Rusya ve Orta Doğu

Putin, Türkiye’yi uzlaşıya ikna etmek için devrede

By
p
Article Summary
ABD’nin çekilmesi Rusya için hem yeni fırsatlar hem de Türkiye ile ilişkilerde yeni zorluklar anlamına geliyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

MOSKOVA — Rus Savunma Bakanlığı’nın ABD güçlerinin çekilmesinin ardından, 15 Ekim’de yayınladığı iki kuzey Suriye haritası, uzun süredir ABD ve SDG’nin kontrolünde olan Halep vilayetine bağlı Menbiç’in Rus ve Suriye güçlerinin eline geçtiğini gösteriyor.

Rusya destekli Suriye ordusunun Menbiç merkezinin yanı sıra çevresindeki Tabka askeri hava üssü, iki hidroelektrik santrali ve biri demiryolu olmak üzere Fırat Nehri üzerindeki üç köprüyü kapsayan yaklaşık bin kilometrekarelik bir alanı da ele geçirdiği bildiriliyor.

ABD’nin Menbiç’teki askeri üssü şu an Rusya’nın, muhtemelen de Moskova’nın anlaştığı paralı Rus askerlerinin kontrolünde. Rus güçleri Suriye ordusu ile Türk savaşçıları ayıran hatta da devriye görevi icra ediyor. Olası kaza ya da bilinçli çatışmalar, Rus ve Türk ordusu arasındaki düzenli temaslar sayesinde önleniyor.

Rusya ve Suriye ittifakı Amerika’nın çekilmesinin ardından önemli toprak kazanımları sağlamış durumda ama Moskova bu alanda fırsatın henüz tam olarak olgunlaştığı kanısında değil.

Rus ordusundan bir yetkili isminin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a şu bilgileri aktarıyor: “Amerikalıların hızla çekilme kararının arkasında ne olduğunu henüz bilmiyoruz. Daha da önemlisi Amerikalılar bu bölgeyi niçin NATO müttefikleri, yani Türkler, yerine bize bırakmayı tercih ettiler? Bu bir hediye değil, yani şimdi daha da dikkatli olmamız gerekiyor. Zira bu, Amerikalıların Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkileri bozmak için başvurduğu son çarelerden biri olabilir. Evi bize bıraktıktan sonra etrafına benzin döküp ateşe verebilirler.”

Al-Monitor’un daha önce de haberleştirdiği gibi Rusya, Barış Pınarı Harekâtı’nın başında Türkiye’ye üç önemli endişesini iletmişti: Operasyonun Suriye Anayasa Komitesi’nin ilerleyişine zarar vermemesi; Suriye’nin “toprak bütünlüğünün” korunması yani Türk güçlerinin “güvenlik ihtiyaçlarını” giderip, Kürtleri Suriye-Türkiye sınırından püskürttükten sonra bölgeden çekilmesi ve bölgede kalıcı askeri varlık bulundurmaması; son olarak da Adana Mutabakatı’nın yeniden devreye sokulması. Moskova, Ankara’nın mutabakata dair bir güncelleme talebi olursa garantör rolüyle arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu da belirtiyor. 

Türkiye operasyonu ilerlettikçe Rusya’nın hoşnutsuzluğu da sessizce artıyor. Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 14-15 Ekim’de gerçekleştirdiği Körfez turu sırasında muhtelif Rus yetkililer Moskova’nın esneklik gösterebileceği alanları ve kırmızı çizgilerini ortaya koyan açıklamalar yaptılar. 

Putin’in dış politika danışmanlarından Yuri Ushakov 14 Ekim’de Riyad’da şöyle konuştu: “Önemli olan Türkiye’nin duruma uygun ve orantılı tepki vermesi ve en önemli şeye, yani Suriye’de siyasi çözüme zarar verecek bir adım atmaması. Bizim için en önemli konu bu.”

Ushakov Moskova’nın Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve sağlanması talebinin Türkiye’nin eylemleriyle örtüşüp örtüşmediğine dair soruyu da “pek sayılmaz” diyerek yanıtladı. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov da aynı gün Rus ve Türk güçleri arasında bir çatışma ihtimalini düşünmek bile istemediklerini söyledi.

En sert açıklama ise Rusya’nın Suriye Temsilcisi Alexander Lavrentiev’den geldi. Erdoğan’ın Putin’in operasyona “olumlu yaklaştığına” dair açıklamalarının ardından Abu Dabi’de bir basın toplantısı düzenleyen Lavrentiev, operasyonun “kabul edilemez” olduğunu ve öncesinde hiçbir şekilde Moskova’dan yeşil ışık alınmadığını söyledi.

Açıklamanın sert üslubunu bir kenara bırakırsak Lavrentiev’in vermek istediği mesaj şu: Moskova aslında operasyona pek aldırmıyor ama belirli sınırların, bilhassa da Adana Mutabakatı çerçevesinde belirlenen sınırların korunmasını önemsiyor. 

Adana Mutabakatı Türkiye’nin terörle mücadele operasyonları için Suriye topraklarına 9 kilometre kadar girmesine olanak tanıyor. Ancak Türk birliklerinin Suriye’de uzun süre kalmasını istemediklerini belirten Lavrentiev’in de dediği gibi “Mutabakat Türkiye’ye Suriye topraklarında uzun süre kalma hakkı vermiyor.” 

