini tahrip ederek 2’si ağır 8 kişiyi yaraladı”.

IŞİD’e Türkiye’den kaç kişinin katıldığı, örgütün Türkiye’de kaç tane militanının bulunduğu kesin olarak bilinmese de, bu rakamların kaygı verici düzeylere ulaştığı genel kabul görüyor. CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’e göre, internetten cihat sitelerine ve sosyal medya ağlarına girerek kandırılan 5 bini aşkın kişi Suriye’ye geçerek IŞİD saflarına katıldı. Radikal’in Alman Die Welt gazetesine dayanarak verdiği haber göre ise, IŞİD’in militanlarının yüzde onunu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları oluşturuyor. Milliyet gazetesinin haberine göre, örgüte Ankara’dan katılıp geri dönen Taylan örneğinde olduğu gibi, örgüt saflarına katılan çocukların yaşı 14’e kadar inebiliyor.

Aslında bütün bunlar IŞİD’in Türkiye’nin ciddi bir iç sorunu haline gelmeye başladığını gösteriyor. IŞİD’in gerek Suriye ve gerekse Irakta Kürtlerle girdiği çatışmalar ve özellikle Suriye’ye Türkiye üzerinden girdiği yönündeki iddialar Türkiye’deki Kürt barış sürecini olumsuz yönde etkileme potansiyeli ortaya koyuyor.

Kürt siyasetinin önde gelen simalarından, Mardin büyük şehir belediye başkanı Ahmet Türk’ün şu sözleri dikkat çekiyor: “Bir barış var. Ve önemli adımların atıldığını da görüyoruz. Tabi burada bir barış süreci yürütülürken Kobani’de IŞİD’in saldırıları, bu sınırlardan IŞİD’in çok rahat geçmesi ve yine devletin IŞİD’e göz yumması Kürtlerin bu barış süreci konusundaki samimiyeti sorgulamasına neden oluyor”.

Görüldüğü gibi, Türkiye’nin IŞİD’le başı sadece Musul’da rehin tutulan vatandaşları nedeniyle değil, bu örgütün ülke güvenliği için oluşturduğu tehdit nedeniyle de ciddi şekilde belada görünüyor. Türkiye’nin IŞİD militanlarına müsamaha gösterdiğine ilişkin izlenim, bu örgütün Suriye ve Irakta Kürtlere yönelik saldırıları arttıkça Türkiye’deki barış sürecini daha da ciddi bir şekilde tehdit haline getiriyor. IŞİD daha şimdiden Türkiye’nin güvenliği ve istikrarı açısından büyük bir tehdit ortaya koyuyor.

More from Orhan Kemal Cengiz

Recommended Articles