Ana içeriğe atla

Diyarbakır ne dedi?

Diyarbakır ne dedi?
Thousands attend the funeral ceremony of the three Kurdish activists shot in Paris, in Diyarbakir, the largest city in Turkey's mainly Kurdish southeast, January 17, 2013. The bodies of the activists, including that of Kurdistan Workers Party (PKK) co-founder Sakine Cansiz, arrived by plane on Wednesday evening in Diyarbakir. REUTERS/Umit Bektas (TURKEY - Tags: POLITICS OBITUARY CIVIL UNREST)

Paris’in Gare du Nord semtindeki Kürdistan Enformasyon Merkezi’nde kurşunlanarak öldürülmüş halde bulunan üç PKK’lı aktivist için geçen Perşembe günü Türkiye’nin en büyük Kürt çoğunluklu kenti 1,5 milyon nüfuslu Diyarbakır’da büyük bir tören düzenlendi. Aktivistler ertesi gün memleketlerinde toprağa verildiler.

Diyarbakır’daki törene on binlerce kişi katıldı. Kentteki tarafsız gözlemciler katılımcı sayısını en az 50 bin olarak tahmin ediyorlar.

Tören öncesinde korkulan, kışkırtmalar sonucunda güvenlik güçleri ve göstericiler arasında kanlı şiddet olaylarının meydana gelmesiydi.

Endişenin her zamankinden de fazla olmasının nedeni ise bu cenaze töreninin İmralı Adası’ndaki özel hapishanesinde müebbet hapis cezasını çekmekte olan PKK’nın kurucu lideri Abdullah Öcalan ile Ankara hükümeti arasında “PKK’nın silah bırakması” hedefini gözeten gizli görüşmelerin yapıldığı bir döneme denk gelmesiydi.

Zaten Türkiye’de neredeyse bütün gözlemciler, Paris’te bu cinayetlerin işlenmesinin amacının da İmralı görüşmelerinin torpillenmesi olduğunda hemfikir.

Tam da İmralı görüşmelerinin gerçek bir barış müzakereleri sürecine dönüşüp dönüşmeyeceği sorusuna cevap aranırken Diyarbakır’da kan dökülmesi, hele de bunun güvenlik güçlerinin halka ateş açması sonucunda olması, beklentileri en başında boşa çıkabilirdi.

Diyarbakır’da korkulan olmadı; tören olaysız sona erdi.

Ankara’nın endişe duyduğu bir başka ihtimal de göstericilerin çeşitli ayrılıkçı politik sembol ve sloganlarla ülkenin batısındaki milliyetçi Türk kamuoyunda “İmralı görüşmeleri”ne karşı alerjik bir reaksiyona neden olmalarıydı.

Tabutların, kırmızı zemin üzerinde, çevresinde yeşil bir halka olan sarı bir yuvarlağın ortasındaki kızıl yıldızdan oluşan yasadışı PKK’nın bayrağına sarılması dışında, Türk kamuoyunu rahatsız edebilecek bir durum ortaya çıkmadı.

“İmralı görüşmeleri”ne karşı üç cinayet işlenerek düzenlenmiş bu ilk provokasyon girişimi böylece başarısızlığa uğratılmış oluyordu.

Türk güvenlik güçleri sorumluluk içinde hareket ettiler. Bir çatışmayı önlemenin ilk şartı tören alanını dolduran kalabalığın çok uzağında durmaktı; onlar da öyle yaptılar, varlıklarını adeta hissettirmediler.

Diğer taraftan Kürtlerin, sorumlu, olgun ve hayli disiplinli bir politik davranış içinde oldukları gözlemlendi.

Taşkınlık ve aşırılıklardan uzak bir kalabalık vardı Diyarbakır’da.

Hemen her Kürt gösterisinde görülen Öcalan posterleri bu kez alanda yoktu. Alanı dolduranlar sadece Paris’teki cinayet kurbanlarının fotoğraflarını taşıdılar.

