İran güçleri İdlib cephesine niçin müdahil oldu?

Türkiye’nin hamleleri ve ABD’nin Süleymani suikastı gibi faktörler İran’ı bugüne dek uzak durduğu İdlib mücadelesine dâhil olmaya itiyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor Suriye’nin İdlib vilayetindeki El Nerab’dan yükselen dumanlar, 3 Şubat 2020. Suriye rejimine destek veren bazı İranlı ve İran güdümlü grupların İdlib ve Halep cephelerine gönderildiği bildiriliyor. Photo by OMAR HAJ KADOUR/AFP via Getty Images.

Şub 5, 2020

Suriye ordusunun İdlib vilayetinde sürdürdüğü operasyonlar, Beşar Esad yönetimine stratejik kazanımlar sağlıyor. İdlib kentinin güneyinde stratejik bir kasaba olan Maaret El Numan, 28 Ocak’ta isyancı ve terörist gruplardan geri alındı. Bu başarı, Şam-Halep bağlantısını sağlayan M5 otoyolunda tam kontrol sağlama yolunda önemli bir adım olarak görülüyor. Suriye ordusunun önceki İdlib operasyonlarında olduğu gibi son kazanımlar da Rusya’nın hava desteğiyle sağlandı. Yeni olan haber ise İranlı ve İran güdümlü güçlerin de artık savaş alanında aktif olarak bulunması. 

İngiliz The Daily Telegraph gazetesi 26 Ocak’taki haberinde Fatimiyyun Tugayı olarak bilinen İran destekli Afgan savaşçıların İdlib’deki çatışmalara katıldığını gösteren telsiz konuşmalarına ulaştığını belirtti. Gazeteye göre İdlib’deki Fatimiyyun savaşçılarının sayısı 400 ilâ 800 arasında tahmin ediliyor. Yine ocak ayında çıkan bazı haberlerde Türk istihbaratına dayanarak İran destekli grupların İdlib ve Halep cephelerine gönderildiği bildirilmişti. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da 27 Ocak’ta İdlib ve batı Halep’teki büyük çaplı taarruzları eleştirirken “Rusya, İran rejimi, Hizbullah ve Esad rejiminin müşterek güçlerini” suçladı.

İran, Esad yönetimine verdiği askeri ve siyasi desteği sürdürmekle birlikte Suriye ordusunun kuzeybatıdaki operasyonlarına katılmaktan kaçınmıştı. Dolayısıyla Tahran’ın İdlib harekâtına yardım etmeye karar vermesi, sıradan bir gelişme değil.

İran’ın İdlib konusunda neden tavır değiştirdiğine eğilmeden önce Kudüs Gücü Komutanı Tümgeneral Kasım Süleymani’nin 3 Ocak’ta ABD tarafından öldürülmesinden sonra oluşan durumu dikkate almak gerekir. İran’ın bölgesel stratejilerinin mimarı olan Süleymani’nin ortadan kaldırılması, Suriye’deki İran nüfuzunun azalmaya başlayacağı yönünde yorumlara yol açmıştı. Görünen o ki Esad bile bu ihtimalden kaygılanmış ve İran’la “yeni dönemdeki koordinasyonu” ele almak üzere istihbarat şefi Ali Memluk’ü hemen Tahran’a göndermişti. 

Bu bağlamda İran’ın İdlib’de boy göstermesi iki yönlü bir mesaj olarak okunabilir. Tahran rakiplerine Suriye’deki gücü ve nüfuzundan bir şey kaybetmediği mesajını verirken, Esad’a da “Her zaman, her yerde yanındayım, bana güvenmeye devam et” diyor. İran’ın kendini ispatlama çabası, Devrim Muhafızları’yla bağlantılı olan Fars Haber Ajansı’nın 26 Ocak’taki haberinde de okunuyordu. Haberde, Suriye’deki isyanın başından itibaren Esad rejiminin devrilmesini engellemekte Kudüs Gücü’nün rolü olduğu vurgulanıyordu. Bu, yarı resmi bir ajansın İslam Devleti’nin 2013’teki yükselişi öncesinde de Kudüs Gücü’nün Suriye’de faal olduğunu yazması bakımından bir ilkti. 

İran’ın İdlib’de tavır değiştirmesine Türkiye ve Suriye’nin değişen öncelikleri de etki etmiş olabilir. Özellikle ABD’nin Mayıs 2018’te nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra İran’ın kuzeybatı Suriye’deki operasyonlara doğrudan müdahil olmamasının önemli bir sebebi, ABD’nin yeni yaptırımlarına karşı Türkiye’yi bir ortak olarak kaybetmeme isteğiydi. Zira Türkiye Şam’ın İdlib’deki taarruzlarına karşı çıkıyor ve bölgede bulunan isyancı grupların çoğuna destek veriyor. 

