Ana içeriğe atla

Gülen Cemaati ve AKP arasında açık savaş

AKP iktidarının, eski fiili ortağı Gülen Cemaati’nin çok etkin olduğu üniversite ve orta öğrenim sınavlarına hazırlık dershanelerini kapatmaya hazırlandığı iddiası AKP-Cemaat savaşını kızıştırdı
Children play at the garden of Fatih College in Istanbul April 16, 2008. The 640-pupil school is run by followers of Fethullah Gulen, a Turkish Muslim preacher who advocates moderate Islam rooted in modern life, and whose teachings have inspired millions of Turks to forge a powerful socio-religious community active in publishing, charity and above all education. The Gulen movement has built up a network of some 800 schools around the world, teaching a full curriculum but with a strong focus on science and t

Türkiye’de Kemalist Cumhuriyetçi asker ve yüksek yargı bürokrasisinin siyaset üzerindeki vesayetini 2008-2011 yıllarındaki polis operasyonları, toplu davalar ve bunların yanı sıra çeşitli idari ve anayasal düzenlemelerle sona erdiren Gülen Cemaati ile Başbakan Erdoğan’ın AKP’si arasındaki fiili iktidar koalisyonu yerini artık açık bir savaşa bırakmış durumda.

Yaklaşık iki yıldan beri zaman zaman alevlenen sürtüşmenin bu kez üstü kapalı tehditlerin savrulduğu açık bir savaşa dönüşmesine, iktidarın Cemaat açısından çok önemli bir finansman ve insan kaynağı oluşturan dershaneleri kapatma hazırlıkları yaptığının öğrenilmesi yol açtı.

Savaşı kızıştıran gelişme, AKP’nin 2013-14 ders yılı itibarı ile dershaneleri kapatma hazırlığını yansıtan bir yasa taslağının 13 Kasım’da Cemaat’in medyadaki amiral gemisi Zaman gazetesinde “atlatma haber” olarak yayımlanması oldu.

Dershaneler konusu şu açıdan önemli: Türkiye’de öğrenci toplamına oranla kısıtlı kontenjan sunan üniversite ve orta öğrenim kurumlarına merkezi sınavlarla giriliyor. Kamu eğitim kurumlarındaki genel ve sistemik kalite açığına bir de söz konusu keskin sınav rekabeti eklenince, öğrencileri sınavlara hazırlayan dershanelerin kurulması ve yaygınlaşması kaçınılmaz oluyor.

Uzun yıllardır tüm dünyada açtığı okulların büyük katkısıyla bugün artık küresel nitelik kazanmış bir sosyo-politik İslami hareket olan “Hizmet”, ya da Türkiye’deki yaygın adıyla Gülen Cemaati, ülkede güç kazanmasını da esasen 70’lerden başlayarak açtığı ve sayısı binlerle ölçülen dershane ve okula borçlu.

Şimdi bu dershanelerin kanun yoluyla kapatılması Cemaat’e kuşkusuz kritik bir darbe indirecek.

Diğer taraftan, dershanelerde 100 bine yakın insanın istihdam edildiği düşünüldüğünde, konunun bir sosyal boyutunun da olduğu anlaşılıyor.

AKP ve Cemaat arasındaki fiili koalisyon, 7 Şubat 2012’de Erdoğan’ın en güvendiği adamlardan biri olarak nitelenen Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan’ın terörizm ve örgütlü suçlarla ilgilenen bir “özel yetkili savcı” tarafından, kendisinin ve MİT’in PKK’yla ve eylemleriyle iddia olunan ilişkileri hakkında ifade vermek üzere İstanbul’a çağrılmasıyla çatırdamıştı.

O dönemde Başbakan Erdoğan tarafından doğrudan kendisine yönelik bir siyasi saldırı olarak algılanan bu adımın arkasında polis istihbaratı ve özel yetkili mahkemelerde kilit pozisyonlarda bulunan Cemaat kadrolarının olduğu kanaati hükümet ve kamuoyunda yaygın. Cemaat ise bu kuvvetli algıyı değiştirmek için inandırıcı argümanlar sunamıyor.

