Önlemlere rağmen İD üyeleri Türkiye’ye sızıyor

Yetkililere bakarsanız Türkiye, İslam Devleti’ne (İD) karşı gıpta edilecek bir mücadele veriyor. Ama kara delikler büyük. İD üyeleri kaçakçılar sayesinde Türkiye’ye geçiyor. Bir İD zanlısının özgürlüğüne kavuşması düşünce suçlularından daha kolay.

al-monitor .
Fehim Taştekin

Fehim Taştekin

@fehimtastekin

İşlenmiş konular

İslam Devleti

Mar 1, 2019

Suriye’de Deyrizor’a bağlı Boğuz’da çembere alınan İslam Devleti (İD) artık saha hakimiyetinin sonuna gelirken kaçan militanlar için “kurtuluş” kapısı olarak Türkiye öne çıkıyor. Alınan önlemlere rağmen militanların Türkiye’ye sızma ve burada bir süre kalıp sonra başka ülkelere geçme çabası sürüyor. Sızmalarda kişi başına binlerce dolar kazanan kaçakçılık şebekelerinin rolü büyük.

Türkiye’nin sınırlarda İD’e göz yumduğu, yeterli önlemleri almadığı, yakalanan örgüt üyelerinin gereği gibi yargılamadığı ve çok sayıda zanlının bırakıldığı yönünde eleştiriler var. Türk yetkililer ise bunlara öfkeli yanıtlar veriyor, hükümete bakılırsa İD ile Türkiye’den daha etkili mücadele eden yok.
2012-2015 arasında “geçiş serbest” politikasıyla sınırların kevgire çevrildiği dönemi bir kenara bırakırsak son yıllarda Türkiye’de İD’e karşı operasyonlarda kayda değer bir artış oldu. Anadolu Ajansı’na (AA) göre, 2018’de İD’e karşı operasyonlarda 3 bin 38 zanlı gözaltına alındı, bunlardan 408'i tutuklandı.

AA bu yılın ilk ayında da 87 zanlının gözaltına alındığını, bunların 36’sının tutuklandığını belirtirken “DEAŞ’ın (İD) kökü kazınıyor” başlığını kullandı.

Şubat ayına baktığımızda da tablo şöyle: 2 Şubat’ta sınırdaki Akçakale kasabasında dört İD üyesi ele geçirildi. 4 Şubat’ta İstanbul ve Kocaeli’nde 24 zanlı yakalandı. Bunlardan 11’i tutuksuz yargılanmak üzere bırakıldı. 6 Şubat’ta Samsun’da yakalanan iki Iraklı ile bir Suriyeli serbest bırakıldı.
14 Şubat’ta Bursa’da yürütülen İD operasyonunda Suriye uyruklu 52 kişi gözaltına alındı. Kaçının tutuklanıp kaçının bırakıldığı meçhul. 19 Şubat’ta Konya’da İD üyesi oldukları gerekçesiyle aranan 12 zanlıdan dokuzu yakalandı.

17 Şubat’ta Bursa’da Interpol’ün arananlar listesindeki iki yabancı kadın ele geçirildi. 21 Şubat’ta Samsun’da yedi Iraklı ve bir Ürdünlü gözaltına alınıp bırakıldı. 27 Şubat’ta Halep ve Deyrizor’daki elemanların koordinasyonundan sorumlu bir örgüt emiri Bursa’da yakalandı.

Bunların dışında Kayseri’de İD’in lojistik sorumlusu Ebu Cafer’le bağlantılı sekiz sanığın yargılandığı dava da dahil önemli davalar da sürüyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 2018 sonunda bilançoyu açıklarken “Şu ana kadar 151 ülkeden 69 bin 967 kişiye ülkeye giriş yasağı konmuş, 100 farklı uyruktan 7 bin 31 kişi de yabancı terörist savaşçı olduğu için sınır dışı edilmiştir. Geçen yıl toplam 697 terör eylemini oluşmadan engellemiştik, bu yıl 347" demişti.

Tabii hükümet İD meselesini PKK, PYD, YPG ve FETÖ’yü de işin içine karıştırarak sulandırdığı için birçok gözlemci bu örgütle mücadeleyi yetersiz ve gayri ciddi buluyor. En fazla da yakalandıkları halde neden kolayca bırakıldıkları sorgulanıyor. İD üyelerinin Türkiye’de gördükleri hoşgörüyü başka hiçbir ülkede bulamayacaklarına dair yaygın bir kanaat var. Türkiye’deki bombalı saldırılarla ilgili olarak görülen davalarda bazı zanlıların duruşma salonuna getirilmeden uzaktan alınan ifadelerle yetinilmesi yargılamanın ciddiyeti bakımından tartışmalara yol açmıştı.

Eleştirilere rağmen hükümet kanadı yakalanan her İD militanı ile açıklama yaparken suyu bulandırmaktan vazgeçmiyor. En son 15 Şubat’ta Hatay’da yakalanan bomba yüklü bir araçla ilgili Bakan Soylu "100 DEAŞ’lının serbest bırakılması karşılığında PYD’den bombayı getirip, o büyükşehrimizde patlatacaklardı. PYD, PKK talimat vermiş. Bunların hepsi bir" ifadelerini kullandı.

