Ana içeriğe atla

Türkiye’nin savaşan lider kültleri

Demokratik kurumların iyi yerleşmediği Türkiye, sık sık Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile İslam alimi Fethullah Gülen arasında şu an yaşanana benzer şahsiyet savaşlarına sahne oluyor.
Turkey's Prime Minister Tayyip Erdogan greets his supporters as he arrives for a meeting at the Turkish parliament in Ankara February 25, 2014.   Erdogan said on Tuesday voice recordings purportedly of him telling his son to dispose of large sums of money on the day news broke of a graft inquiry were a "treacherous attack" on his office.  REUTERS/Umit Bektas (TURKEY - Tags: POLITICS BUSINESS TPX IMAGES OF THE DAY) - RTR3FP9H

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 26 Şubat'ta 60. yaş gününü kutladı. Erdoğan'ın kimi sadık destekçileri ise bu önemli güne Twitter üzerinden başka bir anlam daha yükledi. Erdoğan için açılan  #milletindoğumgünü etiketi sosyal medyada sadece birkaç saat içinde yankı buldu. Bir başka deyişle,  bu kişilere göre millet Erdoğan'ın şahsında bütünleşiyordu.  

Bu anlayış bana doğal olarak hayranlık duyulan liderini bütün Türk ulusunun simgesi kabul eden bir diğer siyasi akımı anımsatıyor. Yani Türkiye'nin ilk CumhurbaşkanıMustafa Kemal Atatürk'ü bütün Türklerin "atası" olarak yücelten Kemalizmi. (zaten Mustafa Kemal'e TBMM tarafından verilen "Atatürk" ismi de bunu anlatır). Kemalistler de Atatürk'ün doğum günü kabul edilen 19 Mayıs'ta aynı şeyleri yaparlar. Bu tarih Türkiye'de yıllardır “Atatürk'ün ve Türk ulusunun doğum günü” olarak kutlanır, Milli Eğitim Bakanlığı sitesi, 19 Mayıs’ı halen bu şekilde tanımlamaktadır.

Son dönemde Erdoğan'a yönelik siyasi saldırılar ya da saldırı algıları  Kemalizm ile yeni filizlenen Erdoğanizm arasında başka benzerlikler de ortaya çıkardı. Erdoğan taraftarları geçen aralıktaki bir İstanbul mitinginde Başbakanı üzerinde "Adam izindeyiz" sloganı yer alan tişörtlerle karşıladı. Bu düpedüz, "Atam izindeyiz" sloganıyla yapılan bir söz oyunuydu (adam kelimesiyle de herhangi biri değil haklı bir dava adamı kast ediliyordu).

Başbakan yine aralık ayında Trabzon'da yapılan bir diğer mitingde ise kefen giyen bir grup tarafından karşılandı. Yandaşlarının Erdoğan uğruna ölmeye, mezara girmeye hazır olduklarını simgeleyen bu mantık Kemalizm'in "atam sen kalk da toprağa ben yatam" şiarıyla  oldukça benzerdir. (Bu ifade her ilkokul çocuğunun ezbere bildiği ünlü bir şiirden alıntıdır.)  

Elbette Türkiye’nin kültleşmiş şahsiyetleri sadece Erdoğan ve Atatürk’ten ibaret değil. Taraftarlarının gözünde her şeyi bilen, gören ve insanüstü  bir kahraman olarak kabul edilen bir diğer kişi de PKK'nın İmralı'daki lideriAbdullah Öcalan'dır. Öcalan, 1984'te Türkiye devletine karşı başlattığı gerilla savaşıyla kısa süre içinde bir "halk liderine" dönüştü. Bu tanım onun bütün Kürt ulusunun şefi olduğuna anlamına geliyordu. Öcalan’a duyulan bağlılık o kadar yoğundur ki emirleri mutlak kabul edilir. Örneğin Öcalan 1999’da yakalandığında çok sayıda yandaşı onun hapsedilmesini protesto etmek için kendisini ateşe vermişti. O zamandan bu yana çok sayıda Kürt genci  Öcalan uğruna ölmekten çekinmedi.  

Hayranlık duyulan bu üç lidere yakıştırılan sıfatların birbirine oldukça benzemezi de tesadüf değildir. Atatürk, "Ata"dır, Erdoğan "Usta"dır, Öcalan da "Önderlik"tir.  

Dini cemaat liderlerinin de tıpkı diğer liderler gibi üyelerinin üzerinde mutlak bir otoritesi vardır. Destekçilerinin Erdoğan'a karşı çetin bir siyasi savaşa giriştiği İslam alimi Fethullah Gülen de otoritenin sesi olarak görülür. Vaazları ve açıklamaları bütün cemaat için son söz kabul edilir.  Diğer birçok İslami cemaat de dini liderinin şahsiyetinde toplanan gücün altında birleşir. Hayranlık duyulan ve itaat edilen bu liderler asla sorgulanmaz ve eleştirilmez.  

Elbette Türkiye'deki herkes bu karizmatik liderlerden birini desteklemiyor. Ancak toplumun önemli bir kesiminde böyle bir bağlılık söz konusu. Bu kültleşmiş şahsiyetler arasındaki etkileşimin Türkiye'nin siyasi arenasına hakim olmasının sebebi de bu. Bu etkileşim kimi zaman iş birliği ve koalisyon olarak zuhur etse de çoğu zaman gerilime, husumete ve siyasi savaşa dönüşüyor.

Böylesi siyasi savaşları çetin kılan, liderlerini yanılmaz olarak gören ve uğruna ölmeye hazır olan yandaşların çokluğudur. Böylesi bir ortam, grup içinde öz eleştiriye imkan bırakmaz ve bütün enerji ötekileri eleştirmek ve tel'in etmek için harcanır. Zira bu mantığa göre, öteki kesimler bu yıkılmaz, haklı lidere karşı çıkarak affedilmez bir hataya düşmüşlerdir. Yani artık sadece farklı görüş ve menfaatleri olan rakipler olmaktan çıkmışlardır. Onlar vatan hainidir, Türkiye'yi istikrarsızlaştırmak ve köleleştirmek isteyen "karanlık güçlere" hizmet eden şer odaklarıdır. Önleri kesilmeli ve başları ezilmelidir.

Elbette benzer kutuplaşmış fikirler, kimi liberal demokrasiler de dahil başka toplumlarda da gözlenir (örneğin, ABD'li muhafazakarlar ile liberaller arasındaki şiddetli kutuplaşma da azımsanacak bir konu değildir). Ne var ki, liberal demokrasilerde bu tür kutuplaşmaları yumuşatacak ve siyasi fanatizme gem vuracak siyasi gelenekler ve kurumlar vardır. Öte yandan Türkiye'den çok daha otoriter olan toplumlar da vardır elbette. Lakin çoğunda baskı rejimleri hüküm sürdüğü için Türkiye'dekine benzer siyasi mücadeleler bu toplumlarda yaşanamaz.

Türkiye'nin sorunu ise demokrasinin bütün kurumlarına sahip olmasına karşın Batılı liberal toplumlarda güçlü olan yaşamsal bir özellikten yoksun olmasıdır: Bireysellik. Bu nedenle Türkiye'deki demokrasi farklı bakış açıları olan milyonlarca bireyi birbiriyle etkileştiren bir süreç olarak işlemez. Bunun yerine keskin siyasi kampların birbirleriyle mücadele ettiği bir sıfır-toplam oyunu olarak işlev görür. Sonuç ise bitmez bilmez darbeler, tasfiyeler, cadı avları ve halihazırdakine benzer akıl almaz siyasi savaşlardır.

More from Mustafa Akyol