7 Şubat krizinin kaynağında ise istihbarat örgütleri ve onlara hükmeden hâkim güçler arasındaki, Kürt sorununun nasıl yönetileceği hususundaki anlaşmazlıklardan da ileri gelen bir iktidar mücadelesi vardı.

Türk siyasi tarihine “7 Şubat Yargı-MİT krizi” olarak geçen hadise vazoyu çatlattı. “Vazo” bu gelişmenin ardından yaşanan şiddetli vibrasyonlara dayanamayarak tuzla buz olmuş durumda.

7 Şubat’tan sonra şunlar yaşandı:

İktidar, polis istihbaratındaki Cemaat yapılanmasını dağıttı. Cemaatçi olarak bilinen istihbarat elemanları pasif görevlere kaydırıldı.

Cemaat yanlısı yargı mensuplarının etkili olduğuna inanılan Özel Yetkili Mahkemeler ellerindeki davaları sona erdirmek koşuluyla kaldırıldı.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a yargıya karşı iktidar koruması sağlandı. Başbakan’ın izni olmadan Hakan Fidan’ın savcıların herhangi bir tasarrufuna konu olması artık imkânsız.

Bu arada dershanelerin kapatılması doğrultusunda hazırlıklar yapıldığına dair haberler AKP cihetinden dolaşıma sokularak Cemaat üzerinde bir tehdit ve baskı atmosferi kurulmak istendi.

Bu arada, Türkiye’deki İslami kesimin siyasi kültüründe hatırı sayılır bir yer tutan konspiratif düşünce ve algı, Cemaat ve AKP arasındaki ilişkilerin daha da kötüleşmesine neden oldu.

Cemaati kamuoyunda temsil eden bir numaralı sivil toplum örgütü olan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (GYV) 14 Ağustos 2013’te yayımladığı bir açıklamayla, ad vermeden AKP çevrelerini sosyal medyada ve kulislerde “Gezi Parkı eylemlerinin arkasında Gülen Hareketi’nin olduğu” yönündeki çeşitli “iftiraları” yaymakla suçladı.

Cemaat, AKP çevrelerinden benzer bir komploculuk suçlamasına geçenlerde bir kez daha, sırasıyla 10 ve 17 Ekim tarihlerinde önce Wall Street Journal, ardından The Washington Post gazetelerinde, MİT ve Hakan Fidan’ın ABD ve İsrail çıkarlarına zarar veren faaliyetlerine dair yayımlanan iki haber nedeniyle maruz kaldı.

Bu metinlerden ilki Türk istihbaratının Suriye’ye yönelik faaliyetleri hakkında hayli kritik iddialar içeren bir Hakan Fidan portresi, ikincisi de MİT’in İsrail hesabına çalışan 10 Mossad ajanının kimliğini İran istihbaratına ihbar ettiğine dair bir özel haberdi. Bu nedenle Türk medyası açısından büyük haber değeri taşıyan bu iki metnin Cemaat’e yakın gazeteler tarafından alıntılanması bile AKP çevrelerini kızdırdı. AKP medyasında ve sosyal medyada bu kez de Cemaat’e yakınlığıyla bilinen Today’s Zaman gazetesi Türkiye’ye ve MİT’e karşı düzenlenen uluslararası komplonun işbirlikçisi olmakla edildi.

Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş, 20 Ekim 2013 tarihli ve “Yeni Türkiye bu mu?” (Is this the new Turkey?) başlıklı yazısında kendisinin “sanal milisler” adını verdiği binlerce kişinin, AKP’nin lejyonerlere benzettiği danışmanları tarafından organize edilerek sosyal medyada üzerlerine saldırtıldığından şikâyet etti.

Nihayet son büyük kavga Zaman gazetesinin dershanelerin kapatılmasının öngörüldüğü yasa taslağını yayımlamasıyla patlak verdi. Zaman, haberi birinci sayfasından “Eğitime büyük darbe” manşetiyle duyurdu.

Zaman’a göre taslak aynen uygulanırsa bu özel dershanelerin özel liseye dönüştürülmeleri, aksi halde kapatılmaları gerekecek. Yine Zaman’a göre mevcut 3010 dershaneden sadece 263’ü bu dönüşüme hazır durumda. Gazete dershanelerin ezici çoğunluğunun kapatılmasının gerekeceğini yazdı. Karara uymayan dershanelere ise 500 bin liradan başlayan ağır para cezaları tatbik edilecek.

