Ana içeriğe atla

İsrail karşıtı boykot yayılırken hükümet gözünü kapatıyor

Dünyanın dört bir yanında şirketler, Yahudi yerleşimlerinden çıkan ürünleri boykot ederken İsrail sağı, boykota destek veren İsraillilerin cezalandırılmasını öngören bir yasaya bel bağlıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Foreign and Palestinian activists hold Palestinian flags as they march through a supermarket in the West Bank Jewish settlement of Modiin Illit October 24, 2012. Some 50 activists marched through the supermarket and tried to block a road in the settlement on Wednesday during a protest against Jewish settlements and in a call to boycott settlement products. REUTERS/Ammar Awad (WEST BANK - Tags: POLITICS CIVIL UNREST FOOD TPX IMAGES OF THE DAY) - RTR39IM8

İsrail Yüksek Mahkemesi binası, 16 Şubat’ta arı kovanı gibiydi. Yerli ve yabancı medyadan onlarca gazeteci, dokuz kişilik özel yargıçlar heyetinin Boykot Yasası’nı görüştüğü salona doğru ilerliyordu. Bir önceki Knesset’in temmuz 2011’de kabul ettiği yasa, İsrail veya “İsrail kontrolünde bir bölge” ile – yani işgal edilen topraklardaki yerleşimlerle – bağlantılı bir kişi veya kuruluşa yönelik kültürel, akademik veya ekonomik boykot çağrısı yapanlara para cezası verilmesine olanak tanıyor.

İnsan hakları örgütleriyle birkaç bireysel başvurucudan oluşan davacılar, boykotun demokratik toplumun meşru bir protesto aracı olduğunu iddia ederek yasaya savaş açtı.

Davacılar, yasadaki yaptırımların – mağdurların zarar gördüklerine dair kanıt aranmaksızın tazmin edilmesi, boykot çağrıcılarının kamu ihalelerine katılım ve kamu fonlarından yararlanma konusunda kısıtlanması – barış aktivistlerini siyasi faaliyetlerden caydırdığını iddia etti.

Devletin temsilcileri ise yasanın ifade özgürlüğünü zedelediğini kabul etmekle birlikte, boykot çağrısı yapmanın “ifade özgürlüğünün özünde” yer almadığını ve meşru bir siyasi söylem olmadığını iddia etti.

Ön sırada yan yana oturanların arasında Knesset üyesi Ahmed Tibi, yerleşim ürünleri boykotuna öncülük eden Gush Shalom örgütünün kurucusu Uri Avnery ve yasayı teklif eden vekillerden biri olan Dışişleri Bakan Yardımcısı Ze’ev Elkin vardı.

18 ay önce sessiz sakin geçen ilk duruşmanın aksine, mahkemede bu defa söylenenler basında geniş yer aldı ki bu sebepsiz değildi. Zira İsrail’in hiç de yabancısı olmadığı boykot sözü  -- 1945’te Arap Birliği doğmakta olan Yahudi devletine boykot ilan etmişti – yine dünyanın dört bir yanında yankılanıyor, yerleşim ürünlerine boykot çağrısı yapan Filistin Yönetimi’nden tutun da enerji devi Shell’in 7 milyar dolar değerindeki yüzde 23’lük Woodside hissesini sattığı Avustralya’ya kadar.

İsrail’in Avustralya ve Yeni Zelanda ticari ataşesi Eti Levi’nin “Arap Boykotunun Dirilişi ve Avustralya ile Yeni Zelanda’ya Etkisi” başlığıyla haziranda yazdığı rapora göre Shell, Avustralya kıtasının ikinci büyük petrol şirketi olan Woodside’ın İsrail açıklarındaki Leviathan gaz yatağının üçte birini satın almak üzere mutabakat zaptı imzalaması üzerine hisselerini satma kararı aldı. Avustralya’daki Commonwealth Bank’ın analisti Luke Smith’e göre Shell, dev projeler yürüttüğü petrol zengini Arap ülkeleriyle ilişkilerinin bu anlaşma yüzünden zarar görmesinden kaygı duyduğu için hisselerini satmaya karar verdi.

