Ana içeriğe atla

Ermeni tabusu Türkiye'de nasıl yıkıldı?

Ermeni tabusu Türkiye'de nasıl yıkıldı?
Turkey's Prime Minister Tayyip Erdogan (L) shakes hands with Archbishop Nourhan Manougian, Patriarchal Vicar of the Armenian Patriarchate of Jerusalem, during an international conference on the Arab awakening and peace in the Middle East in Istanbul September 7, 2012. REUTERS/Murad Sezer (TURKEY  - Tags: POLITICS RELIGION) - RTR37O19

Yakın zamana kadar Ermeni sorunu Türkiye'de konuşulması mümkün olmayan, en ürkütücü tabulardan bir tanesiydi. Ermeni sorunundan bahsettiğinizde hemen hakkınızda dava açılabilir, sayısız tehditlerin muhatabı olabilir ve hatta fiziksel saldırıya uğrayabilirdiniz.

 

1915 yılında Ermenilerin, 1. Dünya savaşı koşulları nedeniyle 'tehcire' uğratıldığı şeklindeki resmi devlet tezinin dışında herhangi bir görüşün Türkiye'de makul bir şekilde tartışılması imkanı bulunmuyordu.

 

İlk defa bir üniversite, Boğaziçi Üniversitesi, bu resmi tezleri tartışmaya açmak için 2005 yılında 'Ermeni konferansı' düzenlemeye kalktığında Türkiye'de yer yerinden oynamıştı. Türk milliyetçileri üniversite önünde günlerce tehditkar gösteriler düzenledi, dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek, konferansı organize edenleri kastederek 'bizi sırtımızdan hançerliyorlar' dedi ve konferansı protesto eden bir grubun mahkemeye başvurması üzerine, konferans yasaklandı. Ardından organizatörler, konferansı bu devlet Üniversitesi yerine, özel bir üniversite olan Bilgi Üniversitesinde yine oldukça gergin bir atmosfer içinde gerçekleştirebildiler.

 

Yine 2005 yılında, Türkiye'nin tek Nobel ödüllü romancısı olan Orhan Pamuk da, Das Magazin isimli İsviçre dergisine verdiği bir röportajda 'bu topraklarda 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü' dediği için Ceza Yasasının Türklüğü aşağılamayı düzenleyen 301. Maddesi altında açılan bir davayla karşı karşıya kaldı. Bu dava ve tehditler bir süre sonra Orhan Pamuk'un ülkeyi terk etmesine yol açtı.

 

Yine Türkiye'nin dünyaca ünlü başka bir romancısı Elif Şafak, Baba ve Piç isimli romanında Ermeni sorununa ilişkin geçen diyaloglar nedeniyle 301. Madde altında tatbikata uğradı. 2006 ve 2007 yıllarında pek çok entellektüel Ermeni meselesine ilişkin görüşleri nedeniyle hep aynı madde altında soruşturmaya uğradılar. Bu davalardan bir tanesi oldukça trajik bir şekilde sonuçlandı. Türkçe ve Ermenice yayınlanan Haftalık Agos gazetesinin genel yayın yönetmeni Hrant Dink de yine Ermeni sorunu çerçevesinde kaleme aldığı yazıları nedeniyle 301. Maddeden yargılandı, bu dava sayesinde Türk milliyetçilerinin hedefi haline geldi ve 19 Ocak 2007 tarihinde, Agos'un önünde ensesinden vurularak öldürüldü.

 

Aslında entellektüeller hakkında şikayet dilekçeleri vererek bu davaları açtıranlar, davalar açıldıktan sonra mahkemeler önünde birikip yargılananları hakaret yağmuruna tabi tutanlar hep aynı kişilerdi. Bu kişilerin pek çoğu 2008 yılında başlayan, hükümete karşı darbe girişimlerinin yargılandığı, Ergenekon davası çerçevesinde tutuklanıp ceza evine konuldular. Savcılar bu kişilerin darbe planlayan askerlerle birlikte hareket eden gruplar olduğunu iddia ediyorlar. Ergenekon davaları çok sayıda eleştiriye uğrasa da, bu davaların açılmasından sonra dini azınlıkların ve resmi tezlerin dışında görüş beyan eden aydınların maruz kaldığı tehdit ve saldırıların belirgin bir şekilde azaldığı genel olarak kabul görüyor.

