Türkiye milislerden yeni ordu planıyla uzatmaları oynuyor

Türkiye, İdlib’deki silahlı gruplardan kendilerini feshedip TSK’nin yedeğinde bir orduya dönüşmelerini istiyor. Gruplar arası uyumsuzluk projenin başarı şansını zayıflatıyor. En büyük bariyer ise cihatçı örgütler.

al-monitor .

Nis 17, 2020

Rusya ile 5 Mart Moskova Mutabakatı’nın ardından İdlib’e askeri yığınağını ikiye katlayan Türkiye’nin bölgeyi kontrol eden silahlı grupları nasıl hizaya sokacağı büyük bir bahis konusu haline geldi. Açılması öngörülen M-4 otoyolu üzerinde Rus-Türk ortak devriyesini engelleyen gruplara “müşfik” ya da “kontrollü” yanıtlar verilmesi, önceliğin tatlı dil olduğunu gösteriyor. Ama her şey tutumdan ibaret değil. Moskova Mutabakatı ile terör örgütlerini ortadan kaldırma taahhüdünü tazeleyen Türkiye, hedefteki bazı örgütler dâhil sahadaki silahlı grupları Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) yedeğinde düzenli bir orduya dönüştürmenin gayreti içinde. 

Türkiye, Fırat Kalkanı Harekâtı’ndan sonra sahaya çekidüzen vermek ve silahlı muhalefeti Astana sürecinde bir muhataba dönüştürmek için çok sayıda grubu 30 Aralık 2017’de Suriye Milli Ordusu (SMO) adı altında toplamıştı. SMO dışında kalan ve İslamcıların ağırlıkta olduğu örgütler ise 28 Mayıs 2018’de Ulusal Kurtuluş Cephesi (UKC) çatısı altında buluşmuştu. Türkiye, Fırat’ın doğusuna hareket başlatmanın hazırlığını yaparken bu kez 4 Ekim 2019’da iki çatıda yer alan toplam 44 örgüt Suriye Milli Ordusu (SMO) adıyla birleşti. Fakat orduya katılan gruplar kendi iç örgütlenmeleri, komuta düzeni ve bayraklarını korudu. SMO’nun sorumluluğu, muhaliflerin kurduğu geçici hükümete bağlı savunma bakanlığına verilse de gerçek bir komuta zincirinden bahsedilemez. Yani ordu aslında görüntüden öteye geçemedi. 

Yeni planda ise silahlı grupların kendilerini tamamen feshederek düzenli orduya katılmaları öngörülüyor.

 Suriyeli muhalif kaynaklara göre İdlib’de farklı gruplardan savaşçılar yeni yapılanma için Türk askeri üslerine alınıyor. Her bir üste 300 kadar savaşçı TSK’ye entegre biçimde hareket edecek. Bu minvaldeki yapılanma ile evvelâ SMO ve UKC içindeki gruplarla düzenli orduya geçiş sağlanacak. Bu başarılırsa ikinci aşamada bölgenin hâkim gücü Heyet Tahrir El Şam’dan (HTŞ) kendisini feshedip yeni orduya katılması istenecek.

Plana HTŞ’nin yanıtı çok önemli. HTŞ kendi içinde bölünmeleri tetikleyen sert tartışmalara rağmen “işgalci” gözüyle baktıkları Türkiye ile ortaklığı bozmak istemediği görüntüsü veriyor. Ancak HTŞ bir taraftan M-4 üzerindeki direnişin arkasında olmakla suçlanırken diğer taraftan belli yerlerde askeri varlığını tahkim ediyor. 14 Nisan’da İdlib’de kritik yerlere konuşlandırmak üzere üç yeni tugay kurdu. Bunlar Talha Bin Ubeydullah komutasında Ebu Hafs Binniş Tugayı, Ebu Bekir Muhyin komutasında Ali Bin Ebu Talip Tugayı ve Ebu Muhammed Şura komutasında Zübeyr Bin Avvam Tugayı. 

HTŞ, Türkiye destekli grupların İdlib’de pozisyon kazanmasını da istemiyor. 13 Nisan’da Feylak El Şam’ın komutanı Ramazan Dayup (Ebu Ali) 10 adamıyla birlikte Serakıp’ta bir süreliğine alıkonuldu. Feylak El Şam, 13 Nisan’da M-4’deki oturma eylemine müdahalede Türk askeri ve polis birimlerine eşlik etmişti. Gözaltı buna tepki olarak algılandı. Bu gelişmeler, İdlib’de statükonun değişmesine yönelik açık bir direncin göstergesi sayılabilir. 

Yine de HTŞ Türkiye ile ilişkiler konusunda dikkatli bir kamu diplomasisi yürütüyor. 15 Nisan’da bölgedeki Türk askerleriyle dalga geçip başlarını kesmekten bahseden bir grubun video görüntüsü üzerine HTŞ, “Türkiye ordusu, mücrim rejim ve müttefiklerine karşı savaşta Suriye devriminin ortağı olmuştur” açıklamasını yaptı. HTŞ aynı zamanda yolu kapatan eylemcilerin arkasında olduğu suçlamasını da kabul etmiyor.

Suriye sahnesinde silahlı grupları birleştirme planları defalarca denendi, ortak çatı örgütleri ve operasyon odaları kuruldu. Mesela İdlib’i ele geçiren Fetih Ordusu bunlardan en dikkat çekeniydi. Bu ordunun iki büyük bileşeni Nusra Cephesi ve Ahrar El Şam daha sonra birbiriyle savaşa tutuştu. 

