Ana içeriğe atla

Sivilleşmede bir eşik aşıldı, ama…

An unidentified defendant waves out of a van as he's driven to a courthouse in Silivri, where a hearing for people charged with attempting to overthrow Prime Minister Tayyip Erdogan's Islamist-rooted government is due to take place, August 5, 2013. A Turkish court on Monday began sentencing nearly 300 defendants accused of plotting to overthrow the government, handing prison sentences of up to 20 years to some and acquitting 21 others. The court was announcing the verdicts individually. Verdicts on high-pro

17’si ömür boyu hapis olmak üzere 254 mahkumiyet, 21 beraat…

Neredeyse 5 yıl önce, Ekim 2008’de başlayan ünlü Ergenekon davasının ilk yargı aşaması pazartesi günü böylece, pek de sürpriz sayılmayacak şekilde sonuçlanmış oldu.

Kabarık hükümlüler listesinde çok sayıda üst rütbeli subay var. Kararların herhalde en önemlisi, bir eski genel kurmay başkanının darbe girişiminden suçlu bulunarak ömür boyu hapse mahkum edilmesi. Bu, modern siyasi tarihi bir dizi darbeye, askeri güdümlü siyaset mühendisliğine sahne olmuş Türkiye’de ilk kez oluyor. Mahkum olanlar arasında bir zamanların kuvvetli komutanlarının da olması, sonucu ne olursa olsun, davanın bundan sonra izleyeceği seyrin hem hukuki hem de siyasi önemini daha artırıyor.

Ergenekon kararları ile, AKP yönetiminde inişli çıkışlı da olsa, ısrarcı toplumsal dinamikler nedeniyle sürekli ilerleyen süreçte bir dönem kapanmış, yeni bir aşamaya geçilmiş oldu. Ergenekon davası ilk yarısı başka Hrant Dink suikastı ve Malatya misyoner katliamı olmak üzere pek çok dramatik gelişmeyle geçen 2007 yılında, generallerin 27 Nisan elektronik muhtırasını izlemişti. AKP’nin kurucuları Erdoğan, Gül ve Arınç’ın kararlı durmasıyla hükümet, ertesi gün bir karşı bildiriyle genel kurmay kadrosuna meydan okumuş, ve erken seçimlerden oy artırarak muzaffer çıkmıştı.

Dava dosyaları o sıralarda şekillendi ve 2008’de yargıya yansıdı. Başta sivil istihbarat örgütü MİT olmak üzere pek çok kurumsal ve kişisel kanaldan akan bilgiler ve medyaya yansıyan gizli günlükler, ‘gölge devlet’ formatında bir yapının sistematik bir yeraltı faaliyetini sürdürdüğü konusunda parlamento içinde yaygın bir kesimde güçlü bir kanaati zaten oluşturmuştu.

Ergenekon’un sonradan sayıları 23’e kadar çıkacak olan iddianame dosyaları, ülkenin demokratikleşmesi, darbe gelenek ve kültürüyle hukuk zemininde hesaplaşılması için ilk başlarda büyük umutlar yarattı, kamuoyunda da hala süren bir destek dalgasına yol açtı. Savcıların eriştiği bulgular ile 200’e yakın, bazıları gizli kimlikli tanıkların anlattıkları, Ergenekon yapısının ne hayal ürünü, ne de niyetinin şaka olduğunu göstermeye yetiyordu. Kollektif hafıza önceki onyıllardan zaten yeterinde dehşet tecrübesi biriktirmişti.

Ergenekon ve daha sonra açılan Balyoz davaları bu yüzden ülkenin değişim sürecinde güçlü simgeler oldular. Bu davaların süresi, kapsamı, işleyiş biçimi, usulleri ve savcıların tezlerini net biçimde kanıtlayabilmeleri, vicdanların ve adalet duygusunun tatmin edilmesi için kilit önemde görüldü. Tıpkı İspanya, Arjantin, Şili, İtalya gibi ülkelerde yaşandığı gibi. 

