Ana içeriğe atla

Suudi Arabistan ile Türkiye’nin soğuk savaşı

Suudi Arabistan, Türkiye’nin İslam’la demokrasiyi bir araya getirmesini bölgesel konumuna tehdit olarak görüyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Saudi Arabia's Foreign Minister Prince Saud al-Faisal (L) and Turkey's Foreign Minister Ahmet Davutoglu (R) attend the Fourth Ministerial Meeting of Turkey-Gulf Cooperation Council (GCC) in Istanbul January 28, 2012.   REUTERS/Osman Orsal (TURKEY - Tags: POLITICS) - RTR2WZJV

Orta Doğu’da süren “soğuk savaş” iki yönde şekillenmiş durumda: Irak, Suriye, Lübnan ve Körfez’de yürütülen Şii-Sünni savaşı ve buna paralel olarak, Türkiye, Suudi Arabistan ve siyasal İslam güçleri arasında Sünni İslam siyasetine yön verip hükmetmek için süren Sünni-Sünni çatışması.

Sünni alana hâkimiyet, dini konuların yorumunu kontrol etmeyi gerektiriyor, bilhassa da siyasi sistemlerle ilgili konuların. Bu bağlamda, Türkiye’de uygulanan Müslüman demokrasi modeli, Suudi ilahiyat anlayışına bir meydan okuma olarak görülüyor.

Türkiye’de iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), İslam ile demokrasinin birbirini dışlamadığına inanıyor ve bu anlayışı, Arap coğrafyasındaki muhafazakâr İslami hareketler arasında yaymaya çalışıyor. Suudilerin İslam söyleminde ise demokrasi, dinin esaslarına tecavüz olarak telaki ediliyor. Yüksek Âlimler Kurulu üyesi Şeyh Salih El Fevzan’ın fetvalarındaki söylem, bu bakış açısını yansıtıyor.

İran ise farklı bir konumda. İran, Irak’taki durumun kötüye gitmesiyle Şii siyaset alanının kontrolünü tümüyle ele geçirdi. İran’ın hiçbir rakibi, böyle bir başarıya ulaştığını iddia edemez. Zira ne Türkiye ne Suudi Arabistan ne de herhangi bir İslamcı hareket, Sünni kesimde tam bir üstünlük sağlayabilmiş değil. Dahası, bu aktörlerin farklı görünümleri ve tehdit algılarındaki uyumsuzluk düşünülürse, Sünni güçlerin uzlaşması zor görünüyor. Böyle olunca, Sünni nüfuz alanındaki hâkimiyet meselesinde çatışma en olası senaryo olarak görülüyor ve Mısır’la Suriye ana cepheler olarak öne çıkıyor.

Yaygın kanıya göre Suudi Arabistan’ın Müslüman Kardeşler’i terör örgütü ilan etmesi de epey sürecek gibi görünen bu Sünniler arası soğuk savaşın bir yansıması. Taraflar, Sünni Müslümanların kalp ve zihinlerini kazanmak için yarışacak, onları kendi siyasi hedeflerinin yanına, kendi dini etkilerine çekmeye çalışacak.

Suudi Arabistan’ın son dönemde getirdiği terörle mücadele yasalarının bir amacı da ülkenin Sünni kesimleri üzerinde kontrolü artırmak ve yabancı aktörlerin manevra alanını daraltmaktır. Sünni alana hâkimiyet mücadelesinde başta Müslüman Kardeşler olmak üzere olası rakiplerini devre dışı bırakmak isteyen Riyad, bu amaçla bölgedeki Arap ve Müslüman kurumlara benzer yasal düzenlemeleri benimsetmeye çalışabilir.

Bu savaşta zafere ulaşmak, Suudi Arabistan için çok hassas bir mesele. Zira Suudilerin siyasal ve dini projeleri demokratik İslam veya cihatçı İslam modeline yenilirse, Suudi rejiminin temeli Müslümanlar nezdinde sarsılmış olacak. Suudi Arabistan’ın Mekke ve Medine’nin Hizmetkârı sıfatı, Müslüman dünyasındaki fikir mücadelesinde Suudi dini söyleminin galip çıkmasını gerektiriyor.