Levi, Boykot, Tasfiye ve Yaptırım (BTY) isimli hareketin Yeşil Hat’tın iki tarafı arasında ayrım gözetmediğini, “İsrail’den çıkan her şeye akademik, ekonomik, kültürel, diplomatik boykot çağrısı” yaptığını belirtiyor. Levi ayrıca, Avustralya’daki BTY hareketinin, İsrailli Strauss firmasının İsrail ordusuna gıda tedarik ettiği gerekçesiyle Strauss ürünlerini satan Max Brenner mağazalarında gösteriler düzenlediğini anlatıyor. Rapora göre BTY girişimleri “yerleşim çıkışlı belli bazı kişi veya ürünlere yaptırım uygulama çağrısının” çok ötesine geçiyor. Tıpkı Başbakan Benjamin Netanyahu ve Boykot Yasası’nı hazırlayanlar gibi Levi de BTY hareketinin “İsrail Devleti’nin meşruiyetini baltalama” amacı taşıdığını öne sürüyor.

Kanunu yazanlar ve destekleyenler, bu noktadan hareketle boykotun işgalle, genişleyen yerleşimlerle, Filistinlilerle müzakerelerin yalpalamasıyla hiçbir ilgisi olmadığını iddia ediyor. Bu cenahın hep beraber ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’ye yüklenmesi şaşırtıcı değil. Zira Kerry, 1 Şubat’ta Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada boykot olayıyla İsrail’i gayri meşrulaştırma kampanyası arasında paralel kurma cüretinde bulundu.

Kerry’yi “İsrail düşmanlarının sözcüsü” olmakla suçlayan Ekonomi ve Ticaret Bakanı Naftali Bennett, şöyle dedi: “Ekonomik istikrarı sağlayacak tek şey güvenliktir, Ben-Gurion Havaalanı’nın yanı başında bir terör devleti değil. Şöyle ya da böyle, geçmişte de şimdi de güçlü olmayı hep bildik.”

Haaretz gazetesinin kıdemli siyasi yorumcusu Yossi Verter’in temmuzda yazdığına göre İsrail hükümetinin zirvesine, büyük Avrupa bankalarının Yeşil Hat ötesindeki topraklarda iş veya ortaklığı olan İsrail şirketlerine kredi yasağı koymayı düşündüğü bilgisi gelmiş. Makalesine “Biri ekonomi bakanına bankalar musluğu kapatınca ne olur anlatsın” başlığını koyan Verter, böyle bir kararın İsrail pazarı ve ekonomisine vuracağı darbeyi görmek için iktisatçı olmak gerekmediğini belirtti.

Altı ay sonra, Kuzey Avrupa’nın en büyük bankalarından ikisi – İsveç ve İskandinavya’nın en büyüğü olan Nordea ile Danimarka’nın en büyüğü Danske Bank -- Batı Şeria’da faaliyet gösteren İsrail bankalarını boykot edeceğini açıkladı. Netleştirmek gerekirse, Fortune dergisine göre dünyanın en büyük 500 şirketi arasında yer alan bu iki bankanın Avrupa çapındaki toplam müşteri sayısı 16 milyonu aşarken, toplam varlıkları da yüzlerce milyar doları buluyor.

Avrupalı bir büyükelçinin Al-Monitor’a aktardığına göre “Bu daha başlangıç.” Büyükelçi, iki bankanın, yasadışı faaliyette bulunan yabancı şirketlerle iş yapmayı yasaklayan ve tüm bankacılık sistemi için geçerli olan AB mevzuatına göre hareket ettiğini belirtti. Avrupa’nın resmi tutumuna göre yerleşimler uluslararası hukuku ihlal ediyor ve barış surecini engelliyor.

Al-Monitor’a konuşan ekonomi politik uzmanı Avichai Snir, son boykotların İsrail’e verdiği zarara ilişkin bir veri bulunmadığını ama başka rakamlara bakarak kestirim yapılabileceğini söylüyor. Örneğin, Zvi Eckstein ile Daniel Tzidon’un araştırmasına göre İkinci İntifada sırasında İsrail’in ihracatı, yıllık yaklaşık yüzde 14 oranında azaldı. Bar-Ilan Üniversitesi ve Netanya Koleji’nde iktisat dersleri veren Snir, asıl zararın İsrail’in üretim ve ihracat kapasitesine değil, imajına geldiğini düşünüyor.

Boykottan zarar gören İsrail firmalarını temsil eden avukat Daniel Reisner,   Channel 2 kanalına geçen ay yaptığı açıklamada şunları anlattı: “Artan sayıda şirket, kimsenin duymayacağı akşam saatlerinde sessiz sedasız bize geliyor, fikir danışıyor, ‘Şöyle şöyle bir olayla karşılaştık, yardım edebileceğiniz bir şey var mı?’ diye soruyor.” Geçmişte İsrail Savunma Kuvvetleri’nin hukuk birimini yöneten Reisner, boykot nedeniyle yurt dışında sözleşme kaybeden şirketleri temsil ediyor. Doğu Kudüs’ün Yahudi mahallelerinde faaliyet gösteren firmaların da boykottan muaf olmadığını belirten Reisner sözlerini şöyle tamamladı: “Bir kartopu etkisinden kaygılanıyorum.”

