Ana içeriğe atla

ABD’nin yeni Suriye politikası İran’ı angaje etmeli

İran’la kapsamlı nükleer anlaşmaya dönük müzakereler bu hafta Viyana’da başlarken, Suriye ve terörle mücadele konularında da İran’la iş birliği fırsatı vardır. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Department of Homeland Security Secretary Jeh Johnson delivers a speech in Washington February 7, 2014.    REUTERS/Gary Cameron  (UNITED STATES - Tags: POLITICS MILITARY CRIME LAW) - RTX18D33

Cenevre görüşmelerinin kesilmesiyle hayal kırıklığı yaşayan ABD Başkanı Barack Obama, Suriye krizinin aşılması için yeni politika seçeneklerinin geliştirilmesini istedi.

İran’ın nükleer programına ilişkin bu hafta Viyana’da başlayacak olan kapsamlı anlaşma görüşmelerinde olduğu gibi, ABD İran’ı terör konusunda da sınamalıdır ki bu konu Suriye savaşıyla doğrudan bağlantılı.

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a karşı savaşan ve ABD’nin de azılı düşmanı olan El Kaide ve bağlantılı grupların alarm verici yayılışı, Suriye’yi ABD için yaşamsal bir ulusal güvenlik meselesi hâline getirdi.

ABD İç Güvenlik Bakanı Jeh Johnson, 7 Şubat’ta Suriye’nin bir “iç güvenlik meselesi” hâline geldiğini söyledi. ABD Ulusal İstihbarat Başkanı James Clapper da dört gün sonra Senato Silahlı Hizmetler Komitesi’nde yaptığı açıklamada, Suriye’de savaşan yabancıların sayısına ilişkin tahminini 7500’e çıkardı. Clapper’a göre bunların arasında “Avrupa’ya, hatta vatanımıza dışarıdan saldırı düzenleme hevesinde olan” tecrübeli El Kaide savaşçıları yer alıyor.

Washington’la Tahran, kamuoyunun ilgisini Suriye’ye değil, bir tek nükleer görüşmelere odaklamak isteyebilir. Ne var ki bu iki mesele zaten birbirine bağlanmış durumda.

İran yaptırımlardan kurtulmak istiyor. Ancak İran Yaptırımlar Yasası başta olmak üzere ABD mevzuatı gereğince İran, teröre destek veren devlet olarak tanımlandığı sürece – ki bu, büyük ölçüde İran’ın Hizbullah’a verdiği destekle ilgili – ABD yaptırımlarının gölgesi İran’ın üzerinde olacak. İran’da enerji sektörüne yatırım yapmak isteyen uluslararası şirketleri hedef alan yaptırımlar da buna dâhil.

İran’ı işin içine katarak Suriye’deki terör tehdidine yeniden eğilmek, siyasi geçiş ve insani yardım görüşmelerini kolaylaştırabilir, ayrıca El Kaide ve bağlantılı grupların gittikçe artan tehdidine karşı kalıcı, bölgesel temelli bir mekanizmanın oluşturulmasına fırsat yaratabilir.

Bu, abartılı bir ihtimal değil. İran, Suriye’deki terör tehdidini ele almaya istekli olduğu sinyallerini vermiş durumda. Zira bu tehdit kendisi için de geçerli. İran’ın BM Delegasyonu’nun müsteşarı ve basın birimi şefi Alireza Miryousefi Al-Monitor için bu hafta yazdığı makalede şöyle diyor: “Kesin inancımız şu ki Suriye’de barışa ulaşmak için öncelikli adım olarak silahların ve radikal grupların Suriye’ye girişi derhal durdurulmalı ve eşanlı olarak Suriye içindeki silahlı gruplara siyasi çözüm yönünde baskı yapılmalıdır.”

İran’la Suriye konusunda yapılacak görüşmeler, Hizbullah konulu daha geniş görüşmelerin girizgâhı niteliği taşıyacak. Hizbullah, ABD’nin İran’ı teröre destek veren devlet olarak sınıflandırmasının özünde yatıyor. Esad’ın dengeyi güçlü bir şekilde kendi lehine çevirmesi, Hizbullah güçlerinin yardımı sayesinde oldu. Ancak İran, sırf ABD böyle istiyor diye ne Hizbullah ne Esad konusunda taviz verir. Kaldı ki ABD’nin şu anki konumu da sessizce de olsa böyle bir görüşmeyi sağlamak için elverişli olmayabilir.

