Ana içeriğe atla

Esas Mesele Mısır Kimliği, Aptal!

Mısır’da birinci devrim özgürlük, adalet ve haysiyet adına yapıldıysa, ikinci protesto dalgasını tetikleyen Mısır kimliğini koruma arzusudur.
Protesters opposing Egyptian President Mohamed Mursi gather during a demonstration at Tahrir Square in Cairo June 30, 2013. Egyptians poured onto the streets on Sunday, swelling crowds that opposition leaders hope will number into the millions by evening and persuade Islamist President Mohamed Mursi to resign. REUTERS/Mohamed Abd El Ghany (EGYPT - Tags: POLITICS CIVIL UNREST TPX IMAGES OF THE DAY) - RTX117HY

Gözlemciler şokta. Milyonlarca Mısırlının sokağa dökülmesini, tüm büyük şehirlerde Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin protesto edilmesini anlamlandıramıyorlar. Yalnız Kahire’de sokağa dökülenlerin sayısı 5 ila 7 milyon arasında tahmin ediliyor. Bu rakam, başkent nüfusunun yaklaşık üçte birine tekabül ediyor. 30 Haziran’da yürüyen kalabalıklar, muhtemelen tarihin gelmiş geçmiş en büyük siyasi gösterisini sahnelemiş oldu.

Siyasi yorumcular şaşırıp kaldı. Şaibeli seçimle göreve gelen Mübarek’e 30 yıl boyunca tahammül eden Mısırlılar, nasıl oluyor da sadece bir yıl sonra demokratik yoldan seçilen Mursi’nin gitmesini istiyor? Yoksa halk, bu adamın sihirli bir çubuk çıkarıp tek dokunuşla Mısır’ın tüm ekonomik sorunlarını çözeceğini mi ummuştu?

Esas mesele ekonomi değil, aptal! Mesele sadece yakıt sıkıntısı, elektrik kesintileri, bozulan ekonomi veya fiyat artışları değil. Batı medyası, gösterilerin sebeplerini anlatırken nerdeyse hiçbir zaman Müslüman Kardeşler’in Mısır kimliğine, kültürüne ve hayat tarzına yönelen saldırılarına değinmiyor.

Bu denli soyut bir şey bu kadar büyük gösterileri tetikleyebilir mi? Gerçek şudur ki kültür, ilk bakışta göründüğünden çok daha elle tutulur bir şeydir. Baskıcı kültürel politikalar, eğitimi, gazeteleri, televizyon programlarını, kitapları, akademik hayatı, kanunları, kılık kıyafeti, yeme içmeyi, sporu, tarihi ve kültürel mirasın korunmasını, turizmi ve milli bayramları etkiler. Bunlar, insanların günlük hayatını etkileyen somut şeylerdir. Kendilerine biçtikleri kimliğin çeşitli yönlerinde ya da çocuklarının yetiştiriliş tarzında birdenbire değişiklik yaşayan insanlar, paniğe kapılabilir ve çok güçlü tepkiler verebilir. Mısır’ın yaşadıkları, her şeyden çok böyle bir durum olabilir.

Müslüman Kardeşler’in Mısır’ı tutucu değerlere döndürme teşebbüsleri geçen sene başlamış değil. Yıllar boyunca Vahhabi şeyhlerinin cömert yardımlarıyla beslenen Müslüman Kardeşler ve Selefiler, Mısır toplumuna yavaş yavaş nüfuz etti ve zaman içinde Mısır’ı gözle görülür bir şekilde değiştirmeyi başardı. Önce ufak konularla başlayıp kadınları başlarını örtmeleri için teşvik ettiler, belli başlı camilere kendi imamlarını yerleştirdiler. Devamında hareket genişledi ve siyasi amaçlı hayır kurumlarından oluşan bir ağ kurdu. Amaç, Mısır toplumunu İslamcı yönetime hazırlamaktı.

Müslüman Kardeşler, siyasi suikastlara karıştığı gerekçesiyle 1952 devrimi öncesinde yasaklandı. Devrim sonrasında ise hareket, Cemal Abdül Nasır’a suikast girişiminde bulunduktan sonra yasal kovuşturmaların hedefi oldu.

Nasır’ın halefi Enver Sedat, 1970’lerde güçlenen sosyalist ve Nasırcı akımları dengelemek maksadıyla İslamcı grupların tekrar örgütlenmesine izin verdi. Sedat, 1981’de radikal İslamcıların düzenlediği bir suikasta kurban gitti. Mübarek ise, hüküm sürdüğü dönemin sonlarında Müslüman Kardeşler’e büyük tavizler vererek hareketin kendi Ulusal Demokratik Parti’sine tek alternatif olacağı iki kutuplu bir siyasi sistem yarattı. 2011 devriminin akabinde Müslüman Kardeşler, artık kendi zamanlarının geldiğine inandılar. Ânı yakalayıp fırsatı kaçırmamak gerekiyordu.

Mursi, kökleşmiş bir yaşam tarzı olan, kadim bir millete cumhurbaşkanı seçildi. Aslında bu milletin yaşam tarzı, Müslüman Kardeşler’in kurucusu Hasan El Benna’nın tiksindiği ve ahlaksız kabul ettiği bir tarzdı. Müslüman Kardeşler’in itaatkâr üyesi ve lideri Mursi, Benna’nın ölümünden 65 yıl sonra cumhurbaşkanı oldu. Koltuğuna oturur oturmaz Mursi, “kardeşlerini” kamudaki kilit makamlara atamaya girişti. Bu atamalar, Mısır’ı ele geçirmek için Hayrat El Şatır tarafından bizzat oluşturulduğu söylenen ve Tahkim Planı olarak bilinen tertip kapsamında yapıldı.