Ancak son dönemde Türkiye’nin bölgedeki ana odak noktasının Suriye’den Libya’ya kaydığına dair artan sayıda işaret var. General Halife Hefter’in güçleriyle mücadele eden Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne destek olarak Suriye’den yüzlerce Türkiye destekli savaşçı Libya’ya gönderiliyor. Bu arada 13 Ocak’ta 2011’den beri ilk kez Türkiye’nin Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan Suriyeli mevkidaşı Ali Memluk ile Moskova’da bir araya geldi. Görüşme, Ankara’nın Şam’a yaklaşımında değişime işaret eden olası bir başlangıç noktası olarak yorumlandı. Ancak Suriye ve Türk güçleri arasında İdlib’de yaşanan son çatışmalar, Ankara ve Şam’ın hâlen herhangi bir uzlaşıdan uzak olduğunu gösteriyor. Çatışmalarda en az altı Türk askeri hayatını kaybetti. Yine de İran’ın İdlib’de tutum değiştirmesinin, Türkiye’nin burada aktif bir varlık sürdürmeye niyetli olmadığı ya da bunu yapabilecek durumda olmadığı hesabına dayanması muhtemel. 

İran’ın İdlib’deki yaklaşımını etkileyen bir diğer faktör, ABD ve İsrail’in Tahran üzerinde baskıyı artırması olabilir. İran son yıllarda Suriye’nin güneyine, Dera’dan Deyrizor’a kadar uzanan bölgeye odaklanmıştı. Ancak İsrail’in bu bölgedeki İran hedeflerine yönelik saldırıları artırması ve Süleymani suikastıyla ABD’yle gerilimin yükselmesi, İran’ı Suriye’deki kuvvetleri konusunda stratejik hesap değişikliğine itmiş görünüyor. İsrail ve ABD saldırılarından sakınmak için İran, en azından bazı güçlerini İdlib dâhil başka bölgelere göndermeye karar vermiş olabilir. Bu yoldan İran’ın savaş alanında etkisini artırmak, Suriye’deki İran varlığını sonlandırmak isteyen ABD ve İsrail’e yeni engeller çıkarmak da hedefleniyor olabilir. 

İran’ın İdlib’deki mücadeleye dâhil olması, Süleymani suikastının ardından Tahran’ın ABD güçlerini Orta Doğu’dan göndermek gibi büyük bir bölgesel hedef koymasıyla da ilgili görünüyor. Suriye’deki ABD güçleri, Suriye Demokratik Güçleri’nin kontrolünde olan Fırat’ın doğusunda yoğunlaşmış durumda. Dolayısıyla Tahran, İdlib harekâtının bir an önce başarıyla tamamlanmasını ve “Suriye topraklarının her bir santimini kurtarma” sözü veren Esad’ın Fırat’ın doğusuna yönelmesini istiyor. İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in üst düzey danışmanlarından Ali Ekber Velayeti 30 Ocak’taki basın toplantısında “Suriye hükümeti ve direniş cephesindeki müttefikleri İdlib’den Fırat’ın doğusuna geçecek ve Amerikalıları defedecek” demişti. 

Tüm bu hususlar, İran’ın Suriye’de coğrafi olarak daha dağılımlı, daha ofansif bir konum alarak hem Suriye’de hem bölge genelinde yaşanan hızlı değişimlere intibak etmeye çalışacağı anlamına gelir. Bu bağlamda İran’ın İdlib’e müdahil olması, Suriye krizinde izlediği stratejide önemli bir dönüm noktası teşkil ediyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Cihatçı cepheden Türkiye için kötü haberler
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Eki 27, 2020
İdlib: Daha büyük bir savaş için küçük bir çekilme
Fehim Taştekin | | Eki 22, 2020
Rusya Suriyeli Kürtleri Karabağ’da savaştırır mı?
Kirill Semenov | Kürtler ve Kürdistan | Eki 14, 2020
İdlib’deki zamansız gerilimden savaş çıkar mı?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Eyl 25, 2020
Suriyeli muhalifler niçin Türkiye’den gitmek istiyor?
Amberin Zaman | Suriye çatışması | Eyl 10, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  İran'ın Nabzı

al-monitor
İran’ın Yukarı Karabağ ikilemi
Ali Hashem | Sınır ihtilafları ve ilhak  | Eki 9, 2020
al-monitor
Korona virüs İran ekonomisini çökertecek mi?
Bijan Khajehpour | Koronavirüs | Mar 19, 2020
al-monitor
İran ABD’ye karşı Rusya ve Türkiye’yi yanına alabilir mi?
Saeid Jafari | Iran-US tensions | Oca 14, 2020
al-monitor
Süleymani suikastı İran’ın Suriye stratejisini nasıl etkiler?
Hamidreza Azizi | Iran-US tensions | Oca 7, 2020