Ana içeriğe atla

Erdoğan’ın otoriter başkanlık rejimine Kürt desteği aranıyor

Erdoğan’ın otoriter başkanlık rejimine Kürt desteği aranıyor
Turkey's Prime Minister Tayyip Erdogan addresses members of parliament from his ruling AK Party during a meeting at the Turkish parliament in Ankara April 19, 2010. REUTERS/Umit Bektas (TURKEY - Tags: POLITICS) - RTR2D060

Türkiye’de mecliste temsil edilen dört politik parti de, darbeci askerlerin bundan 31 yıl önce yaptıkları anayasanın yerini artık sivil bir anayasanın almasını istiyor.

Mamafih, 12 Eylül darbesinin anayasasına “hayır” demekte uzlaşan bu dört siyasi parti, hep birlikte “evet” diyebilecekleri bir anayasa metnini bir türlü yazamıyorlar.

Bu uzlaşmazlığın iki önemli nedeni var.

Birincisi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’deki parlamenter rejimi tasfiye edip yerine kendi istediği tarzda bir başkanlık rejimini getiren bir anayasa istemesi. Erdoğan’ın “a la carte”, otoriter “başkanlık sistemi”ni içeren bir öneri Meclis’teki “Anayasa Uzlaşma Komisyonu”na sunuldu.

Başbakan’ın, başkanlık sistemini içeren bir anayasayı referanduma götürüp onaylanmasını sağlarsa, 2014’ün eylülünden önce yapılacak seçimde yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk başkanı olarak tarihteki yerini almak istediği herkesçe biliniyor.

Zaten Meclis’teki muhalefet partilerinin problemi de bu...

Erdoğan’ın önerdiği başkanlık sistemi, çoğunlukçu (majoritarian) ve otoriter bir rejimi öngörüyor. Tasarlanan bu rejimde yürütmenin hakimi olan aşırı güçlü başkan, yasama ve yargı üzerinde tam bir egemenlik kuruyor. Yargı bağımsızlığı ortadan kalkıyor; kontrol ve denge mekanizmalarının en düşük düzeydeki varlığından bile söz edilemiyor.

Ancak meclisteki muhalefet partileri açısından bu olumsuzluklardan belki daha önemlisi, Türkiye gibi bölünmüş, kutuplaştırılmış ve heterojen bir toplumda, çoğunluğun desteğine sahip olmayan politik partilerin parlamenter sistemde mümkün olan iktidar ortaklığını Erdoğan’ın başkanlık sisteminde bir daha hiç göremeyecek oluşlarıdır.

Ana muhalefetteki laikçi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve diğer muhalefet partisi olan Türk milliyetçisi Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) kaygısı budur.

İkinci problematik de Kürt sorununun çözümünü engelleyen Türklük vurgularının anayasadaki vatandaşlık tanımı bölümünden çıkarılmasıdır. Bunu Kürt partisi Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) istiyor. Türklükten arındırılmış nötr vatandaşlık tanımı Erdoğan’ın neo-İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AKP) rahatsız etmiyor. Ama laikçi milliyetçi CHP ile ve Türkçü milliyetçi MHP bundan da rahatsız.

Diğer taraftan, Türk parlamentosunda AKP’nin kendi başkanlık sistemi anayasasını tek başına hazırlayıp doğrudan halk oylamasına götürmek için yeterli sandalyesi yok. Bunu yapabilmek için 550 sandalyeli mecliste beşte üç çoğunluğa yani 330 milletvekiline sahip olmak lazım ki AKP’nin halihazırda sandalye sayısı 326; dört eksiği var.

Bu meclis aritmetiği engelini aşmak için AKP’nin önünde iki yol var. Biri siyasi ahlak açısından gayrimeşru, diğeri meşru.

Gayrimeşru olanı Türk siyasi jargonunda “mebus pazarı” olarak yerleşmiş olan yöntemi denemek... AKP’nin en az dört milletvekilini başka partilerden onlara çeşitli menfaatler sunarak transfer etmesi gerekiyor. Ancak gerçekte çok daha yüksek bir sayıda milletvekilinin AKP’ye transferi gerekir çünkü bir başkanlık sistemini içeren anayasanın meclisteki gizli oylamasında iktidar partisi içinden de fire olabileceği konuşuluyor.