Muhalefetin Akhwwana, yani İhvanlaştırma dediği bu plana göre, eğitim, medya, diyanet, sosyal hizmetler ve kültür gibi alanların kilit kamu makamlarına sadece Müslüman Kardeşler ideolojisine sadık kişiler atanmalı. Bunun sebebiyse basit: Mısırlılara Müslüman Kardeşler gibi düşünmesi öğretilirse, örgüt için uzun vadeli bir hükümranlık sağlanır ve örgüt daha sandıklar kurulmadan seçimleri kazanmış olur.

Doğal olarak Mısırlılar, fiyat artışları, yakıt sıkıntısı ve elektrik kesintileri yüzünden de kızgın. Bu sorunlar, ayaklanmayı tetikleyen gerekçeyi güçlendirdi. Ancak Mısır, yıllarca her türlü sıkıntıya göğüs germiş sabırlı bir millettir. İnsanları bu defa özellikle öfkelendiren neden, Mısır’ın kendine özgü yaşam tarzının kaybedildiği duygusudur.

Konuya yabancı olanlar için anlatalım: İslamcı çoğunluk tarafından geçirilen yeni anayasa, inanç ve ifade özgürlüğüne ultra muhafazakâr kısıtlamalar getirdi. Öyle ki anayasada yer alan bazı maddeler, “toplumsal değerlere”- yani hükümetin ve destekçilerinin uygun gördüklerine- riayet etmeyen kişilerin cezalandırılmasının önünü açtı. Eğitimciler, Eğitim Bakanlığı’na yeni atanan Müslüman Kardeşler mensuplarının müfredatı kendi örgütlerinin muhafazakâr ideolojisine uyacak şekilde değiştirdikleri konusunda uyardı. Müslüman Kardeşler ayrıca tarih kitaplarından şiddet dolu geçmişlerini anlatan bölümleri çıkardı. Birçok üst düzey yetkiliyi görevden alan Kültür Bakanı Ala Abdül Aziz’in baleyi yasaklayacağı söylentisi yayılınca, sanatçılar oturma eylemi yaptı ve “Zorba” dâhil olmak üzere birkaç bale gösterisini sokakta sahneledi.

İnsanlar karar verirken sadece rasyonel değerlendirmelerle değil, önemli ölçüde duyguları ve hisleriyle de hareket eder. Duygular ve hisler, çok derinlerde kök salmış, hayatta kalma güdüsü seviyesinde oluşan karmaşık öngörüleri kullanır. Bu türden birçok duygusal etmen, Mısırlılarda Mısır’ın bir ulus olarak bekasının tehdit altında olduğu algısına yol açtı.

Birçok Mısırlı, Mursi’yi öncelikle ülkesi ve halkına sadık bir cumhurbaşkanından ziyade Müslüman Kardeşler’in itaatkâr bir mensubu olarak görmektedir. Mursi, Sina Yarımadası’nı El Kaide ve başka cihatçı unsurlardan temizlemeye dönük askeri operasyonları durdurmuştu. Mursi lehine düzenlenen mitinglerde Mısır bayrağından çok El Kaide bayrakları dalgalanır olmuş, Usame Bin Laden’i öven sloganlar duyulmaya başlanmıştı.

Mısırlılar, teröristlerin ya da bazılarına göre eski teröristlerin iktidarın tepe kademelerine gelmesine, bu adamların sonra televizyonlara çıkıp Mursi’nin meşruiyetine karşı çıkmaları halinde onları kan ve intikamla tehdit etmesine şahit oldu.

Mursi, 15 Haziran’da İslamcı “kavmini” bir stadyuma toplamış, Mısırlılar da eski teröristlerin Şiileri hedef alan nefret dolu konuşmalar yapmasını, Suriye’ye karşı cihat ve savaş ilan etmesini dehşet içinde seyretmişti. Bu toplantıdan sadece birkaç gün sonra Gize’de beş Mısırlı Şii öldürülmüştü.

Mursi’nin ayrımcı anayasası ve tutumu nedeniyle cumhurbaşkanının Mısır halkının birliğini ve devletin bütünlüğünü umursamadığı algısı yaygınlık kazandı. Nahda Barajı konusunda Etiyopya ile yaşanan kriz esnasında Mursi’nin tutumu acınasıydı. Nil, sadece güzel manzara fotoğraflarının çekildiği güzel bir nehir değildir. Nil, Mısır’ın can damarıdır.

Müslüman Kardeşler ideolojisi, ulus devlet kavramını kabul etmez ve onun yerine ulusal sınırları olmayan, yekpare bir Müslüman milliyetini amaçlar. Dolayısıyla Mısırlılar, bir ulus ve bir devlet olarak bekalarına yönelen somut bir tehdit nedeniyle korku duygularıyla tepki vermiştir.

İşte bu nedenle belki tarihte ilk defa bir devrim, halkın kendi kültürel kimliğini ve yaşam tarzını korumak istemesinden dolayı patlak vermektedir. 25 Ocak devrimi özgürlük, adalet ve haysiyet adına yapıldıysa, 30 Haziran gösterileri de Mısırlıların kimliklerini kurtarması adına yapıldı.

Mısırlı yazar ve aktivist Wael Nawara, El Düstur Partisi, Değişim İçin Ulusal Birlik ve El Ghad Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı. Geçmişte Arap Özgürlük ve Demokrasi Birliği’nin başkanlığını da yürütmüş olan Nawara, Institute of Politics, Kennedy School of Government, Harvard University gibi kurumlarda misafir araştırmacı olarak görev yaptı. Twitter hesabı: @WaelNawara

More from Wael Nawara

Recommended Articles