Ana içeriğe atla

Türkün kapasitesi heveslerinin gerisinde

Davutoğlu, Suriye’ye karşı olası operasyonda gönüllüler koalisyonuna Türkiye’nin katılacağına söyleyerek ziyadesiyle heyecan yarattı. Kore çıkarmasından beri ilk kez muharip güç olma ihtimalini zayıflatan nedenler: Türkiye’nin savaşın bedelini en fazla ödeyecek ülke olması, tecrübesizlik ve yetersizlik.  

Patriot missile batteries are pictured at their positions near the city of Kahramanmaras, February 23, 2013. Germany's defence minister inspected Patriot missile batteries close to the Syria-Turkey border on Saturday and said they delivered a "clear warning" to Damascus that NATO would not tolerate missiles being fired into Turkey. Thomas de Maiziere and his Dutch counterpart Jeanine Hennis-Plasschaert travelled to the Turkish cities of Adana and Kahramanmaras to inspect the batteries provided by their coun

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Rus ve Çin vetosu yüzünden BM Güvenlik Konseyi’nden karar çıkmaması halinde Suriye’ye karşı oluşacak gönüllüler koalisyonuna Türkiye’nin de katılacağını söyleyince Türk ordusunun olası bir operasyonda rolünün ne olacağı ve kapasitesinin sınırları gündeme geldi. Türkiye ABD’nin öncülüğündeki bazı uluslararası operasyonlara katılsa da Kore savaşından beri hiç ‘muharip’ bir ortak olmamıştı. BM’den ümidini kesen Türkiye’nin bir süredir dilendirdiği “Uluslararası toplum Suriye’ye müdahale etmelidir” çağrısının alt metninde ABD, Britanya ve Fransa’nın öncülüğünde bir koalisyonun Kosova örneğini Suriye’de tekrarlaması arzusu var. Türkiye bu çağrılarla beklentilerin aksine kendisine muharip bir rol biçmiyordu. Ancak gönüllüler koalisyonuna katılım konusundaki yüksek iştiyak “Acaba Türkiye farklı bir role mi talip” sorusuna yol açtı. İstanbul, 26 Ağustos’ta Dostlar Grubu’nun çekirdek grubunun Suriye Ulusal Koalisyonu ile toplantısına ev sahipliği yaparken askeri kanadın Amman toplantısında Türkiye de vardı. Bu toplantılar, Türkiye’nin koalisyonda yerinin büyük olacağı beklentisini arttırdı. Ancak çok geçmeden hükümet kaynakları ‘Suriye’ye askeri bir müdahale olursa Türkiye’nin ‘muharip bir görev üstlenmeyeceğini’ söyleme gereği duydu. Yine de bu konuda nihai tutum netleşmiş değil.

 

Kırılganlık ve deneyimsizlik

Saldırı üçlüsünden hiçbiri Suriye ile 910 kilometrelik sınırı paylaşan Türkiye kadar bedel ödemeye yakın değil. Operasyona katılımın en az güvenlik kadar ekonomik ve siyasal bedeli ağır olabilir. Buna ziyadesiyle kutuplaşmış olan toplumda yaratacağı tepki eklenince hükümet üyelerinin duygusal çıkışlarının pratikte karşılığı olmayabilir. Bir başka nesnel neden ise tecrübesizlik. Türkiye’nin Irak’ın kuzeyindeki Kandil’de üstlenen PKK’ya karşı yürüttüğü sınır ötesi harekâtlar, 1995’te Bosna’da, 1999’da Kosova’da üstlendiği güvenlik, lojistik ve istihbarat görevleri, Afganistan’da yürüttüğü imar ve güvenlik işleri, 2006’dan beri Lübnan’da barış gücü misyonuna katılması ve Hint Okyanusu’nda Somalili korsanlara mücadeleye ortak olması dışında fazlaca dış operasyon deneyimi yok. Dünyanın en büyük ordularından biri sayılsa da Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) saldırı değil sınırları korumaya odaklı bir geleneğe sahip. Geçen yıl Türk jeti Akdeniz’de düşürüldüğünde meraklısı için Türkiye’nin askeri kapasitesini görme fırsatı doğmuştu. Ne var ki Türk medyası Reuters’ın Suriye ve Türkiye’nin askeri gücünü karşılaştıran tablosunu şaşkınlık içinde yayımlamıştı. Çünkü küçümsedikleri Suriye’nin hava savunma sistemi Türkiye’den çok üstündü. Tabloya göre Suriye’nin 555, Türkiye’nin 426 savaş uçağı, Suriye’nin 191, Türkiye’nin 80 helikopteri, Suriye’nin 4707, Türkiye’nin 178 hava savunma füzesi vardı. Kara kuvvetleri açısından da Suriye’nin 4950, Türkiye’nin 4503 tankı, Suriye’nin 2600, Türkiye’nin 1363 taarruz füzesi, Suriye’nin 4184, Türkiye’nin 148 füzesi ve Suriye’nin 3440, Türkiye’nin 7450 topu vardı. Türkiye’nin tek tesellisi deniz kuvvetlerindeki kıyas kabul etmez üstünlüğüydü. Hava savunmasında Türkiye’nin güvencesi NATO’ydu, nitekim ittifak Ankara’nın talebi üzerine sınırlara Patriot bataryalarını yerleştirdi. Bu durum egoları yeni Osmanlı hayaliyle şişirilmiş olanlar için düş kırıklığıydı. Ortadoğu’daki tüm süreçleri yönetme iddiasındaki AKP hükümeti kendi sınırlarını görmüş oldu. Şimdi muharip olma yolunda karar verilirse kuşkusuz Türkiye’nin üstlenebileceği rolünün içeriğini de bu realiteler belirleyecek.

SUBSCRIBER EXCLUSIVE

Continue reading this exclusive analysis

Original reporting and analysis unavailable elsewhere. Subscribe to AL-MONITOR to read this story and access everything we publish