Elbette yakalananlarla ilgili tablo göz kamaştırıyor. Ancak gözaltına alındıktan sonra yetersiz soruşturmalara bağlı olarak bırakılanlar bir kenara gözden kaçanlar çok daha fazla.

Sınırlara yüzlerce kilometrelik duvarlar örülmesine rağmen İD’in lojistik ya da hücresel ağları hâlen aktif. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) son iki ayda İD ile bağlantılı en az 85 ailenin kaçakçılara 10 bin ilâ 50 bin dolar arasında para ödeyerek Türkiye tarafına geçtiğini rapor etti. SOHR’a göre kaçakçılar bu kişileri, önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG), ardından Fırat Kalkanı bölgesinden geçirerek sınıra ulaştırıyor. Kaçakçılara en büyük miktarı (50 bin dolar) ödeyen de eşi ve iki çocuğuyla birlikte seyahat eden bir Özbek savaşçısı. Bazıları kamplara dağıtılmadan önce El Ömer Petrol Sahası’na götürülürken El Busayra, Seban ve Haranic gibi yerlerde 10 bin doları bulan miktarlarda para ödeyerek Fırat’ın batı taraflarına kaçmayı başarıyor. Bölgeden çıkan insanlar üzerlerinde 300 bin dolar gibi şaşırtıcı miktarlarda para taşıyor.

SOHR’un hesaplarına göre 1 Aralık 2018’den bu yana 5 bini savaşçı olmak üzere 49 bin 650 kişi İD bölgesinden ayrıldı. Bunlar arasında Suriye, Irak, Rusya, Somali, Filipin, Asya ve Avrupa ülkelerinden insanlar var. Çoğunluğu oluşturan Iraklılar İD’in hâlâ sığınacak alanlar bulabildiği Irak’a geçmeyi tercih ediyor. Boğuz’da tahminlere göre 5 bin sivil ile teslim olmayı reddeden 400 savaşçı kaldı. Bunların dışında daha önce ele geçirilmiş 800 savaşçı ve bunların ailelerinden oluşan 8 bin kişi SDG’nin kontrolündeki dört kamp ve hapishanelerde tutuluyor.

Kaçanlar için birincil adresin Türkiye olduğundan şüphe yok. SDG yetkilileri, kuşatma altındaki İD üyelerinin Türkiye ya da İdlib’e güvenli geçiş istediği ama taleplerinin reddedildiğini söylemişti.

Tunus’tan Britanya’ya kadar farklı ülkelerde yakalanan İD üyelerinin anlattıkları hikâyelerde de Türkiye bir kavşak noktası olarak öne çıkıyor. Aralık sonunda ICSVE (International Center for the Study of Violent Extremism) uzmanlarının YPG’nin elindeki 18 İD savaşçısıyla görüşmesinden çıkan bilgiler örgütün Türkiye’yi merkeze aldığını gösteriyor.

Örgütün istihbarat birimi Emni’de görev almış eski insan kaçakçısı Tunuslu Abdülkadir, Avrupa’da “uyuyan hücreler” kurmak üzere militanların özel eğitimden geçirildiğini, bazılarının tanınmamak için Türkiye’de saç ektirdiğini ve estetik operasyonu yaptırdığını, sahte pasaport edindiklerini, cephe geçmişini gizlemek ve izlerini kaybettirmek için tatil beldelerinde vakit geçirip bolca fotoğraf çektiklerini ve sonra kaçak yollardan Avrupa’ya geçtiklerini anlatıyor. Bütün bunlar Türkiye’de örgütlenmeyi ve lojistik ağlar kurmayı gerektiriyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Irak’la komşulukta kötüye doğru bir milat
Fehim Taştekin | türk-kürt çatışması | Ağu 16, 2020
Irak su meselesinde Türkiye’ye karşı hangi kozları kullanabilir?
Omar al-Jaffal | Su sorunları | Ağu 12, 2020
Suriye: SDG bölgesindeki suikastlar ne anlama geliyor?
Shelly Kittleson | İslam Devleti | Ağu 10, 2020
Suriyeli Kürtlerin petrol hamlesi Türkiye’yi yumuşatabilir mi?
Amberin Zaman | Petrol ve gaz | Ağu 4, 2020
Kürtlerin korkusu: Pençe PKK’nin ötesinde Kürdistan’ı hedef alıyor
Fehim Taştekin | Kürtler ve Kürdistan | Tem 20, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
İdlib’deki zamansız gerilimden savaş çıkar mı?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Eyl 25, 2020
al-monitor
BAE-İsrail anlaşması Türkiye’ye niçin olumsuz yansıyacak?
Amberin Zaman | Israeli-Gulf relations | Eyl 17, 2020
al-monitor
Türkiye Libya’da neden Mısır’ın rolünü kabulleniyor?
Fehim Taştekin | | Eyl 18, 2020
al-monitor
Mali’de Fransız hezimeti Türk’ün hesabına bir zafer mi?
Fehim Taştekin | | Eyl 14, 2020