Ana içeriğe atla

Maliki ile flört, Kürtlerle dans

Turkey's Foreign Minister Ahmet Davutoglu (R) shakes hands with his Iraqi counterpart Hoshiyar Zebari after a news conference in Ankara October 25, 2013. REUTERS/Umit Bektas (TURKEY - Tags: POLITICS) - RTX14NP6

Türkiye’nin ‘sıfır sorun’ politikasının çöküşü aslında Irak’ta ‘içişleri müdahale’ olarak algılanan 2010’daki seçim sonrası Sünni bloka iktidar yolunu açma girişimleriyle başlamıştı. Son üç yılda Türkiye’nin Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile geliştirdiği stratejik ilişkiler, Interpol’ün aradığı eski Irak Devlet Başkanı Yardımcısı Tarık Haşimi’ye kucak açması, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun notayla karşılanan ‘izinsiz’ Kerkük ziyareti, Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın Erbil’e uçarken havadan geri çevrilmesi ve Suriye krizinde iki zıt tutum nedeniyle Bağdat-Ankara hattı koptu. ‘Sıfır sorun’ sireniyle yola çıkmış ‘Doğu Ekspresi’nin yuvarlandığı yer ise Suriye oldu.

Şimdi AKP hükümeti çöküşün başladığı yere dönüyor. Irak Başbakanı Nuri Maliki’yi Türkiye’ye getirerek yeni bir başlangıç yapma planının parçası olarak önce Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari Ankara’da ağırlandı. Ardından ziyaretin detaylarını konuşmak üzere Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Irak’a iki günlük ziyarette bulundu. Ziyarete Maliki’nin “Ortak çıkar, karşılıklı saygı ve içişleri karışmama üzerine kurulu iyi ilişkiler istiyoruz” sözleriyle sorunun kaynağına işaret eden mesajının öne çıkmasını engelleyecek biçimde simgesel boyutlar da eklendi. Davutoğlu Suriye’deki vekâlet savaşıyla körüklenen Sünni-Şii geriliminde ellerini yıkarcasına Şiiliğin en önemli havzası Necef’te Büyük Ayetullah Ali Sistani ve Sadr hareketinin lideri Mukteda Sadr ile görüştü. Davutoğlu bununla yetinmeyip Şiilere özgü yas giysisi içinde Necef’te İmam Ali, Kerbela’da İmam Hüseyin’in türbesini ziyaret edip "Allah bizleri de İmam Hüseyin yolunda yürümeyi nasip etsin" dedi.

Bu jestler geçen üç yılın gerilimlerini bitirme garantisi sunmasa da ikili ilişkilere yeni format atmaya dönük yeni bir yol haritasının çiziminde işleri kolaylaştırıyor. Yol haritası da şu: Kasımda TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Irak’a gidecek. Çiçek Tahran’la gerilimin düşürülmesinde de benzer bir misyon üstlenmişti. Çicek’in ziyaretinin ardından daha önce askıya alınmış olan ‘Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin hazırlık toplantısı için aralıkta teknik ekipler bir araya gelecek. Eğer gerçekleşirse Maliki’nin ilk Ankara ziyaretinde de konsey toplantısı gerçekleşecek.

Şivan Perwer ve Barzani kartı

Tabi bu yol haritası Türkiye’yi Bağdat-Erbil-Ankara üçgeninde yeni denge arayışlarına mecbur ediyor. AKP yönetimi Bağdat’la ilişkilerin gerilmesine paralel olarak gerek bölgenin sunduğu ekonomik fırsatları değerlendirme gerek Türkiye’deki Kürt sürecinde Erbil’in etkisini kullanmak amacıyla Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile abartılı stratejik anlamlar yüklenen ikili ilişkiler geliştirdi. Şimdi Türkiye, Bağdat’la köprüleri onarırken Erbil’le de eşgüdüm sağlama ihtiyacı duyuyor.

