Ana içeriğe atla

Türklerden savaşa destek yok

GMF’in Transatlantik Eğilimler araştırması Türkiye’de Suriye’ye müdahaleye karşı olanların oranının bir yılda yüzde 57’den yüzde 72’ye yükseldiğini ortaya çıkardı.  
Demonstrators form a human chain in front of security forces during a peace day rally at Taksim square in central Istanbul September 1, 2013.  REUTERS/Osman Orsal (TURKEY - Tags: CIVIL UNREST POLITICS) - RTX133II

4 Eylül Çarşamba günü Ankara’daki Esenboğa Havaalanı’nda, St. Petersburg’daki G-20 zirvesine katılmak üzere uçağına binmeden önce düzenlediği basın toplantısında Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a “zirvedeki ikili görüşmelerinde Suriye’deki kimyasal silah kullanımına ilişkin delilleri paylaşıp paylaşmayacağı” soruldu.

Başbakan Erdoğan şu cevabı verdi:

“Artık yeni delile zaten gerek kalmadı. Benim sürekli ifade ettiğim şu: Orada şehit edilmiş, katledilmiş o yavrularımızın zaten tüm kamera çekimlerini dünya gördü. Oralarda dikkat ederseniz bir kurşun yarası veyahut da kan, bunları değil, onların sadece sararmış, kimyasal bombalarla onların şehit edildiğini çok açık net zaten orada görüyorsunuz”.

Bir gazeteciden, “Türkiye, Suriye’ye karşı muhtemel bir Amerikan operasyonunun neresinde olacak?” şeklinde bir soru gelince Erdoğan şunları söyledi:

“Bunu şartlar belirleyecek. Biz şu anda her türlü koalisyonun içerisinde yer almaya hazır olduğumuzu söyledik.”

Suriye Bakan Yardımcısı Faysal El Mikdad’ın, “ABD’nin Suriye’ye bir operasyon düzenlemesi halinde Şam’ın sadece İsrail’i değil, bu saldırıya destek vermeleri durumunda Ürdün ve Türkiye’yi de vuracağı” şeklindeki açıklaması hatırlatılınca, Erdoğan şu tepkiyi gösterdi:

“Ülkemiz böyle bir şeye her an hazırdır. Suriye kendisi buna ne kadar hazırdır onu bilemem (...) Beşar neye dayanarak, neye güvenerek böyle bir açıklama yapar, onu da bilmiyorum”.

Başbakan’ın “Katılmaya hazırız” dediği koalisyonların bugünkü konjonktürde  başlıca iki türlü olabileceği ise biliniyor: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı olmadan bir araya gelecek bir “gönüllüler koalisyonu” ve Batı İttifakı’nın NATO şapkası altında yürüteceği bir harekat.

Mamafih, her türlü koalisyona katılmaya hazır olmak başka, bu koalisyonların Baas rejimine karşı yürüteceği operasyonun siyasi hedefinde mutabık olmak başka...

Türkiye’nin ise bu hedefin, Baas rejimini cezalandırmak ve muhaliflerle sivil halka karşı bir daha kimyasal silah kullanmaktan men etmek amaçlarıyla sınırlı tutulmasını istemediğini görüyoruz.

Hatırlanırsa, Başbakan Erdoğan 30 Ağustos’ta “Suriye’ye yönelik sınırlı bir müdahale bizi tatmin etmez. Kosova’daki gibi olmalı. Bir iki gün vur çık olmaz. Rejimi bırakma noktasına getirmeli” demişti.

Erdoğan’ın St. Petersburg’a hareketinden birkaç saat sonra ise Suriye’ye karşı olası bir operasyon hususunda Türkiye’nin pozisyonu ve beklentileri hakkında bir grup köşe yazarına bilgi veren üst düzeyli bir Türk yetkilisi, Erdoğan’ın “Bir iki gün vur çık olmaz” sözleriyle özetlenen Ankara tutumunu detaylandırdı.

Buna göre Türkiye, müdahalenin, eğer olacaksa “savaşı bitirecek çapta olmasını” doğru buluyor. Türkiye’nin savaşın bitmesinden anladığı ise “rejimin çökmesi”...

Ankara’nın müdahale ve sonrasına dair vizyonunu ise aldığım notlardan özetleyerek aktarıyorum:

“Rejimin şu anki aktif silahlı gücü 40 bin civarında ve bunların hepsi de muharip değil. Bu gücün mobilite imkanları daraldığından uzaktan müdahale ediyorlar. Silah gücünde asimetri var; insanları hava gücü ve füzelerle bombardıman ediyorlar. Rejimin maksimalist hedefleri yok; savaşın uzaması ve karşı tarafın moralinin bozulmasını hedefliyorlar. Bir yıpratma savaşı sürdürüp, Humus-Şam-Lazkiye hattında tutunmaya çalışıyorlar.

Rejimin muhalefet karşısındaki üstünlüğü ağır silahlarına, hava gücüne, kimyasal silahlarına ve füzelerine dayanıyor. Bu, savaşı bitirebilecek bir operasyon olmalı. Rejimin elindeki kapasiteyi azaltırsanız bu savaş biter.”