Dolayısıyla, Erdoğan başkanlık sisteminde ısrar ettiği müddetçe geriye kendisine tek işbirlikçi olarak Kürt partisi kalıyor.

Başbakan Erdoğan’ın geçen Perşembe günü Orta Avrupa turundan dönerken uçağındaki gazetecilere verdiği demeçte tek bir cümle gündemi sarsmaya yetti. O cümle şuydu:

“BDP ile referandum noktasında anlaşabilirsek, onlarla müşterek adım atabiliriz.”

Kürt partisinin eş genel başkanı Selahattin Demirtaş da ertesi gün bu bağlamda, “Yakın olduğumuz parti AKP’dir” diye konuştu.

Neticede Kürt partisi bir Türkiye partisi değil ve konuya yerel düzeyden bakıyor; kendi etnik taleplerinin karşılanmasına öncelik veriyor. Onlar da nötr vatandaşlık, ana dilde eğitim ve desantralizasyon, yani özerklik taleplerinin yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yoluyla kısmen tatmin edilmesi.

Kürt taleplerinin yeni anayasayla kısmen de olsa karşılanması, AKP iktidarının “PKK’nın silahsızlandırılması” olarak lanse ettiği Kürt hareketiyle barış girişiminin önemli ayaklarından biri.

Erdoğan, PKK’nın ateşkes ve silahsızlanma kararının açıklandığını bir an önce duymak istiyor. Bu konuda sabırsız olması doğal çünkü önünde, sonbahardaki muhtemel anayasa referandumu başta olmak üzere 2015’e kadar birbirini takip eden halk oylamaları var.

Bu süreçlere, Türk devleti ve PKK arasındaki savaşı bitirmiş başarılı bir lider olarak girmek istiyor.

Başkanlık sistemini ve Kürt taleplerinin kısmen karşılanmasını öngören bir anayasa taslağı, AKP-BDP anayasası olarak anılmayı hak edecek.

Yaşanmakta olan şudur: Atatürk’ün kurduğu modern Türkiye Cumhuriyeti’nin mutabakatını almayıp dışarıda bıraktığı iki unsur, dindarlar ve Kürtler, kendi siyasal temsilcileri vasıtasıyla şimdi kendi rejimlerini kurumak istiyorlar.

Gerçekleşirse, “AKP-BDP anayasası”nın uzlaşma formülü şu olacak: BDP, Erdoğan’ın istediği başkanlık rejimine destek verecek, AKP de Kürt taleplerini karşılayan bir anayasaya evet diyecek.

Bu uzlaşma formülü Kürt sorununun barışçı çözümünü ve bütün gücün tek adamın elinde toplandığı bir otoriter rejimi beraberinde getirecek...

Kürt sorununun barışçı çözümünün Türkiye’yi otomatikman demokratikleştireceğine iman eden Türkiyeli özgürlükçü demokratlar açısından sindirilmesi güç, paradoksal gibi görünen bir durum ama aslında bir çelişki yok.

Pekala, desantralizasyon, Kürtçeye özgürlük, Kürt tutukluların serbest bırakılması, eşitlikçi vatandaşlık tanımı gibi uygulamalar, otoriter bir başkanlık rejiminin otoriter olma vasfını ortadan kaldırmayacak.

Türk basınında “başkanlık rejimi karşılığında Kürt talepleri” şeklinde özetlenebilecek denklemin “AKP-BDP anayasası” olarak adlandırılması üzerine rahatsız oldukları anlaşılan AKP iktidarının sözcüleri, BDP’yle pazarlık yapmadıklarını ve hedeflerinin dört partinin de üzerinde uzlaştıkları bir anaysa metni olduğunu söylediler.

Ancak, Başbakan Erdoğan bu otoriter başkanlık sisteminde ısrar ettiği müddetçe BDP’den başka muhatap bulamayacaktır.

More from

Recommended Articles