Ana içeriğe atla

Türkiye Kürt petrolüyle kumar oynuyor

Türkiye’nin Kuzey Irak ham petrolünü satmaya başlaması, Ankara ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin aleyhine dönebilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A worker adjusts the valve of an oil pipe at Khurmala oilfield on the outskirts of the city of Arbil, in Iraq's Kurdistan region December 4, 2013. REUTERS/Stringer (IRAQ - Tags: POLITICS ENERGY) - RTX163IS

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bölgesel bir lider gibi davranıp Bağdat’la Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) arasındaki petrol ihtilafını çözmek için çalışacağına, bunun tam tersini yaptı. Ankara’nın, Bağdat’ın onayı olmadan Kuzey Irak petrolünü satması- gelirleri bir Türk bankasına yatırarak- Irak Başbakanı Nuri El Maliki üzerinde baskı kurup Türkiye’yi ucuz ham petrole, KBY’yi de çok muhtaç olduğu gelire kavuşturabilir. Ne var ki bu adım, Irak’ta hem hukuki hem siyasi anlamda büyük tepkilere yol açtı. Erdoğan’ın Kürtlere yaptığı bu jest, KBY’nin mevcut gelir krizini çözemediği gibi Bağdat ile Erbil arasındaki kutuplaşmayı da derinleştirdi. Mali anlamda hâlen arafta olan KBY, hem Ankara hem Bağdat’a bağımlı ve hâlen kuzey koridoru üzerinden büyük miktarda ve risksiz ihracat yapmasını sağlayacak bir anlaşmaya ihtiyaç duyuyor.

Ankara’nın Kürt ham petrolünü satması, bölgesel enerji pazarlarında köklü değişim yaratan bir olay olmasa da Erdoğan ve KBY’nin Bağdat’a meydan okuyup baskı yapmaya ne denli hevesli olduğunu gösteriyor. Satışın zamanlaması da tesadüf değil. Satışlar, hem Erbil ile Bağdat arasındaki bütçe kavgasının birkaç ay sonrasında hem de Irak seçimlerinin hemen ardından geldi. Maliki, seçimlerde en fazla meclis sandalyesini kazansa da tek başına hükümet kuracak çoğunluğa ulaşamadı. Yani Ankara ve Erbil, Kürtlerin desteğine karşılık Maliki’yi bir enerji anlaşmasına zorlayabilir ya da Maliki’nin yeniden başbakan olmasını engelleyebilir. Satış, aynı zamanda KBY’nin siyasi gündemi ve Kürt toplumuna sinen taşkın petrol milliyetçiliğini ve Bağdat’tan ekonomik özerklik kazanma gayretlerini yansıtıyor.

Ne var ki bu taktiksel hamlenin istenen sonuçları vermesi garanti değil. Hiçbir şey olmasa da zaten gergin olan müzakere iklimini daha da kötüleştirmiş durumda. Bağdat, beklendiği gibi derhal Paris merkezli Uluslararası Ticaret Odası’nda (ICC) tahkim davası açtı ve Ankara ile BOTAŞ’ı 1973’ten bu yana yürürlükte olan ve en son 2010’de güncellenen Irak-Türkiye Boru Hattı Tarife Anlaşması’nı ve 1946 tarihli Irak-Türkiye dostluk anlaşmasını ihlal etmekle suçladı. Federal bir Irak mahkemesi de KBY’ye karşı suç duyurusunda bulundu. ABD Başkanı Barack Obama’nın 27 Mayıs’ta Irak Kalkınma Fonu’na ve bazı Irak mülk ve menfaatlerine tanınan ayrıcalıkların kaldırıldığını açıklaması da hukuki belirsizliği artırıyor. Zira bu adım Kürt petrol ihracatını, en azından teoride haciz taleplerine karşı korunaksız bırakıyor. Tahkim süreci aylarca hatta yıllarca sürebilir. Bu da büyük ölçekli ihracata yönelik yasal risk ve belirsizliklerin sürmesi, Bağdat, Ankara ve Erbil üçgenindeki siyasi güvensizliğin devam etmesi demek.