Bu etkinin yansıması olan ve bir bölümü aynı televizyon programında zikredilen örnekler şöyle:

  • İngiltere hükümeti, yerleşimlerde faaliyette bulunan İngiliz iş adamlarına yönelik uyarı yayımladı.
  • Romanya hükümeti, Romanyalı inşaat işçilerinin Yeşil Hat’tın ötesinde çalışmasını yasakladı.
  • Hollanda hükümeti, İsrail ile Batı Şeria arasındaki duvarın inşaatında teçhizatı kullanılan bir Hollanda firmasını yargılamakla tehdit etti.
  • Hollanda’nın en büyük emeklilik fonu PGGM, ocakta yaptığı açıklamada yerleşimlerde inşaat işlerini finanse ettikleri gerekçesiyle İsrail’in başlıca beş bankasındaki yatırımlarını çekme kararı aldığını bildirdi.
  • Norveç Maliye Bakanlığı, ülkenin en büyük kamu emeklilik fonuna, Afrika-İsrail şirketler grubu ile iştiraki Danya-Cebus’a yatırım yapmama talimatı verdi. Gerekçe olarak da firmanın “Doğu Kudüs’teki yerleşimlerde inşaat yaparak bir çatışma bölgesinde ciddi insan hakları ihlallerinde bulunmasını” gösterdi.
  • Hollanda’nın en büyük su firması Vitens, Hollanda Dışişleri Bakanlığı ile istişare ettikten sonra İsrail’in Mekorot şirketiyle ilişkilerini sona erdirdi. Mekerot, Hollanda meclisinde ve medyasında Batı Şeria’da su kuyuları açan ve Filistinlilere ayrımcılık yapan bir su dağıtım şebekesinin iştiraki olarak anıldı.
  • Dev bir Hollanda firması olan Royal Haskoning, Yeşil Hat’tın ötesine uzandığı gerekçesiyle Kudüs Belediyesi ile bir projeyi iptal etti.
  • Yerleşimlerde faaliyet gösteren şirketler, Hollanda-İsrail Ekonomik İş Birliği Forumu’na davet edilmedi.
  • Dev İngiliz güvenlik şirketi G4S, süresi 2015’te dolan Batı Şeria’daki sözleşmelerini yenilemeyeceğini açıkladı. Altı bin kişiyi istihdam eden şirket, Batı Şeria’da bazı kontrol noktalarında kullanılan tarama teçhizatının tedarik ve bakımını yapıyor. Şirketin üstlendiği diğer işlerden biri de Filistinlilerin tutulduğu Ofer Hapishanesi’nin güvenlik sistemlerinin işletimi.

Bir grup önde gelen İsrailli iş insanı, ocakta Davos Ekonomik Forumu’na gitmeden önce, diplomatik sürecin başarısız olması hâlinde İsrail’e yönelik ekonomik yaptırımların artacağı konusunda Netanyahu’yu uyardı. İş dünyasının imdat çağrıları, tıpkı Kerry’nin uyarısı gibi duymazdan gelindi. Daha doğrusu, bu çağrıları duymazdan gelenler, bir tek yerleşim lobisinin tehditlerini duyan kulaklar oldu. Zira bu lobi, İsrail’de siyasilerin kaderini etkileyebiliyor.

Hükümet üyeleri, kartopunu Yeşil Hat’ta durdurmak yerine boykotu İsrail’in sınırlarına çağırıyor. Avrupa’daki boykottan zarar gören şirket ve kuruluşları tazmin etme mekanizması, vergi veren İsrail halkını da yerleşimlere ortak ediyor. Maliye Eski Bakanı Yuval Steinitz kasım 2012’de alenen şunu itiraf etmişti: “Yahudiye ve Samaria bölgesi (Batı Şeria) için bütçeyi iki katına çıkarmıştık. Bunu dikkat çekmeden yaptık ki bazı iç ve dış unsurlar bu adımı berbat etmesin.”

Hükümetin dikkat çekmeme çabaları ve antisemitizm suçlamalarına rağmen, “dış unsurlar” boykot silahını gittikçe daha yaygın bir şekilde kullanıyor. Steinitz ve dostları için geriye, Boykot Yasası’yla “iç unsurlar” ile mücadele etmek kalıyor. 

Start your PRO membership today.

Join the Middle East's top business and policy professionals to access exclusive PRO insights today.

Join Al-Monitor PRO Start with 1-week free trial