Anlaşılacağı gibi Ankara’nın arzusu, birkaç günle sınırlı olmayan ve rejimin ordusunun kendisine muhalif güçler karşısında üstünlük sağlayan askeri kapasitesinin yok edilmesine dek sürecek bir operasyonun düzenlenmesi...

Bu eğilimin, Türk yetkili tarafından “Suriye’de oyun değiştirici tek bölge dışı aktör” olarak nitelenen ABD tarafından da paylaşıldığına dair elimizde bir veri yok. Bütün bildiğimiz, Obama yönetiminin şimdilik rejimin cezalandırılması ve kimyasal silah kullanmaktan caydırılmasını hedefleyen bir operasyon ile yetinmek istediği şeklinde.

Türkiye’nin “rejimi çökertme perspektifi” ise, bir aşamada “Suriye’deki kimyasal silahların güvenliği”nin sağlanması amacıyla kara gücü kullanımını da içermek zorunda.

Ayrıca, uzun bir hava operasyonunun sınırlı da olsa kara gücüne başvurulmasını gerektiren başka durumları doğurmayacağını herhalde kimse öne süremez.

Birkaç günlük bir cezalandırma operasyonuna Türkiye’nin aktif katılımı gerekmeyecektir. Mamafih uzun süreli bir hava harekatına Türkiye’nin aktif desteği, en azından İncirlik Üssü’nün kullanımını gerektireceğinden zorunlu olacaktır. Bu ise Türkiye’nin savaşa açıkça dahil olması demektir.

İşte tam bu bağlamda, 6 Eylül Cuma günü AKP hükümetinin başını ağrıtacak bir kamuoyu araştırması verisi yayımlandı.

ABD Marshall Fonu (GMF) adlı Amerikan düşünce kuruluşunun her yıl düzenlediği Transatlantik Eğilimler araştırması, Türkiye kamuoyunun geçen yıla göre dramatik biçimde artan bir oranda Suriye’ye herhangi bir müdahaleye karşı olduğunu ortaya çıkardı.

Türkiye’de 3 Haziran – 2 Temmuz arasında yapılan araştırmaya göre Türkiye halkının yüzde 72’si Suriye’ye müdahaleye karşı. Bu oran geçen yıl yüzde 57 idi.

“Yakın bir zaman önce, Suriye hükümetine karşı savaşan muhalif hareketi bastırmak için hükümetin askeri güç kullandığı Suriye’ye yönelik bir müdahalenin arzu edilirliği hakkında bir tartışma söz konusudur. Bu durumda sizce hükümetiniz ne yapmalıdır?” şeklindeki soruya Türkiye’deki deneklerin sadece yüzde 21’i “Müdahale edilmelidir” şeklinde cevap verdi.

Türkiye’de “Müdahale edilmesin” diyenlerin oranının bir yıl içinde 15 puan arttığı, “Edilsin” diyenlerinkinin ise 11 puan düştüğü görülüyor.

Araştırma, bu yıl da Türkiye’nin yanı sıra ABD ve 11 AB ülkesinde yapıldı.

ABD’de Suriye’ye müdahaleye karşı olanların oranı yüzde 62 olarak belirlendi. Geçen yıl bu oran yüzde 55 idi.

Koalisyonun en arzulu ülkelerinden Fransa’da halkın yüzde 65’inin müdahaleye onay vermediği görüldü.

11 AB ülkesinde müdahaleye karşı çıkanları ortalaması da Türkiye ile aynı: Yüzde 72.

“Bu araştırma, Şam’da kimyasal silah kullanıldığı 21 Ağustos tarihinden sonra yapılmış olsaydı Türkiye’de nasıl bir tablo ortaya çıkardı?” diye elbette sorulabilir.

Bu soruya verilecek cevap elbette ki çeşitli varsayımlara açıktır. Saldırının rejim tarafından gerçekleştirildiğine hükmedenler arasında insani nedenlere müdahale yönünde bir eğilimin güç kazanacağı iddia edilebileceği gibi, tam tersine bu saldırının savaş ihtimalini güçlendirmesi nedeniyle savaşa karşı olanlardaki eğilimi değiştirmeyeceği de ileri sürülebilir.

Ancak manzara açıktır: Türkiye’de AKP’ye oy verenlerin yarısından çok fazlası hükümetlerinin Suriye’ye müdahaleden uzak durmasını istiyor.

Demek ki AKP hükümeti aradan geçen bir yıl içinde kendi seçmeni arasında müdahaleden yana olanların oranının azalmasına engel olamamış.

Bu sonuçlar AKP hükümeti açısından kritik çünkü Türkiye’de 2014’ün mart ayında iktidarın ve Başbakan Erdoğan’ın siyasi kaderi üzerinde çok etkili olması beklenen yerel seçimler var. Türkiye mali piyasalarında dolar ve faizlerin yükselme baskısı altına girdiği bir dönemde, ülkenin halkı tarafından hiç de tasvip edilmeyen ve gereksiz görülen bir savaşa dahil edilmesinin, sadece ekonomiye değil, seçim sandıklarına da olumsuz yansıyacak sonuçları olacaktır. 

İslamcı AKP hükümeti kendi seçmeni tarafından da çoğunlukla arzu edilmeyen bir savaşa kendisini angaje etmiş bulunuyor.

 

More from Kadri Gürsel