Ana içeriğe atla

İran için Ukrayna krizinde ‘aktif tarafsızlık’ siyaseti

Kapsamlı bir nükleer anlaşmaya varmak ve Suriye’de siyasi çözümü sağlamak, İran’ın stratejik öncelikleri olmaya devam ediyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Russian President Vladimir Putin (R) meets with Iran's Foreign Minister Mohammad Javad Zarif in Moscow's Kremlin January 16, 2014. REUTERS/Sergei Karpukhin (RUSSIA - Tags: POLITICS) - RTX17GFB

İran’ın Doğu’ya mı Batı’ya mı bakması gerektiğine dair tarihsel tartışma, Ukrayna kriziyle birlikte ülkenin entelektüel ve siyasi çevrelerinde yine gündeme geldi. Haklı olarak Ukrayna krizi, Rusya (Doğu) ile Batı’nın (ABD) bölgesel ve küresel nüfuzlarını belirlemek için jeostratejik bir çekişmesi olarak görülüyor. İran’ın böyle bir kriz karşısında nasıl bir siyaset izlemesi gerektiği sorusu ortaya çıkıyor.

Krizin kendisi, İran için ivedi bir dış politika meselesi değil. İran Ukrayna ile komşu değil ve iki ülke arasında yoğun bir ekonomik ilişki yok. Yani bölgesel bir yönü olmayan bu mesele, büyük güçlerin rekabetini yansıtıyor. Ancak, krizin iki ana tarafı olan Rusya ve Batı (ABD), İran’ın iki acil dış politika meselesinde – nükleer müzakereler ve Suriye krizi – doğrudan yer alıyor. Dolayısıyla konu İran için önem kazanıyor.

Rusya, İran’ın BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya’dan oluşan P5+1 Grubu ile yürüttüğü nükleer görüşmelerde bir nevi ortağı ve uluslararası müttefiki olarak yer alıyor. Ayrıca, Suriye krizinde de İran’ın başlıca destekçisi. Ancak İran bu arada uluslararası yaptırımların kaldırılması için Avrupa Birliği başta olmak üzere Batı ile bir yumuşama ve güven tesis etme yoluna girmiş durumda. Bu koşullarda İran nasıl hareket etmeli?

İran’daki görüşlerden biri, İran’ın doğal olarak dostunun, yani Rusya’nın yanında yer alması yönünde. Bu, elbette ki İran’ın Rusya’nın Kırım’a asker göndermesini onayladığı anlamına gelmiyor. Buradaki asıl sav şu: Batı’nın bölgedeki nüfuzunu sınırlandırmak, İran’la Rusya’nın ortak çıkarı. Buna göre, iki ülkenin yoğunlaşan ilişkileri, stratejik bir mantığa dayanıyor ve iki devletin menfaat ve güvenliğini korumayı, bölgesel iş birliğini genişletmeyi amaçlıyor.

Öte yandan, İran Batı’ya yöneldiğine dair herhangi bir işaret verecek olursa Rusya, İran-P5+1 görüşmelerinde tutum değiştirebilir. Rusya’nın şu anki tutumu, kapsamlı bir anlaşmaya varılması yönünde. Başka bir deyişle, Rusya’nın Ukrayna krizi dâhil herhangi bir konuda İran-Batı yakınlaşmasını kendi aleyhineymiş gibi algılaması, İran’ın menfaatine olmaz.

Diğer bir görüşe göre ise İran’ın Ukrayna konusundaki yaklaşımı, ilişkilerde yumuşama eşiğine gelinmişken Batı’ya yanlış bir mesaj göndermemeli. Yani İran, mevcut siyasi, toplumsal ve ekonomik gerçeklere, Ukrayna’nın iyi yönetilmesine odaklanmalı ve ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit eden Kırım’daki Rus askeri harekâtına karşı çıkmalı. Böylece İran, enerji transferi, bölgesel siyasi ve güvenlik iş birliği gibi alanlarda AB ile ilişkilerini kurumsallaştırma fırsatını yakalayabilir, yaptırımların kalkması için gerekli olan güven ortamını tesis etme yönünde mesafe alır.

