Ana içeriğe atla

Suriye IŞİD’in mağlup edilmesine yardımcı olabilir mi?

Irak-Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) mağlup edilmesi, yakın zamanda bu terör örgütüyle mücadele etmeye başlayan Suriye hükümeti ile ABD için ortak bir menfaat olabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Supporters of Syria's President Bashar al-Assad wave the national flags and chant slogans in front of General Federation of Trade Unions building, during presidential election in Damascus June 3, 2014. Syrians began voting on Tuesday in an election expected to deliver an overwhelming victory to President Bashar al-Assad in the midst of a civil war that has fractured the country and killed more than 160,000 people. REUTERS/ Omar Sanadiki  (SYRIA - Tags: CIVIL UNREST POLITICS ELECTIONS) - RTR3RXFT

Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) ile Sünni müttefiklerinden oluşan koalisyonunun Irak ve Suriye’deki kazanımları, IŞİD’in Maşrık’ın kalbinde üstünlük kazanması bu süreçte Irak’ın parçalanma tehlikesini doğuruyor. Barack Obama yönetimi, şimdi Suriye savaşında gerçek mükâfatın ne olduğunu idrak edememenin bedeliyle yüzleşiyor. Bu mükâfat, bilhassa Suriye isyanının Körfez’deki patronları için Bağdat’tır.

Şam’dan Bağdat’a kadar çekişmeli bölgelerde kendi haritasını çizen, yeni yeni serpilen Sünni ordusu, gözünü Irak’ın başkentine dikerken Şam’a karşı isyanı desteklemenin acı sonuçlarından artık kaçmak mümkün değil. Bugün Washington artık bir taraftan kilit bir müttefik ülkeye yaşamsal tehdit oluşturan IŞİD’in Irak’taki varlığına karşı mücadeleyi destekleyip bir taraftan da Suriye’de – beğense de beğenmese de -- bunun tam tersine yönelik politika ve ittifakları hoş göremez veya teşvik edemez.

ABD’nin varsayılan menfaati, Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumaksa eğer buna sadık kalmak için Suriye muhalefeti ile rejim değişikliğine verilen desteğin mantığı yeniden düşünülmeli ve ABD politikası, terörle mücadeleye dayalı “renk körü” bir bölgesel stratejiye oturmalıdır. Bağdat’ın kapısına dayanan IŞİD’in ürkütücü ilerleyişi, Washington’ın dikkatini nihayet Suriye politikasının özünde yatan derin çelişkiye yöneltti. Suriye’de yaşanan kargaşa bunu asla başaramamıştı.

Yaklaşık bir yıl önce Washington’un Suriye’deki stratejik menfaatlerini bir nebze ayarladığı doğrudur. Buna göre Esad’ın gitmesine yönelik talep sürdürülürken Suriye’deki kurumsal yapının korunmasının ABD’nin menfaatine olduğu kabul gördü. Washington’daki yetkililer, Suriye’nin ulusal kurumlarının korunmasından bahsederken posta hizmetlerini kastetmiyor. Buradaki kasıt,  Özgür Suriye Ordusu’nda yer alan subaylar ile bunların rejim saflarında kalan eski meslektaşlarının oluşturduğu bir koalisyon eliyle düzgün ve mucizevi şekilde reform edilecek güvenlik kurumlarıdır. Bu anlayış doğrultusunda son aylarda bazı Avrupalı istihbarat servislerinin öncülüğünde Şam’la cihatçılara ilişkin ihtiyatlı bir istihbarat paylaşımına yeniden başlandı.

IŞİD’in en güçlü muhalif örgüt hâline gelmesine rağmen Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın şeytanlaştırılması, Washington’un hikmetini sual edenlere karşı hasmane bir hava yarattı. Zira kimse kana susamış bir diktatörü savunmak istemez. Ne zaman ki Suriye’nin çilesinden en çok fayda sağlayanın IŞİD olduğu anlaşıldı, ABD’nin dış politika teşkilatının merkezinden aykırı sesler yükselmeye başladı.