 

Aslında üç faktörün Ermeni tabusunun yıkılıp, Türkiye'nin bugünkü açıklık düzeyine ulaşmasına katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan ilki Ergenekon davalarının açılması sonucu askerlerin merkezinde bulunduğu 'derin devlet' yapılanmalarının ciddi bir darbe yemiş olmasıdır. İkincisi Hrant Dink cinayetinin yarattığı duygusal 'kırılmadır'. Dink öldürüldükten sonra yüz binlerce insanın 'hepimiz Ermeniyiz' pankartlarıyla yürüyüşe geçmesi, Türkiye'de yaşayan herkese, resmi devlet tezlerini desteklemeyen hatırı sayılır bir insan grubunun yaşadığını da gösterdi. Üçüncü önemli katkı da 2008 yılında, Ceza Yasasının ünlü 301. Maddesini revize ederek, bu madde altında dava açılmasını Adalet Bakanlığının iznine tabi kılan Hükümet'ten geldi. Bu filtre sayesinde, o günden sonra oldukça zor bir şekilde dava açılıyor.

 

Bütün bu değişikliklerin sonucunda Ermeni meselesi ciddi bir tabu olmaktan çıktı ve beş on yıl önce hayal etmenin bile güç olduğu gelişmeler yaşanmaya başlandı. İlki 2010 yılında olmak üzere, artık her 24 Nisan günü, Türkiye'de 1915 yılında hayatını kaybedenler sokaklarda ve kapalı salonlarda yapılan toplantılarla anılıyor.

 

Bu toplantıları organize eden Milliyetçiliğe ve Irkçılığa Dur De (Say Stop to Racism and Nationalism) girişiminin 24 Nisan anma toplantılarına çağrı için kullandıkları metinlerin yıllar içinde değişen 'dili' bile, tek başına Türkiye'de Ermeni tabusunun zamanla nasıl yıkıldığını göstermeye yetiyor. 2010 yılı çağrı metninin başında 'bu acı bizim acımız' yazıyor. Metnin içinde ise, 1915 olaylarından Ermenilerin o yıllarda kullandıları Ermenice Meds Yegem kelimesinin Türkçe karşılığı olan 'Büyük felaket' olarak bahsediliyor. Ki bu 'yumuşak dile' rağmen çok sayıda tehdit mesajı aldıklarını söylüyor Dur De grubunun sözcüsü Cengiz Algan. Her geçen yıl kullanılan dil daha 'net' bir hal almasına rağmen aldıkları tehditler azalmış.  2011 çağrı metninde başlık olarak sadece '24 Nisan 1915' yazıyor. Metnin içinde ise 'bu tarih Ermenilerin yok edilmeye başlandığı tarihtir' deniliyor. 2012 çağrı metninde başlık 'bu acı hepimizin' diye atılmış, metnin içinde ise önceki metinlere kıyasla oldukça uzun bir şekilde Ermeni halkının maruz kaldığı trajediden bahsediliyor. Bu yılın çağrı metni ise artık çok daha daha sakınımsız bir dil kullanıyor. Çağrı metni 'Soykırım kurbanlarını anıyoruz' ibaresiyle başlıyor ve '24 Nisan 1915'te başlayan bu imha hareketiyle Ermeni halkı topluca yok edildi' deniyor.

 

Cengiz Algan bu anma toplantıları hakkında başkaca ilginç bilgiler de veriyor: 2010 anma toplantısı sadece İstanbulda yapılmış ve 700-800 kişi katılmış. 2011'de İzmir ve Başkent Ankara'da da anma toplantısı gerçekleştirilmiş, İstanbuldaki gösterici sayısı 2000 civarındaymış. 2012, anma toplantısı yapılan yer sayısı Bodrum ve Diyarbakır'ın da katılımıyla beşe çıkarken İstanbul'daki  göstericilerin sayısı da 3000'e yükselmiş. Algan, ayrıca, İstanbulda yaşayan Ermenilerin başlarda anma toplantısına katılma konusunda çok çekingen davrandıklarını ama onların da artık katılmaya başladıklarını söylüyor. Her yıl anma törenleri sağcı ve solcu milliyetçi grupların protestolarına sahne oluyor. Algan bu 24 Nisan'da her zaman olduğundan daha büyük bir katılım beklediklerini, bu yıl yurt dışından Ermenilerin de anma toplantısına katılacaklarını ve yine karşı gösterilerin olacağını söylüyor. Polis anma toplantıları sırasında protestocularla anma toplantısına katılanlar arasında etten duvar oluşturuyor. Algan gösterileri organize ederken her yıl kamu görevlileriyle bir dizi temas gerçekleştiriyor ve hersene daha sıcak karşılandıklarını söylüyor.

Türkiye 'Ermeni sorunu' ibaresinin bile kullanılamadığı bir ülkeden, 'Ermeni soykırımı' diyen grupların sokakta gösteri yaptığı bir ülkeye dönüşüyor. Bütün bu dönüşüm, devletin resmi politikalarının da köklü bir dönüşüme uğramasına, örneğin 1915 nedeniyle Ermenilerden özür dilenmesi ve tazminat ödenmesine doğru bir yöne ilerler mi, bunu zamanla göreceğiz. Ama ondan önce 24 Nisan günü İstanbulda gerçekleştirilecek olan anma toplantısını yakından izlemek oldukça ilginç olacaktır.