Tam da bu kritik dönemeçte Başbakan Tayyip Erdoğan, 16-17 Kasım’da Diyarbakır’da Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’yi ağırlayacak. PKK ile çözüm sürecinin tıkanması nedeniyle sıkıntılı olan Erdoğan, BDP’nin Nevruz davetini geri çevirmiş olan Barzani üzerinden mesajlar verecek. Bu şekilde BDP’nin altındaki Kürt halısını çekmeye çalışacak.
Erdoğan’ın vereceği mesajı güçlendirecek başka bir faktör daha var: Barzani Kürtçe şarkıları nedeniyle devletle başı belaya girince 1976’da ülkeyi terk eden ünlü Kürt şarkıcı Şivan Perwer’i de beraberinde getirecek. Şivan Perwer’in 37 yıl sonra dönüşü aynı zamanda Erdoğan’ın yerel seçimler öncesi Kürtlerle dansında önemli bir hamle. Erdoğan, Perwer’in Barzani ile birlikte geleceğini ve ünlü türkücü İbrahim Tatlıses ile düet yapacağını bizzat kendisi duyurdu.

Enerji hatlarının geleceği

Tabi Türkiye’de Kürtler arasında da tartışmaları beraberinde getirecek Erdoğan-Barzani ya da Perwer-Tatlıses görüntüsünün arkasında bizi ağır bir siyasi gündem bekliyor. Barzani ile Kuzey Irak’a doğrudan ihracat imkânı sağlayacak petrol ve doğalgaz hatlarının geleceği, merkezi hükümetin bu projelerle ilişkisi, Türk şirketleri Kartet ve AKSA’nın Kuzey Irak’a elektrik satışı, PKK ile çözüm süreci ve Suriye’nin kuzeyinde Rojava Kürdistan’ında özerk yönetim ilanına doğru giden yeni gelişmeler gündemin omurgasını oluşturuyor. En önemlisi Bağdat’ı gücendiren, ABD’nin de rahatsızlık duyduğu Kürdistan’dan Türkiye’ye uzanan enerji hatları. Meselenin nazikliği yüzünden Kürtlerle varılan anlaşmalar bile resmen teyit edilemiyor. Kuzey Irak’taki Miran ve Bina Bawi sahalarından Türkiye'ye yılda 10 milyar metreküp doğalgaz akışı sağlayacak bir projeden bahsediliyor. Reuters’a konuşan bir yetkili bu hatla ilgili şunu söylemişti: "Anlaşmanın dört ana ayağı doğalgaz, petrol, sahalar ve boru hatları. Bunların hepsinin teknik müzakereleri yapıldı. Ana konularda yüzde 100 anlaşma sağlandı. İlk gazı Türkiye'ye Genel Enerji getirecek. Kuzey Irak'tan gaz gelişi yıllık en az 10 milyar metreküp ile başlayacak ve ardından 10-20 milyar metreküpe çıkacak. Gazın ilk gelişi 2017 başını bulabilir, inşaatın başlaması da gelecek sene içinde olabilir. Bu konudaki ön mühendislik aşaması bitirildi."
Kürdistan yönetiminin döşediği yeni petrol boru hattı da tamamlanmak üzere. Reuters’a konuşan kaynak aralıkta ilk akışın başlayabileceğini belirtmişti: "Bu hattan tam kapasite akış gelecek yıl ilk çeyrekte olabilir. Bu hat Kerkük-Ceyhan'a bağlanınca buraya günlük en fazla 600.000-700.000 varil petrol konulabilir. Ayrıca ikinci boru hattı devreye girecek."

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Enerji Bakanı Aşti Hawrami, Taq Taq ve Tawke'dekinden daha az kaliteli olan petrolün taşınması için Kerkük-Ceyhan Petrol Hattı’na paralel yeni bir boru hattından söz etmişti.

Bağdat yönetimi tüm petrol gelirlerinin yüzde 17’sini paylaştığı Kürt yönetiminin merkezden bağımsız petrol ihraç etmesine tepkili. Şimdi Türkiye Erbil-Bağdat arasındaki anlaşmazlığın bir parçasına dönüşmeden yeni hatlardan yararlanmak istiyor. Bunun için de önce Barzani ile Maliki arasında bir çıkarlar çakışmasını yakalamak durumunda.

Özetle ABD’nin İran’la diyalog süreci, Suriye krizinde tutmayan hesaplar, Türkiye’nin de hiçbir dönemde olmadığı kadar mezhepsel çatışmanın tarafı haline gelmesi, Kuzey Irak örneğinde olduğu gibi bölgesel huzur olmadan belli stratejik projelerin yürütülmesi şansının olmaması Türkiye’yi dış politikasını yeni bir kodlamaya zorluyor.