İşte burada Rusya devreye giriyor. Bijan Khajehpour, Rusya-İran ilişkilerinde ‘yeni bir sayfa’dan söz ediyor. Bunun bir sebebi de iki ülkenin Suriye’deki cihatçı tehditle mücadele konusunda ortak çıkarlara sahip olması. Bu, ABD’nin de paylaştığı bir hedef olsa gerek. Rusya, İsrail-İran gerilimini yatıştırmak bakımından da köprü rolü oynayabilir ve bunu belki de çok sessiz arka kanallar üzerinden yapabilir. Buradaki kilit oyunculardan biri, İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Liberman. Ben Caspit’in de bu hafta yazdığı gibi, gözü başbakanlıkta olan Liberman, Moskova’daki yönetim kadrosuyla eskiye dayanan bağlarının yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile de güçlü bir ilişki sürdürüyor.

Suriye’de durumun yatışması, Hizbullah’ın Lübnan’daki rolünü doğrudan etkileyecek. Lübnan veya Hizbullah sorunu, Suriye sorunu çözülmeden çözülemez. Lübnan’da bu hafta hükümetin kurulmasını mümkün kılan mutabakatta kilit rol oynayan Hür Vatansever Hareket lideri General Mişel Aun, Hizbullah güçlerinin Lübnan ordusuna dâhil edilmesini amaçlayan bir plan üzerinde görüşmelere başladı. Bu mutabakatın doğru zamanda tekrar devreye sokulmasıyla Doğu Akdeniz’deki enerji rezervlerine ilişkin de ilerleme sağlanabilir. Bu alanda iş birliğini engelleyen nedenlerden biri, Lübnan’la İsrail arasında resmi ilişkinin olmayışıdır.

İran bir yana, ABD ile Rusya arasında Orta Doğu’da daha geniş bir iş birliği imkânı bulunduğunu savunmak, siyaseten doğru olmayabilir. Obama yönetimi ve Kongre üyeleri, Rusya’nın Suriye konusunda yardımcı olmadığını söylüyor. Bu hafta Laura Rozen’e mülakat veren Dış İlişkiler Komitesi’nden Demokrat Senatör Tim Kaine de böyle düşünüyor.

Rusya, kuşatılmış bölgelere daha fazla insani yardım girmesi için Esad yönetimine baskı yapacak, ABD destekli bir BM Güvenlik Konseyi kararının çıkmasına direnç gösterdi. Ancak Rusya, bu arada, kuşatılmış Humus merkezinden bin 400 sivilin tahliyesi için Suriye hükümeti nezdinde çaba sarf etti. Bu, mütevazı olsa da sıkı gayretlerle elde edilmiş bir başarı oldu. İran da Miryousefi’nin yazdığı gibi, insani yardım çabalarına destek verdi.

ABD’nin Suriye politikasının yenilenmesi, El Kaide bağlantılı güçlerle cihatçıların yükselişinden en çok etkilenen Türkiye, Irak, Ürdün, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerce terörle mücadele konusunda oluşturulacak yeni, bölgesel temelli bir mekanizmadan da yarar sağlar. Bu beş ülkenin güvenlik şefleri arasında yapılacak düzenli toplantılar ve yoğun iş birliği, hem Cenevre görüşmelerine, hem de yabancı savaşçılardan kaynaklanan tehdide karşı uluslararası çabalara tamamlayıcı unsur olarak katkı yapar. Bu diyalog süreci zaman içinde İran’ı, Suudi Arabistan’ı ve Suriye’deki cihatçıların gittikçe büyüyen tehdidinden etkilenen başka ülkeleri de içine alacak şekle genişletilebilir.

Cenevre görüşmelerinin kesilmesi askeri seçeneklere, rejim değişikliğine ve olası bir ABD askeri müdahalesinin kaygan zeminine geri dönüş anlamına gelmemelidir. Rusya ve İran’ı içine alan, Suriye’deki teröre karşı bölgesel ülkelerin ön safta yer aldığı diplomatik seçenek daha fazla umut vadediyor. ABD, artık bir “iç güvenlik” meselesi hâline gelen terör tehdidiyle baş etmek için Rusya’yla İran’ı dışlamamalı, aksine onları bölgesel müttefikleriyle birlikte işin içine katmalıdır.

More from Week in Review