Pazartesi günü ortaya nasıl bir tablo çıktı? Bu olağanüstü karmaşık davanın, siyaset ve hukuk açısından karmaşık sonuçlara yol açacağı kesin. Yani ülke yakın tarihine damgasını vurmuş olan bir hesaplaşma süreci noktalanmış olmuyor, sadece yeni bir safhaya geçiliyor. Sancılar sürecek.

Bunun iki sebebi var. Birincisi, hukuk boyutuyla ilgili. Benzer davaları dünya genelinde izlemiş uzman hukukçular, baştan beri savcıların akıllıca ve etkin bir strateji izlemesini beklediler. Ergenekon geleneksel bir yeraltı örgütü değildi; dikey yapılanma yerine, çoğu birbirinden habersiz pek çok kanat ve hücreyi birleştiren, örümcek ağı gibi bir ‘siyasi mafya’ network’ü formatındaydı. Ama savcılar bu ağın merkezşine odaklanmak yerine tümüne erişmeye çalıştılar, ve böylece ortaya gittikçe kabaran, kabardıkça anlaşılması güç bir dava dosyası çıktı. Bu yüzden davanın önemi daha az savunulabilir hale geldi. İleriki aşamalarda, Türkiye yargısının İtalyan yargısını anımsatan yavaşlığı nedeniyle sorunlar büyüdü. Devletçü kültürle yetişmiş yargıçların tutuklamaları norm olarak benimsemesi nedeniyle pek çok kişi,Avrupa İnsan Haklari içtihadına aykırı biçimde yıllarca tutuklu kaldı. En önemlisi, sanıkların tanık dinletme talepleri ciddi tartışmalara yol açacak şekilde, kategorik olarak reddedildi. Davanın seyri sanıklarda ve yakınlarında açık bir haksızlık duygusu yarattı, kamuoyunun hatırı sayılır kesiminde de ‘adalet acaba yerini buldu mu?’ sorusu havada kaldı.

Sancı daha da uzun sürecek. Temyiz aşaması en az bir yıl alabilir. 2010’da anayasa referandumuyla, Anayasa Mahkemesi’nin ‘ara merci’ yapılmasından ötürü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sanıkların şikayet süreleri de aşırı uzayabilir. Bu yüzden, davanın meşruiyetinin daha çok kemirilmesi ihtimali güçlü. ‘Eskimiş yargı adalet sunmaz’ algısı çoktandır mevcut.

Ergenekon kararları siyasi bakımdan ne anlam taşıyor? Nereden bakılırsa bakılsın gelinen nokta Türkiye’de siyasetin ‘demilitarize edilmesi’ sürecinde çok kritik bir eşiğin aşılması. Mahkeme kararı, generallere siyasete müdahale hakkı tanıyan bir kurumsal kanunun 35. maddesinin mecliste lağvedilmesini ve hükümetin geçen hafta ordu zirvesinde dört kuvvet komutanını sivil irade doğrultusunda değiştirmesini izledi. Bütün bunlar, tamamen ortadan kalkmış olmasa bile darbe olasılığının iyice zayıflatılmasını, sivil-asker ilişkilerinin demokrasi lehine ‘normalleşmesi’ni ifade ediyor.

Sivil siyaset zemini 2007’ye göre şimdi çok daha rahat, ama bu, ülkede demokrasinin kurumsallaşması önündeki riskleri ortadan kaldırmadı. Tersine, iktidar – muhalefet dengesizliği bunları daha görünür hale getirdi.

Başbakan Erdoğan Ergenekon kararları ardından sivil anayasa çalışmalarını hızlandıracak mı? Yoksa, kişiliği etrafındaki güç birikimi lehine mi tercih kullanacak? Eğer başkanlık niyetinde kararlı ise, tekleyen hukukun kördüğümünü Ergenekon, Balyoz hükümlüleri ve PKK’yı da kapsayan bir genel afla çözmeyi mi hesaplıyor?

Bunları kestirmek güç. Ergenekon ardından ortaya çıkan Türkiye resminde eksik kalmış bir adalet  duygusu ile artan bir demokrasi ihtiyacının bileşimi var sadece.