Türkiye’de darbe mi olacak gerçekten?

Türkiye’de COVID-19 salgını ve derinleşen ekonomik kriz ortamında başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere iktidar medyası ve sözcülerinin ana muhalefet CHP’yi darbe kışkırtıcılığı yapmakla suçlamaları bir rastlantı değil.

al-monitor .
Kadri Gürsel

Kadri Gürsel

@KadriGursel

İşlenmiş konular

mhp, freedom of expression in turkey, television, akp, recep tayyip erdogan, turkish media, fear, coup, chp

May 13, 2020

Türkiye’de COVID-19 salgınının daha da derinleştirdiği ekonomik kriz ortamında, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere iktidar sözcüleri ve medyası ana muhalefet partisi CHP’yi “darbe kışkırtıcılığı” yapmakla suçlamaya başladı. 

Bu yöndeki en sert iddia, en yetkili ağızdan 4 Mayıs’ta dile getirildi. Erdoğan’ın, salgın döneminde ikamet ettiği İstanbul’daki Cumhurbaşkanlığı köşkünde tele-konferans yöntemiyle düzenlediği kabine toplantısının ardından bir konuşma yapması ve bunu, hükümetinin atması planlanan “normalleşme adımları”na ayırması bekleniyordu. Buna karşılık Erdoğan konuşma süresinin önemli bir bölümünü CHP’yi suçlamak için harcadı ve şunları söyledi: “Milli iradenin üstünlüğünü, demokrasiyi, hakkı, hukuku, adaleti, sandığı hazmedemeyen bu faşist zihniyet hâlâ vesayet, darbe, cunta özlemiyle yanıp tutuşuyor.”

CHP’yi “Demokratik yöntemlerle iktidara gelmek yerine, darbeyle ülkenin yönetimini gasp etme hevesiyle hareket etmekle” itham eden Erdoğan, “CHP yöneticilerinin sadece son bir haftadaki beyanlarını alt alta koyduğunuzda ortaya çıkan tablo bize bunu söylüyor” dedi.

Cumhurbaşkanı, hedef aldığı CHP yöneticilerinin isimlerini zikretmemişti ve diğer yandan son bir haftadaki demeçler objektif bir gözle değerlendirildiğinde, “yönetimi darbeyle gasp etme hevesiyle hareket edildiği” iddiasını destekleyen bir görüşün CHP tarafından açıkladığına rastlamak da mümkün olmuyordu. 

Buna karşılık iktidar sözcüleri ve medyasına bakılırsa, “darbe özlemi” içerdiği iddia edilen bir beyan mevcuttu ve sahibi de CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu idi. Kaftancıoğlu, 29 Nisan’da CHP’ye yakın muhalif yayın çizgisiyle tanınan Halk TV kanalında, “önümüzdeki süreçte bir erken seçimle ya da başka bir şekilde, bir iktidar değişikliğine, hatta bir sistem değişikliğine gidileceğini gördüğünü” beyan etmişti.

İktidarın, özellikle de kontrol ettiği sosyal medya hesapları ve köşe yazarları aracılığıyla agresif biçimde yaydığı suçlamaya göre Kaftancıoğlu’nun ağzından çıkan, “iktidarın başka bir şekilde de gidebileceği” yönündeki ifade, “darbe iması”ydı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da CHP’yi, “ülkenin yönetimini darbeyle gasp etme hevesinde olmakla” suçlarken şüphesiz ki Kaftancıoğlu’nun beyanını ima ediyordu. 

Kaftancıoğlu suçlamalar üzerine 8 Mayıs’ta katıldığı bir programda sözlerine açıklık getirdi. 29 Nisan’daki TV programında kendisini ağırlayan gazetecilerden birinin “Bir erken seçim görüyor musunuz?” şeklindeki sorusuna cevap verirken kullandığı “iktidarın başka bir şekilde de gidebileceği” ifadesini muhtemel seçimlerin niteliğini tarif etmek amacıyla kullandığını belirtti ve şöyle konuştu: “Erken ya da başka bir şekilde, erken olabilir, normal olabilir ya da baskın seçim şeklinde olabilir iktidarın gideceğini ve bir sistem değişikliğini bugünden öngördüğümü söyledim”.

Kaftancıoğlu’nun iktidarın “bir erken seçimle ya da başka bir şekilde gideceği” şeklindeki ifadesi, televizyon yayınlarını denetleyen ve gerekirse yaptırıma tabi tutan Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından “toplumu kin ve düşmanlığa tahrik” olarak görüldü ve CHP İstanbul İl Başkanı’nın çıktığı programa beş hafta süreyle yayın yasağı getirilmesinin bahanesi olarak kullanıldı. İktidar ortakları AKP ve MHP’nin kontrolündeki RTÜK, Halk TV’ye ayrıca bir aylık reklam gelirinin yüzde beşi oranında para cezası uyguladı. 

İktidar çevrelerinin CHP’nin darbe kışkırtıcılığı yaptığını açık ve somut kanıtlara dayandırmakta zorluk çektikleri bir gerçek. Bunun sonucunda iktidar, nesnel bulgular yerine, ortaya attığı iddialarla ilgili kendi duygu durumunu ana muhalefetin darbeciliğine kanıt olarak göstermeye çalışıyor. 

İktidarın CHP’yi darbecilikle suçlaması bir “darbe korkusu atmosferi” yaratma amacına hizmet ediyor. İktidar, bir “darbe hazırlığını” gerçekten de algıladığına ve dolayısıyla varsayılan komplonun sahici olduğuna kendi kamuoyunu inandırmak için propagandasını çok güçlü bir duygu durumu ile destekliyor. Bu “duygu hâli gerçekliği” sayesinde, AKP tabanının “darbe hazırlığı” iddialarının gerçekliğine ikna olarak iktidara desteğini mevcut ekonomik kriz şartlarında da sürdürmesi hedefleniyor.

Bahse konu “ruh hâli”nin, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere tüm hükümet yetkililerinin konuyla ilgili performansını gölgede bırakan bir tezahürü, 3 Mayıs’ta iktidarı destekleyen Ülke TV kanalının canlı yayımladığı bir sohbet programında yaşandı.

Program sırasında sunucu Esra Elönü, “yazar” olarak takdim edilen Sevda Noyan’a varsayılan “darbe hazırlığı”nı ima ederek, “Tehdit var, ‘Şöyle yapacağız, böyle yapacağız’ gibi, tehdit karşısında ne demek istersin?” diye sordu. Noyan, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin bastırılması sırasında istediklerini yapamadıklarını ve 15 Temmuz’un kursaklarında kaldığını söyledikten sonra, şöyle devam etti: “Yanlış anlaşılmasın, doğru anlaşılsın; bizim aile 50 kişiyi götürür. Bu konuda çok donanımlıyız maddi ve manevi olarak. Liderimizin yanındayız ve asla yedirmeyiz bu ülkede, onu söyleyeyim. Ayaklarını denk alsınlar. Bizim sitede hâlâ üç-beş var, benim listem hazır.”

Noyan, “maddi ve manevi olarak donanımlıyız” derken “silahlara ve bunları kullanmaya elverişli bir psikolojiye sahip olduklarını” ima ediyordu. “Yanında olduklarını” söylediği liderleri de Erdoğan’dı. “Listem hazır” dediğine göre, fırsatını bulduklarında kimleri öldüreceklerini belirlemişlerdi. Bir o kadar endişe verici olan da yayın sırasında sunucu Esra Elönü’nün program konuğunun şiddete övgü içeren sözlerini onayladığını ima etmesiydi. Sevda Noyan “darbecileri” kast ederek “Ayaklarını denk alsınlar” demiş, sunucu Elönü de “dört ayaklarını denk alsınlar” cevabını vermişti.

Kamuoyunda artan tepkiler üzerine Ülke TV kanalı, söz konusu programdan altı gün sonra Sevda Noyan’ın sözlerinin “yayın ilkelerine aykırı olduğunu” kabul ederek özür diledi ama sunucu Elönü’nün Noyan’ı onaylaması karşısındaki sessizliğini korudu.

Darbe kışkırtıcılığına kanıt olarak gösterilmesi mümkün olmayan beyanlarda “darbe iması” arayanlara kıyasla, darbe olacağını rüyalarında gördüğünü söyleyebilenlerin işleri elbette daha kolay. Bunu yapanlar, müritleri tarafından rüyalarına büyük anlamlar atfedilebilen tarikat şeyhleri olunca, söz konusu kişilerin “darbe korkusu atmosferi” yaratma şansı da artıyor.

Kamuoyunda “Cübbeli Ahmet Hoca” olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü, çok sık ekrana çıkan, popüler bir Müslüman “tele-vaiz”. “Cübbeli”, 11 Mayıs’ta bir YouTube kanalında yayınlanan söyleşisinde, “Darbe tehlikesi var diyorum, ben rüyalar gördüm, var” diye konuşarak sansasyona neden oldu. Altı-yedi ay kadar önce rüyalarında askeri darbe gördüğünü söyleyen “Cübbeli”, “Durduruldum, indirildim, kimlik soruldu, askeri bir darbe, Allah muhafaza buyursun” dedi ve buna mukabil tehlikenin bu kez “FETÖ ve destekçilerinden gelmediğini” söyledi.

Erdoğan iktidarının Türkiye’de bir “darbe korkusu atmosferi” yaratmakta birden fazla çıkarı olabilir. Bunlardan biri, derinleşen ekonomik kriz tarafından tetiklenmesi muhtemel toplumsal muhalefete karşı daha fazla otoriterleşme için meşru zemin oluşturmaktır. Yine ekonomik kriz nedeniyle iktidarın zayıflayan tabanını kutuplaşma ve darbe korkusu yoluyla diri tutarak liderinin etrafında bütünleştirmek de bir amaç olabilir.

Bir diğeri, toplumda uyanabilecek değişim talebinin yapay bir darbe tehdidi yoluyla ertelenmesini sağlamaktır. 

Nihayet, CHP’yi gayrimeşru ilan ederek baskıladıktan sonra bir erken seçime gitme hesabı da “darbe korkusu atmosferi” yaratma nedenlerinden biri olabilir.

Buna mukabil, planları ne olursa olsun, Erdoğan iktidarının ana muhalefete yönelttiği darbecilik suçlamasının umulan etkiyi yaratması hiç de kolay görünmüyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Erdoğan Kafkasya’da macera mı arıyor?
Fehim Taştekin | Savunma ve güvenlik iş birliği | Tem 17, 2020
Erdoğan’ı karalamak Lübnan’da bile güvenli değil
Amberin Zaman | Basın özgürlüğü | Tem 13, 2020
Yabancılar uzaklaşıyor, Saray yalnızlaşıyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Tem 10, 2020
Yabancı Protestanlar ‘kamu düzenine tehdit’ gerekçesiyle Türkiye’den kovuluyor
Amberin Zaman | etnik azınlıklar | Tem 9, 2020
Fransa Türkiye için neden kullanışlı bir rakip?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Tem 10, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Türkiye, Malta ile Libya’da dengeyi değiştirebilir mi?
Fehim Taştekin | | Ağu 12, 2020
al-monitor
Kredi ile ısınan ekonomiye döviz şoku
Mustafa Sönmez | ekonomi ve ticaret | Ağu 10, 2020
al-monitor
Libya hesaplaşması Türkiye’nin sınırlarına dayanıyor
Fehim Taştekin | | Ağu 3, 2020
al-monitor
İdlib’de tıklayan bomba: Uzlaşma mı savaş mı?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Tem 29, 2020