Ana içeriğe atla

Askeri tırmanma Suriye’deki felaketi büyütür

Muhalif güçlere gelişkin silahlar göndererek Suriye krizini yeniden askerileştirmek, ateşkes sağlanan bölgelerin yeniden alevlenmesi ve şiddetin yükselmesi anlamına gelecek. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Free Syrian Army fighters sit as a fellow fighter holds an RPG along a street in Deir al-Zor, eastern Syria February 19, 2014. Picture taken February 19, 2014. REUTERS/Khalil Ashawi (SYRIA - Tags: POLITICS CIVIL UNREST) CONFLICT) - RTX1964P

HALEP, Suriye — Cenevre-2 Konferansı, çok konuşulan o geçiş hükümetine dair bir anlaşmaya varılamadan sona erince, savaş tamtamları daha yüksek çalmaya başladı. Suriye muhalefetinin destekçileri, seçilmiş isyancı gruplarına omuzdan ateşlenen tanksavar ve uçaksavar füzeler dâhil gelişkin silahlar vermekten söz ediyor. Ruslara göre, ABD’yle Fransa güneyde küçük çaplı askeri operasyonlar düzenleyerek kilitlenen Daraa cephesini yeniden alevlendirmeyi planlıyor. Görünen o ki tüm bunların amacı, rejimin elde ettiği kazanımların ardından sahadaki askeri durumu tekrar dengeye çekmek. Ne var ki bu denli karmaşık ve öngörülemeyen bir savaşta böyle bir strateji kolayca ters tepebilir.

Cumhurbaşkanı Beşar Esad rejimine uygulanan askeri baskının genel hedefi, Şam’ı taviz vermeye zorlamak ve isyancılara nihai bir askeri zafer fırsatı vermeden müstakbel müzakerelerde muhalefetin elini güçlendirmek. Libya’daki gibi büyük çaplı bir operasyon yapılmadığı sürece taraflardan birinin nihai zafere ulaşması zaten imkânsız sayılır.

Dolayısıyla, paradoksal olan ama hiç değişmeyen “barış için bombardıman” senaryosu tekrar gündeme geliyor ya da en azından durum böyle görünüyor. Bu hassas denge oyunu -- yani ancak rejimin hesabını bozacak kadar güç kullanmak, ama devleti çökertecek kadar ileri gitmeyip radikallerin dolduracağı bir boşluk yaratmamak – sayısız tehlikeye açık. ABD, Avrupa ve Körfez’deki ABD müttefiklerinin Suriye krizinde bugüne dek gösterdiği performans, etkileyici olmaktan uzak. Kafa karışıklığıyla yapılan müdahalelerin bu defa işleri düzelteceğini düşünmek için bir sebep yok.

Birincisi, gelişkin silahların yanlış ellere düşmeyeceğinin bir garantisi yok. Bu silahlar, bir noktada bizzat silahları sağlamış olan o hayırseverlere, Suriye’nin komşularına ve hatta daha uzaktaki hedeflere dönebilir. Bunun örnekleri yok değil. Geçen yılın sonlarında Selefi Ahrar El Şam grubu, Özgür Suriye Ordusu’nun Bab El Hava Sınır Kapısı yakınındaki depolarını zorla zapt etti, ABD’yle İngiltere’nin verdiği son teknoloji teçhizata el koydu. Ayrıca, bu tip silahları – başka yollardan edinmiş olsalar da – küçük bir servet karşılığında parası bol radikallere satacak ilkesiz muhalif komutanların da sayısı az değil.

Kısacası, Afganistan senaryosunun tekerrür etme riski söz konusu. Mücahitler, Sovyet kuvvetlerini kovduktan sonra Batılı destekçilerine yönelmiş, Taliban ve El Kaide gibi radikal gruplar doğmuştu. Suriye’de de El Kaide dâhil bilumum radikal gruplar var. Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) hariç bunların hepsi Esad rejimini devirmeye çalışan isyancılarla ittifak ediyor.

Bir başka ciddi risk de hâlihazırda istikrarlı ateşkeslerin yürüklükte olduğu ve bir nebze normalleşen bölgelerin yeniden alevlenmesidir. Bunlar, Yermük Mülteci Kampı, Kabun, Barze ve Babila gibi genelde Şam yakınlarındaki bölgeler. Buralardan gelen, isyancılarla rejim askerlerinin gülerek bir arada bulunduğu bazı olağanüstü görüntüler, birçok insana büyük sevinç yaşatmıştı. Durulan çatışma bölgelerinin yeniden alevlenmesi, diğerlerinde ise durumun iyice kötüleşmesi, Suriye’yi pençesine alan ve komşu ülkelerin de istikrarını tehdit eden mülteci felaketini derinleştirmeye hizmet eder.