AKP iktidarına yakınlığıyla bilinen Sabah gazetesi ise 15 Kasım’da Zaman’ın haberine tepki olarak “Dershaneler için kara propaganda” manşetiyle çıktı. Milli Eğitim Bakanlığı Zaman’ın haberini “Alenen yalan ve kışkırtıcı kampanya” olarak nitelemişti.

Zaman gazetesi de 15 Kasım’da “Böyle bir yasa darbe döneminde bile uygulanmadı” manşetini attı.

Aynı gün Cemaat’in ruhani lideri Fethullah Gülen, sohbetlerinin yayımlandığı “Herkul.org” adlı siteye konulan ses kaydında hükümetin dershaneleri kapatma planıyla darbe dönemleri arasında benzerlik kuran şu ifadeleri kullandı:

“60 ihtilalinden bu yana onu da gördük tokadını yedik, 70 darbesini gördük tekmesini yedik. 80 darbesini gördük onun da çiftesini yedik. Fakat tekme atan tokat atan çifte atanın şimdi hesapları görülüyor.”

Fethullah Gülen’in şu sözleri ise iktidardakileri “firavuna benzettiği” şeklinde yorumlandı: “Her şeyi dünyevi çıkarlara bağlamış insanlar aleyhinizdeyse, Firavun aleyhinizdeyse, Karun aleyhinizdeyse isabetli bir yolda yürüyorsunuz demektir. (...) Bir balyoz gibi tepene inen musibetler karşısında dişini sıkmak çok önemli.”

Bu haber ve açıklamalara paralel olarak Cemaat’in sosyal medyada dershanelerin kapatılmaması için yaygın bir kampanya yürüttüğü gözleniyor.

Altı çizilmesi gereken husus, Türkiye kamuoyunda “dershaneler” diye bir tartışma konusunun olmadığı. Toplumda dershanelerden yana bir şikâyet ya da sorun algısı yok. Dolayısıyla hükümetin dershaneleri kapatma hazırlığı yaparken herhangi bir toplumsal ihtiyaca cevap vermek için hareket ettiğini ileri sürmek mümkün değil.  Geriye kalan tek ihtimal iktidarın Cemaat’i cezalandırmak amacıyla hareket ettiğidir.

Hükümetin bakanları ise Cemaatin tepkilerini şimdilik alttan alma eğiliminde. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı 14 Kasım’da yer aldığı bir TV programında Zaman gazetesinde yer aldığı şekliyle bir taslak üzerinde çalışmadıklarını amaçlarının kademeli olarak özel dershaneleri liselere dönüştürmek olduğunu söyledi.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, konunun üç yıldır hükümetlerinin gündeminde olduğunu, birden bire adım atılan bir konu olmadığını belirtti.

Peki, Cemaat-AKP kavgası önümüzdeki yerel seçimleri nasıl etkileyecek?

16 Kasım 2013 tarihli Taraf gazetesinde, GYV Başkanı Mustafa Yeşil bu soruya şu cevabı veriyordu:

“Dershanelerin kapatılmasının bu ülkede duygusal kopuşu çok ciddi olarak hızlandıracağını düşünüyorum. Bu manada dershanelerin kapatılması duygusal kopuşu etkileyecek ve tetikleyecek. Siz benim tabiri caizse çalıştığım alanı iptal ediyorsunuz. Bu noktada çoluğuma çocuğuma götürdüğüm ekmeği berhava ediyorsunuz ve çözüm üretmiyorsunuz.”

Taraf muhabirinin “AK Parti’ye oy verilmez mi?” şeklindeki sorusuna ise Yeşil’in cevabı şöyleydi:

“Hizmet Hareketi’nin bir partiyi bu manada destekleyip desteklemeyeceğini belirlemez. Bunu ferdi kopuşlar olarak algılamak lazım.”

Cemaat’in 30 Mart 2013’te yapılacak yerel seçimlerde, kritik il ve ilçelerde olumsuz anlamdaki gücünü AKP’ye hissettirme yoluna gidebileceği yönündeki beklenti güç kazanıyor.