Törenin bir politik gösteriye dönüşmemesi için gerekli hassasiyeti gösterdiler.

Parlamentodaki pro-Kurdish Bariş ve Demokrasi Partisi’nin Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Kürt sivil toplum ve siyasi örgütlerinin çatı kuruluşu olan Demokratik Toplum Kongresi Eş Başkanı Ahmet Türk ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, tören alanını dolduranlara hitaben yaptıkları konuşmalarda Türk devletini cinayetlerden sorumlu tutan ifadeler kullanmamaya özen gösterdiler. Bu üç lider konuşmalarında “barış”tan ve “Kürt halkının barışa hazır olduğundan” söz ettiler.

Demirtaş, “Bugün üç yoldaşımızın aileleri intikam yemini etmiyorlar. Bu onurlu duruşu bu hükümet ne zaman anlayacak?” dedi.

Neticede Türkiye’de Kürt sorunun iki tarafı, hükümet ve Kürt hareketi, Paris’te “üçüncü taraf”ın düzenlediği provokasyonun kendilerini karşı karşıya bıraktığı sınavdan başarıyla geçmişlerdir.

Veteran Kürt politikacı ve Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün Diyarbakır’daki törenden iki gün önce verdiği bir demecin bu olumlu sonuçta payı olabilir.

Türk, cinayetlere verdikleri ilk reaksiyonlarda Türk devletini suçlayan bazı Kürt liderlerin aksine adres olarak İran’ı gösterdi.

Ankara’daki parlamento binasında kendisiyle sohbet eden gazetecilere şunları söylemişti:

“Bu kez ben Türk devleti olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’nin bölgede tek başına uluslararası güç olmasını istemeyen uluslararası güçler söz konusu olabilir. Türkiye’nin Kürt sorununu çözmesi Türkiye’nin bölgede tek güç olmasını sağlar. Bu nedenle İran yapmış olabilir. Daha önce de oldu.”

Radikal gazetesi şu ifadeleri Türk’e atfen yayımladı: “Suriye istihbaratı İran istihbaratı ile beraber çalışır. Bu Suriye’nin işine de yarar. Bilgiye göre söylemiyorum ama tahminim İran yaptı. Tabii burada İran istihbaratı yaptı derken belki başka istihbarat adına yaptı, bunu da bilemeyiz”.

Sonuç itibarı ile İran’ı işaret eden bu ifadelerin, başta Türk hükümetini hedef almış olan Kürt öfkesinin yön değiştirmesini sağlayıp, cenaze töreninin olaysız geçmesine katkı yapmış olabileceğini hesaba katmak gerekiyor.

Diyarbakır’daki cenaze töreni şunu Türk kamuoyuna ve dünyaya bir kez daha gösterdi:

Türkiye’nin Kürt hareketinin tabanı son derece politize, disiplinli ve örgütlü. Gerektiğinde tarihi liderleri Öcalan’ın posterlerini taşımaktan bile vazgeçebiliyorlar. Silahlı mücadeleyi öne çıkaran, radikal slogan ve tutumlardan uzak durup barışçı söylemleri benimsemeyi de biliyorlar.

Ancak bu yine de PKK’nın silah bırakmaya teşne olduğu gibi yanıltıcı bir izlenime yol açmamalı.

Sınır ötesindeki PKK ise bugün Türk dış politikasının kendisine adeta hasım haline getirdiği üç başkentin potansiyel desteğini arkasına alarak, tarihinde hiç sahip olmadığı bir “stratejik derinlik” kazanmış bulunuyor. İnsan kaynağı sorunu yok. Kürt nüfusunun yaşadığı dört ülkede de tabanı var; bu dört ülkeden de militan devşirebiliyor. Güçlerini bu dört ülke arasında kaydırabiliyor; bölgede başka hiçbir devlet olmayan politik aktörün sahip olmadığı bir akışkanlığa sahip. Onu barışa zorlayan ağır bir zaman baskısı da yok.

Recommended Articles