2013’ün son günlerinde ABD’nin eski Irak Büyükelçisi Ryan Crocker, bu görüşleri dile getiren yetkili bir ağız oldu. Crocker, New York Times için kaleme aldığı makalede şöyle yazdı: “Artık Suriye için Esad’ın devrilmediği bir gelecek düşünmenin vakti geldi. Zira gelecek kuvvetle muhtemel böyle olacak.  (...) Daha iyi silahlanan, örgütlenen, desteklenen ve azmini artıran Esad’ın bir yere gittiği yok. Ülkenin her santimini kan döke döke yeniden alacak gibi görünüyor. El Kaide belki kuzeydeki birkaç bölgeyi elinde tutacak. Ama Şam Esad’ın olacak. Bizler bunun alternatifini, yani Arap dünyasının merkezinde büyük bir ülkenin El Kaide’nin elinde olmasını gerçekten istiyor muyuz? Esad’lı bir geleceği kabullenmemiz ve şunu akılda tutmamız gerekir: Esad ne kadar kötü olursa olsun ondan da kötüsü var.”

Crocker daha önce de şöyle demişti: “Esad rejimiyle yeniden konuşmaya başlamalıyız. Bu, çok çok sessiz yapılmalı. Esad ne kadar kötü olursa olsun, onun yokluğunda yönetimi ele geçirecek cihatçılar kadar kötü değil.”

Düzenin bekçilerinden Frank Wisner ve Leslie Gelb ise Obama yönetiminin Suriye politikasını kurtarmak için yapması gerekenlerin reçetesini verdi: “Obama ekibi, ilk adım olarak ABD’nin hedeflerini net ve kamuoyuna açık biçimde yeniden tanımlamalı. İlk ve kilit hedef olarak, neredeyse tüm Suriye halkına ve komşu ülkelere başlıca tehdidi oluşturan radikal cihatçılığa karşı Esad rejimi ile ılımlı isyancıların iş birliğine gitmesi sağlanmalı ve desteklenmeli. Ilımlı Suriyeliler ile Esad hükümeti arasında bir ortak çalışma düzeni olmalı. Bu düzen, en azından şimdilik, gerekirse Esad’ı da kapsayabilir.”

Obama yönetimi, bu tavsiyeleri dinledi ama tamamını duymadı. ABD’nin kısa süre önce aldığı “seçilmiş yerel muhalefete” sınırlı desteği “artırma” kararı, zaten yetersizdi ama şimdi artık tümüyle anlamsızlaştı.  Zira IŞİD, Irak’ta tanklar ve başka taarruz silahları topluyor, yağmaladığı nakit para ve altınlardan da yarım milyar doları aştığı söylenen bir kasa oluşturuyor. ABD ve dostlarının bu boyutta bir yardımla mukabele etmesi düşünülemez.

IŞİD’in ele geçirdiği teçhizatı Suriye’de kullanma ihtimali, Esad rejimini bile ilk kez IŞİD’i Irak sınırındaki kontrolsüz bölgede vurmaya itti. Bu noktada Washington’u Şam’la iş birliğini kabullenmekten alıkoyan engel, stratejik bir zorunluluk ya da Esad rejimine duyulan anlaşılabilir içgüdüsel bir antipati değil, hayal gücü eksikliğidir.

Kahire’den Riyad ve Tahran’a kadar bu kanlı hikâyenin tüm oyuncuları -- hatta kimi Suriyeli muhalifler bile -- IŞİD’i durdurmanın yolunun Şam’dan geçtiğini artık kabulleniyor. Washington ise Dışişleri Bakanı John Kerry’nin deyimiyle Esad’la çalışmak “hiçbir şekilde düşünülemez” inadından vazgeçemiyor. Ancak Suriye ve Irak sonu gelmez bir çatışmaya ve IŞİD kontrolündeki bölgelere teslim edilmeyecekse, ABD’nin menfaatleri bunun tam tersini gerektiriyor.

Esad da savaşı yürütme biçimi ile böyle bir kararın verilmesini kesinlikle kolaylaştırmıyor. Burada el sıkışmak veya kucaklaşmaktan bahsetmiyoruz. ABD, Rusya gibi aracılarla çalışarak sağlıklı bir mesafeyi koruyabilir ve isterse ‘Suriye hükümetiyle görüşmüyoruz.’ diyebilir. Ancak tüm bunlar için ABD siyaseti, ABD’nin Orta Doğu’daki menfaatlerine son zamanların en büyük tehdidini oluşturan gelişmelerin önüne geçilmesinde Şam’ın etkili olabileceğini nihayet teslim etmelidir.

More from Geoffrey Aronson

Recommended Articles