Küçük ölçekli ve hukuken tartışmalı olan petrol satışlarının KBY’ye Maliki’ye karşı bir koz sağlaması ya da ihtiyaç duyduğu geliri kazandırması da kesin değil. Bank of America Merrill Lynch Global Research kuruluşunun analizine göre KBY’nin petrol satışı, Bağdat’tan kaynaklanan mali kaybı yalnızca kısmen telafi edebilir. Çalışmaya göre mevcut ödeme sisteminde, KBY’nin 340 milyon dolar kazanabilmesi için ayda her biri bir milyon varillik 20 tanker petrol satması gerekli. Bu da KBY’nin Bağdat’tan aldığı bütçe ödeneklerinin yalnızca yüzde 25’ine tekabül ediyor. Yerel iş adamlarından 450 milyon dolarlık kredi alan Kürt yönetimi, bunu ham petrolle geri ödemeyi planlıyor. Ancak Bağdat’ın kestiği ödenekleri telafi edecek büyüklükte bir mali kaynak hâlen mevcut değil.

KBY, ihracatı ve satışları artırarak kesintilerden doğan açığı kapatmayı planlıyor. Ancak teknik sorunlar buna kısa ve orta vadede engel. Zira Irak Türkiye Boru Hattı’nı (ITP) oluşturan iki hat eş zamanlı çalışamıyor. Yani KBY’nin kullandığı ihracat hattı – ki Irak tarafının buna erişimi bloke edildi -- ancak ikinci hat çalışmadığı zaman ham petrol taşıyabilir. Şu ana dek hatların kullanımını koordine etmek gibi bir mesele yoktu. Çünkü Irak’ın Arap bölgesindeki hat, birkaç ay önce saldırıya uğramıştı ve onarılmıyordu. Dolayısıyla KBY, hattın kendi bölgesindeki kısmını kullanmakta serbestti. Ancak hasarlı olan hat onarıldığı ve kullanılmaya başlandığı zaman, kullanım ve eş güdüm konuları sorun hâline gelebilir.

Dolayısıyla, iki hattın en yüksek verimle ve eş zamanlı çalışabilmesi, Bağdat ve Erbil’in boru hattının paylaşımı konusunda uzlaşmasına bağlı olacak. KBY, diğer hattan bağımsız ihracat yapmak için ek pompalar sipariş etti, ama bunlar da ancak altı ila dokuz ay içinde faaliyete geçebilir. Ama o durumda bile boru hattının KBY kontrolündeki bölümü, tamamen onarılsa ve tam kapasite çalışsa da günde azami 500 bin varil ihracat kapasitesine sahip. Irak Kürdistan’ından Türkiye’ye bu miktarın üzerindeki ihracat, ITP’nin diğer hattını kullanmak için Bağdat’la eş güdüm gerektirecek ya da tamamıyla yeni bir hat ve depolama tesislerinin inşa edilmesi gerekecek.

Türkiye’nin Kürt petrolünü satmasının, Irak’ın iç istikrarına ve uzun vadeli gelir paylaşımı müzakerelerine de yansımaları olacak. Petrol ve gelir ihtilafı Kürtler ile Maliki arasında bir kavga gibi görünse de aslında diğer Arap vilayetlerine de uzanıyor. Musul Valisi Asil El Nuceyfi gibi kimi Iraklı Arap yetkililer, Bağdat’ın maaşları ödeyemediğini, KBY’nin de bu nedenle -- gelir tüm Iraklılar için kullanıldığı müddetçe -- ihracat yapma hakkına sahip olduğunu savunuyor. Başka liderler ve toplumsal kesimler ise KBY’nin ayrıcalıklı bir konum elde ettiği ve tek taraflı hareket ettiği gerekçesiyle KBY’yi eleştiriyor. Güneydeki petrol üreten vilayetler de KBY’ye tahsis edilen ödenekleri adaletsiz buluyor, Maliki’ye de ya Kürt ihracatını durdurması ya da kendilerine de benzer haklar vermesi için baskı yapıyor. Hâl böyle olunca Maliki’nin KYB’ye önerebilecekleri sınırlı kalıyor. Zira bu, diğer vilayetlere de benzer ödünler için emsal teşkil edebilir. Gelir paylaşımındaki rekabet de uzlaşıya varılmasını zorlaştırıyor.

Mevcut şartlarda Türkiye ve KBY, küçük miktarlarda ihracat ve satışa (günde 100 bin varil) devam edebilir. Ancak Bağdat’la oynanan bu kumar, ters de tepebilir ya da en azından kırmızı çizgileri daha da sertleştirir. Oysa bu kırmızı çizgilerin yumuşaması ve tüm tarafların ödün vererek uzlaşmaya doğru gitmesi gerekir. Sorun tabii ki Bağdat ile Erbil arasında bir iç mesele. Ancak önemli bir aktör olmaya devam eden Ankara bu meselede dengeleyici veya oyun bozucu olabilir.

More from Denise Natali

Recommended Articles