Ancak Doğu veya Batı’ya yönelme konusu, İran dış politikası bağlamında bir nevi mit olup İran devletinin siyasi, ekonomik ve güvenlik gerçekleriyle bağdaşmıyor. Bu konu, daha ziyade İran toplumunda geleneksel olarak süren ve devletin icraatını eleştirmeye dönük entelektüel-ideolojik tartışmalarla ilgilidir. Gerçek şudur ki bağımsız bir ülke ve yükselen bir bölgesel güç olan İran’ın en çok önem verdiği ve ilgi gösterdiği konu, “yakın çevre” ile iyi ilişkiler kurmak ve bunları güçlendirmek. Bu “yakın çevre” bölgesi Basra Körfezi, Doğu Akdeniz, Irak, Afganistan, Güney ve Orta Asya, Hazar ve Kafkasya’yı kapsıyor. Dolayısıyla İran’ın bu bölgelerde algıladığı tehditleri önlemek veya ulusal çıkarlarını korumak için Doğu veya Batı blokuna meyletmesi, bu iki blokun o bölgelerdeki ağırlık ve nüfuzunun derecesine bağlı.  

Bu bağlamda, İran Ukrayna krizinde öyle bir siyaset izlemeli ki “yakın çevre” bölgelerinde Rusya-Batı geriliminin artmasını önlemeli. Bu yaklaşım, “aktif tarafsızlık” ilkesine dayanmalı. Buna göre, krize taraf olan büyük güçlerin arasında ortaya çıkacak gerilim ve çekişmeler, İran’ın göreceli güvenliği ve ulusal menfaatleri yararına dengelenmeli.

Böyle bir politikanın üç boyutu olmalı. Birincisi, bağımsız bir çizgi izlemek ve bir Doğu-Batı bloklaşmasına girmekten kaçınmaktır. Gerçekten de İran’ın gücünü teşkil eden unsurlar – kendine özgü jeopolitik konumu, ideolojisi, zengin enerji kaynakları, kültür ve uygarlık özellikleri vs. --  ülkeye bölgesel ve küresel alanda bağımsız bir siyaset-güvenlik çizgisi izlemeyi dayatıyor.

İkinci boyut, yapıcı bir rol oynamaktır. İran, güvensiz bir jeopolitik bölgede yer aldığının farkında. Kendi ilerlemesi için gerekli olan istikrarı sağlamak, bölge devletleri arasında rekabete yol açabilecek yabancı aktörlerin, yani ABD’nin etkisini azaltmak için İran, tüm bölgesel krizlerde yapıcı bir rol oynamalı.

Üçüncü boyut da pragmatik hareket etme gereğidir. Bu da şu anlama geliyor ki İran, her şeyden önce devletin jeopolitik çıkar ve ideolojik değerlerini koruyan politikalar izlemeli.

İran daha önce 1990-1991 Irak krizi sırasında aktif tarafsızlık politikası izleyerek ABD’yle savaşında Irak rejiminin yanında yer almadı ve böylece ABD tehdidini kontrol edebildi. 2001 Afganistan krizinde de aynı yaklaşımı benimseyen İran, ABD ordusuna istihbarat vererek Taliban rejiminin devrilmesine yardımcı oldu, fakat Taliban sonrası dönemde ABD’yle Afganistan’da iş birliği yapmadı ve böylece ABD tehdidini dengelemeye çalıştı. Benzer şekilde 2003 Irak krizinde de Baas rejiminin devrilmesini sağlayacak şekilde hareket edip Saddam sonrası dönemde ABD güvenlik tehdidini sınırlandırmış oldu.

İran’ın Ukrayna krizinde aktif tarafsızlık izlemesi, Rusya ve Batı’ya, İran’ın bağımsız bir oyuncu olduğu ve sadece kendi ulusal ve güvenlik çıkarlarını doğrudan tehdit eden krizlere müdahil olduğu mesajını verecek. Bu siyaset, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin çok taraflı diplomasiyi ve uluslararası toplumla ilişkileri savunan pragmatik dış politika yaklaşımıyla da bağdaşıyor. Bağımsız ve güçlenen bir bölgesel role odaklanmak, İran’a kapsamlı nükleer anlaşma müzakerelerinde de daha iyi bir konum sağlayacak.