Rus temsilci 15 Ekim’de TASS’a yaptığı açıklamada şöyle konuştu: “Cumhurbaşkanı Erdoğan operasyonu başlatacaklarını bildirdi ve amacının bölgenin terörist addettikleri gruplardan temizlenmesi olduğunu söyledi. Yani bu görev tamamlandığında Türk güçleri Suriye’den çekilecek.”

Ankara’nın eylemlerinin Kürt, Arap ve Sünni nüfusun bir arada yaşadığı kuzey Suriye’deki dini hassasiyetlere dokunabileceğini belirten Lavrentiev, Türkiye’nin güvenli bölgeye Suriye’nin diğer kentlerinden kaçmış mültecileri yerleştirme planına ilişkin de şöyle dedi: “Bölgedekiler orada hiç yaşamamış insanların topraklarına yerleştirilmesini hoş karşılamayacaktır.” Kısacası Lavrentiev, Moskova’nın operasyona dair üç tereddütünü yineleyerek Rus karar vericilerin çözüm konusunda hemfikir olduklarını vurgulamış oldu. 

Şam ile Kürt güçleri arasında uzlaşıyı sağladıktan sonra kendisine güveni artan Moskova, şimdi hızla Suriye ile Türkiye arasındaki uzlaşı süreci için kolları sıvıyor.

Erdoğan şimdiye kadar Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la müzakereye yanaşmadı. Dolayısıyla Putin muhtemelen iki hükümet arasında Moskova aracılığında bir diyalog önerecek. Ankara diyalog için Suriye yönetiminde değişiklik olmasını bekleyebilir ama Suriye Anayasa Komitesi’nin hazırlayacağı yeni anayasanın bunu sağlayıp sağlamayacağı net değil. 

Esad’ın bir süre daha iktidarda kalacağı düşünülürse Rusya muhtemelen Erdoğan’ın kuzey Suriye’de kalıcı askeri varlığa sahip olma arzusunu engellemek için elinden geleni yapacak. Dolayısıyla Ankara mevcut Suriye yönetimiyle müzakere masasına oturabilir ya da masaya oturmak için Şam’da yeni bir yönetim kurulmasını beklemeyi tercih edebilir ancak kuzey Suriye konusunda Rusya karşısında fazla seçeneği yok. Moskova kuvvetle muhtemel Ankara ile ilişkilerinde yukarıda bahsi geçen üç prensibe de sıkı sıkıya bağlı kalacak. 

Rusya, Erdoğan’ı Adana Mutabakatı’na uymaya ikna etmek için İran’ı bile devreye sokabilir. Bu cephede bir süredir düşük profilli bir siyaset izleyen İran, Erdoğan’ı Adana Mutabakatı’nı kabul etmeye iknada önemli bir siyasi rol oynayabilir. 

Moskova’daki diplomatik kaynaklar Al-Monitor’a şu bilgileri aktarıyor: “Son tahlilde Suriye’nin bu bölgesindeki Türk varlığı Rusya’dan çok İran’ı rahatsız eder. Aynı şekilde İran orada bir Kürt bölgesi de istemez. Dolayısıyla Tahran’ın Moskova’nın Rusya aracılığında öngördüğü süreçlere destek vermek için yeterince sebebi var. Rusya’nın tüm süreci kendi kontrolüne almasından hoşnut olmasalar da ehveni şeri tercih ederler.”

Amerika’nın resimden çıkması süreci biraz karmaşıklaştırmış olabilir. Rusya da Türkiye de muhtemelen Suriye’deki son mücadele olan bu operasyonun mutlu bir orta noktada bitmesini umuyorlar. Basının gündeminden düşen İdlib de “nihai anlaşma” kapsamında çözüme kavuşturulabilir.

Moskova ve Ankara ikili ilişkilerine büyük yatırım yapmış ve olası bir anlaşmazlığı önlemek için yeterince taviz vermiş durumdalar. Rusya Türkiye’nin güvenlik endişelerinin ve bundan kaynaklanan niyetlerinin farkında. Ankara da Rusya’nın güvenlik endişelerinin ve niyetlerinin farkında. Yani müzakere için zemin var.

İki liderin arasında 15 Ekim’de gerçekleşen telefon görüşmesinin ardından Erdoğan’ın 22 Ekim’de Soçi’ye giderek Putin ile görüşmesi planlanıyor. Bu da iki liderin sekiz yıllık Suriye krizinin en önemli anlaşmalarından biri olacak bu mutabakata varmak için sağduyu ve akılcı bir yaklaşımla hareket ettiklerini gösteriyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni

Maxim A. Suchkov, Al-Monitor’un Rusya-Orta Doğu bölümünün editörüdür. Doktora derecesine sahip olan Suchkov, Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nde görev almakta, ayrıca Kuzey Kafkasya’daki Pyatigorsk Devlet Üniversitesi’ne bağlı Uluslararası İlişkiler Okulu’nda öğretim görevlisi ve araştırmadan sorumlu müdür yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Fullbright programı kapsamında 2010-2011’de Georgetown Üniversitesi’nde, 2015’te de New York Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olan Suchkov, “Kafkasya ve Orta Doğu’daki Rus Dış Politikası Üzerine Denemeler” isimli kitabın yazarıdır. Twitter hesabı: @Max_A_Suchkov

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept