Korona virüsü Türk-Amerikan ilişkilerine iyi mi geldi?

Kendisini Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemlerini nisanda aktive etme yükümlülüğü altına sokan ve şimdi S-400’lerin her bakımdan artan maliyeti ile yüz yüze gelen Erdoğan için korona virüsü, Türk-Amerikan krizini öteleme fırsatı sunabilir.

al-monitor .

Nis 14, 2020

COVID-19 salgını baş göstermeseydi, 2020’nin Nisan ayında NATO üyesi Türkiye’deki önemli gündem konusu, Rusya’dan satın alınan S-400 hava savunma sistemlerinin aktive edilip edilmeyeceği olacaktı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, S-400’lerin Temmuz 2019’da Türkiye’ye transferinin başladığı günlerde sistemin nisan ayında operasyonel hale getirileceğini belirtmiş ve nihayet 5 Mart 2020’de Moskova’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le İdlib’de ateşkes mutabakatına vardıktan sonra Türkiye’ye dönerken, uçağındaki gazetecilere S-400 takviminin değişmediğini şu sözlerle teyit etmişti: “S-400 şu anda artık bizim malımız. Şu anda tamamı geldi. Nisandan itibaren de artık faal hale gelecek.” 

Yakın zamanda en üst düzeyde ifade edilen bu kararlılığa rağmen, nisan başı ile bu satırların kaleme alındığı 14 Nisan tarihi arasında S-400’lerin etkinleştirilmesi konusu Erdoğan iktidarı ve medyasının gündeminden tamamen düşürülmüş gibi görünüyordu. Bu konuda Erdoğan ve hükümetin diğer sözcüleri tek kelime etmediler. İktidara yakın medya da S-400’lerin beklenen aktivasyonu hakkında ne bir haber yaptı, ne soru sordu ne de bir köşe yazarı mevcut sessizliğin nedenlerini değerlendirdi. Türkiye’ye 2 milyar dolardan fazlaya mâl olduğu söylenen S-400’ler sanki “ademe mahkum edilmişti”.

Ülkenin dünyadaki yerini ve bölge jeopolitiğini çok yakından ilgilendiren stratejik önemi haiz bir konuda aniden beliren bu derin suskunluk ve eylemsizliğin nedeni ya da nedenleri ne olabilirdi?

Akla ilk gelebilecek neden, korona virüsünün yol açtığı COVID-19 salgınının, 2018’de Türk ekonomisinde TL’nin ani değer kaybıyla yaşanmaya başlanan kriz ortamını daha da ağırlaştırmaya başlaması olabilir. Hükümetin bu duruma rasyonel tepki vererek gereksiz jeopolitik gerginliklerden uzak durmayı tercih etmesi ihtimal dahilindedir.

Türkiye ekonomisinin yakın geleceği hakkındaki tahminler hiç de iç açıcı değil. Dünya Bankası’nın 8 Nisan’da yayımlanan “COVID-19’la Mücadele – İlkbahar 2020 Avrupa ve Orta Asya Ekonomik Güncelleme” başlıklı raporunda kötüleşen salgın durumu ve mevcut jeopolitik gerginliklerin Türk ekonomisi için büyük riskler oluşturduğu kaydedildi. Raporda küresel salgın nedeniyle Türkiye’nin turizm ve ihracat gelirlerinin düşeceği, finansmana erişiminin zorlaşacağı, kur dengelerinin ve cari açığının olumsuz etkileneceği belirtildi; bunların yanı sıra enflasyonda da artış yaşanacağı öngörüsünde bulunuldu.

Dünya Bankası COVID-19 salgını öncesinde Türkiye için 2020'de öngördüğü büyüme oranını 3 puan indirerek yüzde 0,5 olarak revize etti; belirsizlikler de göz önüne alındığında bu oranın daha da düşük seviyede gerçekleşebileceği uyarısını yaptı.

Diğer taraftan Türkiye’nin, küresel salgının da etkisiyle döviz rezervlerinde yaşanan kritik azalma karşısında ABD başta olmak üzere bazı G-20 ülkeleriyle swap anlaşmaları yapmak için girişimlerde bulunmaya başladığı yönündeki haberler, sıkıntının büyüklüğüne işaret ediyordu.

Türkiye bu şartlardayken Erdoğan’ın S-400 bataryalarını etkinleştirerek ülkesi ve “Batı ittifakı” arasında yaratacağı yeni bir jeopolitik gerginliğin, Batı’dan kaynak arayışlarına yardımcı olmayacağı muhakkak.

Dahası bu etkinleştirme adımının, Türkiye’nin İdlib’de Rusya’nın himayesindeki Suriye ve müttefiklerine karşı yürüttüğü savaştaki performansının Washington’da ve özellikle de Kongre’de yarattığı takdir duygularını bertaraf edeceği de öngörülmeli. Çünkü Türkiye’nin İdlib’de sergilediği direnç, savaşın Rusya’ya maliyetini artırıyor. Hadiseye “büyük güç rekabeti”nin optiğinden bakan Kongre’de mazisi önceye giden Türkiye karşıtı koşullanma da bu sayede bir miktar yumuşuyor.

Bu arada İdlib savaşı öncesinde Aralık 2019’da Kongre’den geçen ve Başkan Trump tarafından onaylanarak yürürlüğe giren “2020 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası”nın Türkiye’yi S-400 alımı nedeniyle bir kez daha Amerikan yaptırımlarının potansiyel hedefi haline getirdiğini hatırlatmak gerekiyor. Yasanın “Türkiye’ye F-35 transferinin sınırlandırılması” başlıklı bölümünde, Rusya’dan S-400 alımı dolayısıyla Türkiye’nin 2017 tarihli “Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası” (CAATSA) kapsamında “Rusya’dan kayda değer miktarda silah alımı yapan ülke” konumunda olduğu vurgulanıyor ve ABD Başkanı bu yasanın gerektirdiği yaptırımları Türkiye’ye karşı uygulamaya çağrılıyor.

ABD’nin “Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası”na göre Türkiye’nin S-400’lerini etkinleştirmemekle birlikte bir biçimde kendi sınırları içinde muhafaza etmesi yaptırımlara karşı muafiyet kazandırmıyor. Yasada S-400’lerin Türkiye’den çıkarılması, yaptırım seçeneğine başvurulmamasının ön koşulu olarak konuluyor. 

S-400’ler konusunda ABD’den yakın tarihli bir uyarı da 1 Nisan’da NATO Dışişleri Bakanları toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Kay Bailey Hutchison’dan gelmişti. İdlib’deki çatışma hakkında konuşan Hutchison, “Umuyoruz ki Türkler, Rusya-Suriye saldırganlığının kurbanı oldukları için, Ankara’nın ortasındaki (Rus) füze savunma sistemini kaldırır ve bize, Suriye’deki bu masum sivilleri korumada kendilerine tam anlamıyla yardım etme özgürlüğü tanırlar” demişti.

Hutchison’un bahsettiği yardımın ana unsurunu Türkiye’ye Amerikan Patriot bataryalarının konuşlandırılmasının oluşturduğu biliniyor.

S-400’lerin bu konjonktürde etkinleştirilmesinin ABD’de ve bilhassa Kongre’de İdlib savaşı münasebetiyle oluşan olumlu havayı dağıtarak Ankara’yı cezalandırma eğilimlerini yeniden harekete geçirmesi mümkün.

O hâlde şu soru yerindedir: COVID-19 salgını nedeniyle Türkiye ekonomisi küçülür ve enflasyon, işsizlik ve yoksulluk artarken S-400’lerin faal duruma geçirilmesi sonucunda ülkenin dış kaynak arayışlarını zorlaştırmak akla uygun mudur?

Nisan ayında olmamıza rağmen Türkiye’deki iktidar ve medyasının S-400’ler konusundaki kesif sessizliği, Rus hava savunma sisteminin bu bıçak sırtı dengesinde aktive edilmesinin zamansız bulunduğu yönündeki bir örtülü kararı yansıtıyor olabilir.

Mamafih Türkiye’de tüm yetki ve gücün tek elde toplandığı, karar alma süreçlerinin de bu zaaf nedeniyle fazlasıyla kişiselleştiği göz önüne alınırsa, söz konusu sessizliği mevcut şartlar baki kaldıkça S-400’lerin etkinleştirilmesinden kesinlikle kaçınılacağına yormak için henüz erken.

Öte yandan Türkiye’de denetimsiz gücün tek kişinin elinde yoğunlaşmasının yarattığı belirsizliğin kenarından dolaşarak, bazı sorulara net cevaplar vermek mümkün.

Mesela şu soru: Türkiye’nin yüksek irtifalı hava savunma sistemlerine olan ihtiyacından bağımsız olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Rusya’dan S-400 aldıran nedenler bugün de geçerli mi? Çünkü Erdoğan’ı Rus seçeneğine iten nedenler yeterince kişiseldi.

Erdoğan Rusya’dan S-400 almaya 15 Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişiminin hemen ardından karar verdi. S-400 alımıyla ilgili müzakereler, Erdoğan’ın darbe girişiminden sonra 9 Ağustos’ta kalabalık bir heyetle St. Petersburg’a yaptığı ziyareti takip etti ve bu konuda iki ülke arasındaki ilk sözleşme Nisan 2017’de imzalandı. Erdoğan’ın bu Rus silah sisteminin alınması kararını vermesine yol açan faktör, 15 Temmuz darbe girişiminin ardında ABD’nin olduğu yönünde kesin bir kanaate varması ve dolayısıyla ABD’den doğrudan tehdit algılamasıdır. S-400 tedariki Rusya’dan güvenlik ve güvence arayışının somutlaşmasıdır.

S-400’ler stratejik bir silah sistemidir ama Erdoğan’ın S-400 alımı stratejik değil dürtüsel bir karardı. S-400’lerin NATO hava savunma mimarisine entegre edilemeyeceği gerçeği, F-35 projesinden dışlanması dolayısıyla Türk savunma sanayiinin ilk etapta kaybedeceği 12 milyar dolar ve Türk Hava Kuvvetleri’nin beşinci nesil savaş uçağı F-35’lerden mahrum kalacak olması nispetinde yitireceği caydırıcılık, Erdoğan’ı S-400 tercihinden caydırmaya yetmedi.

Nihayet, 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden dört yıla yakın bir süre geçtikten sonra, İdlib savaşında, Rusya’nın umulan güvenlik ve güvenceyi sağlayamayacağı görülmüş olmalıdır.

Şimdi Türkiye’nin yine yüksek irtifa hava savunma sistemlerine ihtiyacı var ama S-400’lerini aktive etmemesini gerektiren güncel nedenler, aktive etmesini gerektiren nedenlerden daha fazla. COVID-19 salgını ve beraberinde gelen ekonomik küçülme Türkiye’nin Rusya-ABD denklemindeki hareket sahasını o kadar daralttı ki S-400’lerin konuşlanması için bu zeminde yeterince yer bırakmadı.

Türkçe’de “atsan atılmaz, satsan satılmaz” diye bir deyim vardır. Erdoğan’ın “artık bizim malımız” dediği S-400’lerin durumu da böyle: Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Bu “mal” Türkiye için ağır bir yüke dönüştü, çünkü alımı sırasında bu sonucu doğuracak faktörlerin hiçbiri hesaba katılmadı.

Türkiye’nin önündeki tek rasyonel seçenek “statüko”yu olabildiğince muhafaza etmek, velhasıl S-400’leri etkinleştirmemek ama aynı zamanda satmamak ve atmamak. Rasyonel seçenekler ise ancak rasyonel karar vericiler tarafından değerlendirilebilir.

Recommended Articles

Koronaya karşı “Ayasofya” kartı
Kadri Gürsel | Kültürel Miras | May 20, 2020
Giyim-tekstile pandemi vurgunu
Mustafa Sönmez | ekonomi ve ticaret | May 20, 2020
Libya Erdoğan’ın yüzünü güldürüyor mu?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | May 18, 2020
Cihadın kutsal olmayan rant döngüsü
Fehim Taştekin | İdlib | May 15, 2020
Türkiye’de darbe mi olacak gerçekten?
Kadri Gürsel | | May 13, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Türkiye hapsolduğu çemberi kırabilir mi?
Fehim Taştekin | Savunma ve güvenlik iş birliği | May 23, 2020
al-monitor
Koronaya karşı “Ayasofya” kartı
Kadri Gürsel | Kültürel Miras | May 20, 2020
al-monitor
Giyim-tekstile pandemi vurgunu
Mustafa Sönmez | ekonomi ve ticaret | May 20, 2020
al-monitor
Libya Erdoğan’ın yüzünü güldürüyor mu?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | May 18, 2020