Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bölgesel bir lider gibi davranıp Bağdat’la Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) arasındaki petrol ihtilafını çözmek için çalışacağına, bunun tam tersini yaptı. Ankara’nın, Bağdat’ın onayı olmadan Kuzey Irak petrolünü satması- gelirleri bir Türk bankasına yatırarak- Irak Başbakanı Nuri El Maliki üzerinde baskı kurup Türkiye’yi ucuz ham petrole, KBY’yi de çok muhtaç olduğu gelire kavuşturabilir. Ne var ki bu adım, Irak’ta hem hukuki hem siyasi anlamda büyük tepkilere yol açtı. Erdoğan’ın Kürtlere yaptığı bu jest, KBY’nin mevcut gelir krizini çözemediği gibi Bağdat ile Erbil arasındaki kutuplaşmayı da derinleştirdi. Mali anlamda hâlen arafta olan KBY, hem Ankara hem Bağdat’a bağımlı ve hâlen kuzey koridoru üzerinden büyük miktarda ve risksiz ihracat yapmasını sağlayacak bir anlaşmaya ihtiyaç duyuyor.
Ankara’nın Kürt ham petrolünü satması, bölgesel enerji pazarlarında köklü değişim yaratan bir olay olmasa da Erdoğan ve KBY’nin Bağdat’a meydan okuyup baskı yapmaya ne denli hevesli olduğunu gösteriyor. Satışın zamanlaması da tesadüf değil. Satışlar, hem Erbil ile Bağdat arasındaki bütçe kavgasının birkaç ay sonrasında hem de Irak seçimlerinin hemen ardından geldi. Maliki, seçimlerde en fazla meclis sandalyesini kazansa da tek başına hükümet kuracak çoğunluğa ulaşamadı. Yani Ankara ve Erbil, Kürtlerin desteğine karşılık Maliki’yi bir enerji anlaşmasına zorlayabilir ya da Maliki’nin yeniden başbakan olmasını engelleyebilir. Satış, aynı zamanda KBY’nin siyasi gündemi ve Kürt toplumuna sinen taşkın petrol milliyetçiliğini ve Bağdat’tan ekonomik özerklik kazanma gayretlerini yansıtıyor.
Ne var ki bu taktiksel hamlenin istenen sonuçları vermesi garanti değil. Hiçbir şey olmasa da zaten gergin olan müzakere iklimini daha da kötüleştirmiş durumda. Bağdat, beklendiği gibi derhal Paris merkezli Uluslararası Ticaret Odası’nda (ICC) tahkim davası açtı ve Ankara ile BOTAŞ’ı 1973’ten bu yana yürürlükte olan ve en son 2010’de güncellenen Irak-Türkiye Boru Hattı Tarife Anlaşması’nı ve 1946 tarihli Irak-Türkiye dostluk anlaşmasını ihlal etmekle suçladı. Federal bir Irak mahkemesi de KBY’ye karşı suç duyurusunda bulundu. ABD Başkanı Barack Obama’nın 27 Mayıs’ta Irak Kalkınma Fonu’na ve bazı Irak mülk ve menfaatlerine tanınan ayrıcalıkların kaldırıldığını açıklaması da hukuki belirsizliği artırıyor. Zira bu adım Kürt petrol ihracatını, en azından teoride haciz taleplerine karşı korunaksız bırakıyor. Tahkim süreci aylarca hatta yıllarca sürebilir. Bu da büyük ölçekli ihracata yönelik yasal risk ve belirsizliklerin sürmesi, Bağdat, Ankara ve Erbil üçgenindeki siyasi güvensizliğin devam etmesi demek.
Küçük ölçekli ve hukuken tartışmalı olan petrol satışlarının KBY’ye Maliki’ye karşı bir koz sağlaması ya da ihtiyaç duyduğu geliri kazandırması da kesin değil. Bank of America Merrill Lynch Global Research kuruluşunun analizine göre KBY’nin petrol satışı, Bağdat’tan kaynaklanan mali kaybı yalnızca kısmen telafi edebilir. Çalışmaya göre mevcut ödeme sisteminde, KBY’nin 340 milyon dolar kazanabilmesi için ayda her biri bir milyon varillik 20 tanker petrol satması gerekli. Bu da KBY’nin Bağdat’tan aldığı bütçe ödeneklerinin yalnızca yüzde 25’ine tekabül ediyor. Yerel iş adamlarından 450 milyon dolarlık kredi alan Kürt yönetimi, bunu ham petrolle geri ödemeyi planlıyor. Ancak Bağdat’ın kestiği ödenekleri telafi edecek büyüklükte bir mali kaynak hâlen mevcut değil.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.