Bu kez durum biraz daha ciddi; İdlib’de “kurtarılmış” bölgede herkes yolun sonuna yaklaşırken Türkiye kendi koşullarını dayatabiliyor. Yine de entegre bir ordu projesinin başarı şansı yüksek değil. Birbiriyle kanlı bıçaklı, ideolojik olarak sorunlu ve çok sayıda cihadi unsur barındıran örgütlerle ortak ordu kurmak imkânsıza oynamak gibi bir şey. Türkiye kontrol altında tuttuğu yerlerde bile müttefik milis güçler arasında çıkan çatışmaları önleyemiyor. Bitmek bilmeyen çatışmaların sonuncusu 14 Nisan’da Afrin’e bağlı Cinderes ve 16 Nisan’da Halep kırsalındaki Handura’da yaşandı. 

SMO ve UKC ile bölgeyi paylaşmayı reddeden HTŞ’nin alacağı tutum bir yana, El Kaide’ye biatlı yedi örgütün oluşturduğu Hurras El Din, yine El Kaide çizgisindeki Ensar El Din, Ensar El Tevhid ve Ensar El İslam ya da Taliban bağlantılı Türkistan İslami Partisi (TİP), Çeçenlerin örgütü Ecnad El Kavkaz ve Özbeklerin kurduğu İmam Buhari Tugayı’nın bu planda yeri nedir? Sorunun yanıtı meçhul. Bu örgütler, Rusya ve Türkiye arasındaki herhangi bir mutabakata göre hareket etmek niyetinde değil.

Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’nin terör listesindeki örgütlerin ortadan kaldırılması taahhüdünden bu örgütleri tabelalarını indirip yekpare bir orduya dönüştürmeyi anlıyorsa kısa bir süre sonra Rusya ile yeniden kafa kafaya gelecek demektir.

Elbette bu tür bir çaba Türkiye’ye zaman kazandırıyor. Rusya da mutabakatın yürümediği ve silahlı gruplara toparlanma fırsatı verdiğinin farkında ama gerilimi yönetilebilir bir düzeyde tutmayı yeğliyor. 

Nihayetinde Rusya’nın beklentisi bu grupların orduya dönüşmesi değil eriyip bölgenin yeniden Şam’ın kontrolüne bırakılması.

Silahlı isyan hâlini uzatan yeni ordu projesi ucu açık hesaplar barındırıyor. Bu plan, Türkiye’nin silahlı grupları tamamen kendi çıkarlarına göre yedekleyeceğini ve sadece İdlib değil sınır boyunca 30-40 kilometre derinliğine inen kontrol alanlarından çekilmeyeceğini gösteriyor. Türkiye, İdlib’de M-4’ü açtıktan sonra kendi tarafında 6 kilometre derinliğindeki güvenlik koridorunu Suriye ordusunun önünde yeni bir bariyere dönüştürmeyi umuyor. Arkasından M-4’ten Türkiye sınırlarına kadar olan bu bölgenin, milis ordusuyla birlikte TSK’nin kontrolüne geçmesi amaçlanıyor. Bu bir bakıma Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı bölgelerinde olan T.C. patentli askeri-sivil-idari yapılanmanın İdlib’e taşınması anlamına geliyor.

TSK’ye entegre paralel bir ordu, krizin karakterini de değiştirebilir. Bir aşamadan sonra kriz tamamen devletten devlete bir meseleye dönüşebilir.

Planlanan ordu kurulsun ya da kurulmasın hâlihazırda silahlı gruplar Türkiye ile eşgüdüm hâlinde bir sonraki savaşa hazırlanıyor. SMO Sözcüsü Naci Mustafa, İdlib’deki sükûnet döneminde fraksiyonların bütün bölgelerde kamplar kurup savunma ve saldırı planları yaptığını söylüyor. Mustafa bölgede yeni askeri gözlem noktaları kuran Türk ordusu ile üst düzey bir koordinasyon olduğunu da ekliyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Irak’la komşulukta kötüye doğru bir milat
Fehim Taştekin | türk-kürt çatışması | Ağu 16, 2020
İdlib’de tıklayan bomba: Uzlaşma mı savaş mı?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Tem 29, 2020
HTŞ, Türkiye’nin işini mi yapıyor?
Fehim Taştekin | İdlib | Haz 28, 2020
Suriyeli Kürtler: Mahsul gaspı Türk yardımlarını gölgede bırakıyor
Amberin Zaman | türk-kürt çatışması | Haz 22, 2020
Suriye’de ‘TL bölgesi’ hayal mi gerçek mi?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Haz 15, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
BAE-İsrail anlaşması Türkiye’ye niçin olumsuz yansıyacak?
Amberin Zaman | Israeli-Gulf relations | Eyl 17, 2020
al-monitor
Türkiye Libya’da neden Mısır’ın rolünü kabulleniyor?
Fehim Taştekin | | Eyl 18, 2020
al-monitor
Mali’de Fransız hezimeti Türk’ün hesabına bir zafer mi?
Fehim Taştekin | | Eyl 14, 2020
al-monitor
İthal otomobile sert fren
Mustafa Sönmez | | Eyl 8, 2020