Sünniler arası soğuk savaşta Suudi Arabistan’la müttefikleri, siyasi hedeflerini istikrar ve kalkınma fikri üzerine bina ediyor, petrol zenginliğinden mütevellit geniş maddi kaynaklar vadediyor. Türkiye’yle müttefiklerinin gündemi ise demokrasinin kalkınmayla birleşmesi üzerine şekilleniyor. Öte yandan, Cihatçı grupların felsefesi mevcut dünya düzenini tümüyle reddediyor.

Türkiye’deki AKP hükümeti, bölgedeki siyasal İslam hareketlerinin ana sponsor ve destekçisi olarak görülüyor. Riyad, bu durumdan hoşnut değil. Çünkü İslamcı hareketleri bölgesel güvenliğe tehdit olarak görüyor. İslamcı hareketlere destek konusunda Katar Türkiye’ye katkı yapıyor, ama Katar’ın tavrı Suudileri Türkiye’nin tavrı kadar rahatsız etmiyor. Aslına bakılırsa, Katar’ın demokrasiye yaklaşımı, Suudi Arabistan’ınkinden farklı değil. Türkiye, demokrasi, Osmanlı mirası ve güçlü siyasi-ekonomik konumu gibi etmenlerle Suudi Arabistan’ın Sünni siyaset dünyasındaki başlıca rakibi olarak Katar’ın önüne geçiyor.

Günümüzün Suudi-Türk çekişmesi, Suudi krallığı ile Osmanlı İmparatorluğu’nun geçmişteki ilişkilerini andırıyor. Ancak bugünkü çatışma Vahhabilik ile tasavvuf arasında değil, İslamcı Vahhabilik ile İslami demokrasi arasında yaşanıyor. Bu iki kampın çekişmesi, tüm Arap Baharı ülkelerine sirayet ediyor, ama en çok Mısır’la Suriye’de belirginleşiyor.

Örneğin Suudi Arabistan, Mısır’daki Müslüman Kardeşler’e destek ifade eden dört parmak Rabia işareti gibi sembolleri yasaklama kararı alırken, Türkiye başbakanı bu işareti kamusal etkinliklerde yapıyor. Ürdün’de yayımlanan Al-Arab al-Yawm gazetesine göre, Suudi Arabistan’ın Müslüman Kardeşler’i terör örgütü ilan etmesine anlam veremediğini belirten Türkiye’nin Ürdün Büyükelçisi Sedat Önal, bu demeciyle Körfez devletlerini rahatsız etti.

Müslüman Kardeşler gibi Arap dünyasının İslamcı hareketleri bugün Türkiye’nin müttefiki, oysa geçmişte Suudi Arabistan’la anılıyorlardı. Suudi Arabistan, Arap milliyetçiliği ve Nasırcı akımlara karşı yürüttüğü soğuk savaşta Müslüman Kardeşler’i bir “yumuşak güç” aracı olarak yıllarca dış politikasında kullandı. Ancak Müslüman Kardeşler’in Irak’ın Kuveyt’i işgali konusunda aldığı tavır, taraflar arasında güvensizlik tohumlarını ekti. Müslüman Kardeşler’le bağlantılı Sahva (Uyanış) Hareketi, 1990’larda Suudi yönetimine karşı eleştiri dozunu yükselttikçe bu tohumlar filizlenip büyüdü.

Arap Baharı geldiğinde ise Müslüman Kardeşler, Türkiye’nin desteğiyle iktidara yürüdü. Suudi Arabistan’la Müslüman Kardeşler arasında geriye kalan güven de böylece uçup gitti ve soğuk savaşın fitili ateşlendi. Bu savaş yakın zamanda bitmeyebilir ancak Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’si şimdilik önde gidiyor. 

More from Abdulmajeed al-Buluwi

Recommended Articles