Barbara Slavin’in de Al-Monitor’da bahsettiği gibi birçok Halepli, bu savaşın tüm taraflarına inancını yitirmiş durumda, ancak savaş tırmanacak olursa bunun ceremesini yine onlar çekecek. Bazı isyancı grupların rejim kontrolündeki sivil bölgelere karşı – bilhassa Şam ve Halep’te -- ağır silah kullanma eğilimi düşünülürse yeni silahların tedariki muhtemelen insanların evlerine top mermilerinin yağması anlamına gelecek.

Her iki taraf da bu son savaş tamtamlarına beklenen tepkiyi verdi.

Suriye güvenlik güçlerinin alt kademelerinde görevli bir subay olan Mahir, Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Bu teröristleri zaten üç yıldır silahlandırıyorlar. Yeni silahlar nasıl bir fark yaratacak? Suriye’deki kuklalarının savaşı kaybettiğini görüyorlar ve daha fazla silah vererek onlara zafer kazandırabileceklerini sanıyorlar. Oysa tek yapacakları şey, hezimete uğramadan önce Suriye’yi daha fazla yıkmak olacak.”

Asilerin tuttuğu doğu Halep’teki isyancılardan bir olan Ebu Salih ise Al-Monitor’a tam tersini söyledi: “O silahlara ihtiyacımız var. Böylece en azından varil bombalarını önler, bizi bombalayan uçakları durdurabiliriz. Ancak o silahları bize vereceklerini sanmıyorum. Onlar hep söz verir ama sözlerini tutmaz.”

Ebu Salih haksız değil. Halep’teki varil bombası saldırıları son dönemde iyice yoğunlaştı. Rejim kuvvetleri, şehrin doğusundaki stratejik Şeyh Nasır sanayi bölgesine doğru ilerliyor. Hedeflerinde, kuzeydeki Castello Yolu’nu ele geçirmek de var. Durum böyle olunca, asilerin tuttuğu doğu Halep’in kuşatılması an meselesi olabilir, Humus veya Şam’da yaşananların tekerrür etmesi de kuvvetle muhtemel. Görüldüğü kadarıyla varil bombalarıyla azami sayıda insana şehri terk ettirmek amaçlanıyor ve bu konuda başarılı da olunuyor. Doğu Halep’te birçok bölge, isyancı militanlar hariç şu an adeta boşalmış durumda. Buna şehrin tarihi kısmı da dâhil ki burası, rejimin hava saldırıları ve isyancıların yer altı tünellerini patlatmasıyla gittikçe bir harabeye dönüşüyor. Anlaşılan rejim, isyancı bölgelerindeki halkın kalbini kazanmaya çalışıyormuş gibi yapmayı da bıraktı artık. Onun yerine, insanları güç kullanarak evlerinden çıkarmaya, o bölgeleri bu şekilde ele geçirmeye karar vermiş gibi görünüyor.

Halep’ten kaçan nüfusun büyük bölümü, ya çevredeki taşra kasabalarına ya da sınırın ötesine Türkiye’ye geçti. Tek bir haftada görülmemiş bir mülteci akını yaşayan Türkiye’nin sınır kasabaları ve mülteci kamplarında imkânlar tükenme noktasına geldi. Kimi insanlar rejimin elindeki bölgelere sığınmış olsa da eziyet görmekten ve tutuklanmaktan korkan çoğunluk, başka yerlere kaçmayı tercih etti. Nitekim birçok insan, isyancılarla iş birliği yapmaktan dolayı aranıyor. Zira rejim, cephe hatlarının ötesindeki hasımlarını da yakından takip ediyor. Rejim bölgelerine geçmeye cesaret edenler, yoğun güvenlik önlemleriyle, kimlik kontrolleriyle sık sık karşılaşıyor. Yerinden edilmiş insanların sığındığı tüm binalarda, gizlenmiş silah veya “uyuyan hücreler” arama bahanesiyle kapı kapı aramalar yapılıyor.

Bu üç yıllık savaşta Suriye’nin tekrar kritik bir kavşağa geldiğini söylemek abartılı olmaz. Diplomasiyle savaşın yolları bir daha kesişmeyecek şekilde ayrılıyor gibi. Doğabilecek sonuçlar Suriye ulusu, ülkenin insanları ve aslında tüm bölge için gerçekten belirleyici olacak. Yapılması gereken, durumu düşüncesizce ve risk alarak apar topar tırmandırmak değil, gerçekçi ve serinkanlı bir yaklaşımla hareket etmektir.

More from Edward Dark

Recommended Articles